2 Aralık 2016 Cuma

Yoda :)

Yetişememek, zamansızlık, hep yakındığım şeyler oldu son zamanlarda. Ara ara ce-ee yapıp bir müddet yine saklambaç oynuyorum blogda. Blogumu bir sabah kalktığımda gizli yapıyorum, bir sabah neden gizli yapıyım ki ben paylaşmayı seven bir insanım diyip herkese açıyorum. Pek tutarsız da değilimdir aslında, aksine annem, babam ve çevremdekiler ne kadar kararlı bir insan olduğumdan bahsederler hep. Tipik boğa burcuyumdur işte.. Ama bu blog konusunda gizli ve açık seçenekleri konusunda ikilemlerime son veremiyorum bir türlü...

Geçen 10 ayda yine bir sürü değişiklikler oldu hayatımızda. En büyük değişiklik ise; hayatımıza ve ailemize 3. bir çocuğun katılması. :) Paniğe gerek yok, kedi aldık :) 


Arda'nın 6 aylık kedi alalım baskılarına dayanamayarak, her türlü araştırmayı Arda yapmışken ve belki de hayatımda ilk kez alternatifleri araştırmadan hazıra konarak, 6 aylık psikolojik kabullenme ile scottish fold yavru bir kedi sahiplendik. Hayır  hayvanseverler zıplamasın hemen, çünkü pet shoptan almadık. Hatta eski sahibi kesinlikle ilk 2,5 ay anne sütü almadan size teslim etmem dedi ve 3 aylık yavru iken evimizde beraber yaşamaya başladık Yoda'mızla...

Evet adını Arda ve Berk koydu. Star wars bölümlerini hiç izlemediğim halde ama Arda ve Berk 3er 5er kez izlediklerinden ve bana anlattıklarında izlemiş kadar oldum!! Daha kedi almaya karar vermeden önce adı hazırdı: Usta Yoda :)


Yoda, 18/08/2016 doğumlu tontik, oyuncu ama çok da uslu, akıllı mı akıllı, atletik mi atletik bir kedi. Çok sorular geldi tuvalet işi sorun oldu mu, alışmak ne kadar zaman aldı, sıkıntı oluyor mu, eşyaları tırmalıyor mu...vb şeklinde. Tuvalet hiç sorun olmadı çünkü zaten eski sahibi alıştırmıştı, evimize geldiğimizde de çok şükür ki bir kez bile tuvaletin yerini şaşırmadı :) Tırmalama mevzuusu da hiç sorun olmadı çünkü Arda  tırmalama tahtasına 1-2 seferde alıştırdı. Anası gibi araştırmacı bir çocuk yetiştirdiğim için, meyvelerini toplamaya başladım. Zira kedi bakımıyla ilgili her türlü araştırmayı internetten  Arda yapıyor evde ve bana anlatıyor. Gerekli her türlü malzemeyi, yapılacakları ondan öğrenip hazıra konuyorum :) 

Ve evet gerçekten yıllarca çok büyük konuşup "kesinlikle eve tüylü bir hayvan almam!!" sözünü tükürüp, yaladığına memnun olan yegane insanımdır hayatta!! Bir kere çocukların sormluluk duyguları gelişiyor, empati kurma yetenekleri gelişiyor, insan-hayvan sevgileri ve koşulsuz sevme yetileri oluşuyor, insanın tüm negatif enerjisi gidiyor...
Geçen sene sınavsız 2. üniversite kapsamında açıköğretimde çocuk gelişimi önlisans programına başlamıştım. Bu son senem ve 2 gün sonra sınavlarım var. Zamanımı doğru planlamak adına şimdilik bu kadar yazıyorum buraya. 5 dersin sadece bir tanesinin tüm konularını çalıştığım düşünülürse, ODTÜ'de hiç alttan ders almamış ve 3,3/4 ortalamayla mezun olmuş biri olarak, F almayı gururuma yedirebileceğimi sanmıyorum :)




24 Şubat 2016 Çarşamba

Sarı Şekerim.. Nice Yıllara...


Nice yıllara tatlı oğlum. Allah hep güzel günlerini göstersin bize.. 

11 Şubat 2016 Perşembe

ARA TATİL

Kısa bir kaçamak yaptık Şubat tatilinde. Yok öyle kayak tatili değildi.. Zira karı-kışı hiç sevmem ben. Bahar insanıyımdır yaa, nerede sıcacıklık orada ben :)


 Arda'nın sınıfından ve İngilizce kursundan arkadaşları ve aileleriyle beraber, Kızılcahamam Patalya tesislerine gittik. Karın kışın içinde, sıcacık hamam sefası yapalım, azıcık kür havuzunda şifalanalım, kafamızı boşaltalım diye. Ankara'ya da 1 saatlik mesafede olunca, gittiğimiz arkadaşlar tam kafa dengi olunca, otelden çok memnun kalınca, çocuklar da tam tatilin son 3 günü hep beraber eğlenince tadından yenmedi elbet...


Berk de kendini kabul ettirdi abilerine. O da bir birey ve oyunların vazgeçilmez elemanı oldu!! İnanılacak gibi değil!.. Kendimden biliyorum, küçükken ablam ve arkadaşlarıyla takılmak, onlarla oynayabilmek için yırtardım kendimi ama boş!! Berk'in hiç öyle sorunları olmadı. Nasıl beceriyor bilmiyorum ama yapıyor... :)


Malum karne günü Ankara'da kar tatili olduğundan dolayı, çocuklar karnelerini okullar açılınca alabildiler. Berk, okulun ilk günü süslü püslü öğrenci değerlendirme formu ile geldi eve. Ben sanıyorum ki, öyle yanına tik atılan, matbu bir şekilde değerlendirme formu ve hepsi de klasik "çok iyi" şeklinde tiklenmiş bir değerlendirme formu gelecek!!  Biz eşimle inanamadık okuduklarımıza... 2-3 ayda öğretmeni nasıl çözmüşse, bana deseler bir A4 kağıdına oğlunuzu anlatın diye, bu derece net, kısa, öz ve doğru anlatamazdım sanırım. 

Daha sık yazmaya çalışacağım artık. İnşallah yani... ;)

29 Ocak 2016 Cuma

NEREDEYSE 1 YIL OLMUŞ...

Ne özenli, ne düzenli tutuyordum aslında blogumu. Aslında yine bir şekilde zaman bulur, yazarım düzenli olarak da o heves mi gitti, gereksiz mi gelmeye başladı, teknolojinin ve çevredeki potansiyel sapkınlıkların mı artması beni soğuttu bilmiyorum. Zamansızlık değil yani asıl sorun aslında. Ha çok mu zamanım var?? Hayır, keşke olsaydı ama yine de bulurum bir ara ben, hele ki yazdıkça içimi döken, içimi döktükçe hafifleyen, hiç bilmediğim, tanımadığım kişilerin bilgilerimden, (varsa) tecrübelerimden faydalandığını, faydalandıkça bana ettikleri hayır dualarıyla daha da huzur dolan kişiliğim varken...

Nisan 2015'ten beri çok şey yaşadık... Çok güldük, çok eğlendik, çok üzüldük, çok kızdık, çok gezdik.... Hayat devam etti işte... Sarı şekerim Arda'm 8 yaşında, ilkokul 2. sınıfa giden yakışıklı bir delikanlı oldu. Lokumum Berk'im ise 4 yaşında, kreşe giden, abisinden çok farklı özellikler gösteren minik bir pıtırcık oldu. Hep diyorum ya zaten, aynı anadan babadan çıkan 2 kardeş, nasıl bu kadar farklı olur aklım almıyor diye :)

 

Arda ilkokula başlarken ilk şu postumda yazmıştım, özel ve devlet okulları arasındaki seçim sürecimizi. Aradan 1,5 sene geçti, gidişatla ilgili bişeyler karalıyım dedim. Öncelikle öğretmenimiz 50 küsur yaşlarında, inanılmaz sabırlı, inanılmaz şefkatli, inanılmaz vicdanlı, inanılmaz tecrübeli ve inanılmaz bilgili bir bayan. Gerçekten geçtiğimiz 1,5 yıl boyunca bu derece şanslı olmamızın sebeplerinden birinin de, bu blogumdan faydalananlar kişilerden aldığım hayır dualarının olduğuna inanıyorum. 

Anasınıfındayken 1 sene boyunca ağlayarak okula giden Arda ve bunun için yıllık bilmem kaç bin TL para ödeyen biz, 1,5 senedir okula hoplaya zıplaya giden, eve gelir gemez "derslerimi yapmam lazım" diyen, tatillerde okulunu, öğretmenini, arkadaşlarını özleyen, 30 kişilik sınıflarında kendini diğer arkadaşlarına sevdirmiş, kabul ettirmiş, belli bir karakter ortaya koymuş ve aranan eleman olmuş olan Arda'yı şaşkınlıkla izliyoruz. Bir kere en önemlisi de bu zaten: Çocuğun mutlu olması ve okula severek gitmesi..

 

 Devlet okulunda hiç sorunlar yaşamıyor muyuz? Elbette yaşıyoruz. Örneğin, bu sene ilk dönemin başlarında bazı güvenlik sorunları yaşadık. Ama güzel olan şu ki, devletin garantisi altında bu çocuklar. Çünkü veliler olarak ne zamanki şikayetlerimizi dile getirdik, öncelikle okul yönetimi bu baskı karşısında yeni güvenlik önlemleri almak zorunda kaldı ve çok şükür ki sorunumuz şimdilik çözülmüş görünüyor.  Ya da başka bir sorun, bir devlet okulunda özel okullardaki gibi tuvaletlerin gıcır gıcır olmasını, kokulu sabunlar, yumuşacık havlu peçeteler olmasını beklemeyin :) Sonuçta okul aile birliği desteğiyle yürütüldüğü için bu tür temizlik olayları, yine velilerin desteğiyle bu sorun da çözüldü büyük oranda. (Ama hala yumuşacık havlu peçetelerimiz yok!! :))) )

Açıkçası biz bu 2 konu haricinde sıkıntı da yaşamadık devlet okulunda. İnşallah da yaşamayız hiç. Yeri geldi eskiyen sınıf dolabı için veliler olarak tarafımıza düşen cüzi miktarda parayı toplayıp, güzel bir dolap da aldık, sınıfımıza en akıllısından tahta da taktırdık. Ecegöz de eksik değil sınıfımızda, okula destek eğitim setleri de.. Böyle bir mahallede, böyle velilerlere sahip çocuklarla aynı okulda/sınıfta olmamız bizim şansımız elbet, keşke her devlet okulu da böyle olsa. Gerçi bu biraz da alttan almaya ya da bazı küçük olayları gereksiz yere de büyütmemeye bağlı galiba. Başında çocuğunuzu bir cam fanus içinde büyütmek istemediğinize karar verip, ona göre bazı şeyleri göze alabiliyorsanız, ufak tefek sorunlar çok da sorunmuş gibi gelmiyor size. Ama inanın ben şimdiye kadarki  aldığımız eğitimin (ki tüm Türkiye'de eğitim müfredatı aynı), içeriğin, ders işlenişinin, sonrasında verilen ödevlerin (belki ödevler biraz daha az olabilir diye düşünüyorum), gerçekten iyi ve kaliteli olduğunu düşünüyorum. Bir kere tekrar yapmak ve iyice özümsemek için zamanları gayet yeterli oluyor; çünkü özel okullardaki çok saatli inglizce dersleri yerine ana dersler işleniyor. Ha biz de hafta sonumuzdaki 6 saatimizi İngilizceye harcıyoruz elbet ama tercih meselesi bu da...



Hani bazı kişiler küçük görür yaa sınıfa devam eden çocukların maddi/manevi durumlarını. Biz zaten öyle ailelerden olmadık hiç. Tersine önceki postumda da yazdığım gibi, hayat toz pembe değil. Sadece maddi imkanları orta-üst seviyedeki aile çocuklarından olmasın istedik arkadaşları. Onları küçük görmesin, ayrımcılık yapmasın, vicdanlı olsun, empati kursun, gereksiz şımarıklıklar yapmasın, aslında ne kadar şanslı olduğunu yaşayarak görsün istedik. Yaşıyor... Görüyor... Empati kuruyor...
Devlet okuluna göndermeye karar verirken en çok takıldığımız konu da İngilizce konusuydu. Devlet okullarında İngilizce dersi İlkokul 2. sınıfta haftada 2 saat olarak başlıyor. Ve bu dersin içeriği de (bana göre) çok çok basit seviyede. Biz bu konuya da şöyle bir çözüm getirdik. Sınıfından çok iyi anlaştığı 4 arkadaşıyla birlikte 5 çocuk olarak Türk Amerikan Derneği'nin İngilizce Kursuna kayıt ettirdik sene başında. Haftada 3'er saatten 2 gün, toplam 6 saatlik İngilizce kursuna gidiyorlar ve bu kurs hem arkadaşlarıyla beraber olduğu için, hem de dersler oyunlarla, videolarla...vb işlendiği için, gayet hoşlarına gidiyor çocukların. Haftada bir ünite bitiriyorlar ve hafta içine o üniteye ait ödevler veriliyor. Ödevleri doğal olarak eşimle ben dönüşümlü yaptırıyoruz ve her ünite bitiminde de eşimle nasıl bu kadar ilerlediklerine şaşırıyoruz. Öncesinde de gittiği özel okullarda aldığı İngilizceden mi kaynaklı bu derece rahat öğreniyor acaba diye düşünmüyor değilim, illa ki etkisi vardır ama hiç özel okul tecrübesi olmayan arkadaşının da aynı başarıyı gösterdiğini görünce, İngilizce, kursla da çözülebilirmiş diyorum. Sarı şeker, İngilizce konuştuğumuzda anlıyor, cevap verebiliyor, en önemlisi de İngilizceyi seviyor... Biraz daha büyüyünce 1 aylık yurt dışı yaz okullarına, pratik olması açısından gönderme ve hatta beraber gidip örneğin 3-4 hafta bir ev kiralayıp o yaz okulundayken bizim de tatil yapma gibi planlarımız var ileriki dönemde... Allah sağlık-sıhhat-huzur versin de...

 

Bir yandan da gitar kursuna devam ediyor sarı şekerim. Kurs manyağı yapmak en büyük korkumdu çocuklarımı. İngilizce kursu bir yandan, gitar kursu bir yandan, at binicilik kursu bir yandan, yüzme kursu bir yandan derken, konuya el attım hemen. Seç dedim Arda'ya. Önce 3'e, mümkünse de 2'ye indireceksin kursları ve bunlardan biri kesin İngilizce olacak. Kış dönemi için yüzmeden vazgeçti hemen . Zaten çok da bayılarak gitmiyordu!! Ama binicilikten de gitardan da vazgeçemedi bir türlü. Kış döneminde ata binersen hasta olursun çok, manej soğuk oluyor, ata binerken çok terliyorsun dedik, ikna ettik, dondurduk Nisan-Mayıs ayına kadar biniciliği. Ama gitarı bırakmıyor. Yanında basketbola gitmek istiyor, gün geliyor futbola gitmek istiyor, istiyor da istiyor. Basketbol kursundan, yazın hafta sonları ailecek basket sahasına gidip basket oynayarak ve bildiğimiz az buçuk basketbol bilgisiyle ona öğreterek kurtulduk! At biniciliğini bıraksın diye beynini yıkamaya çalışıyorum, "Yarım saatçik ders için bir sürü yol gidiyoruz Arda, değmiyor" diyorum, "Biniciliğin sonu yok Arda, sana ileride bir at alamayız, yarışlara katılabilmen için kendi atının olması gerek, dolayısıyla ilerleyemeyeceksin sadece hobi olarak kalacak bu spor" diyoruz, ikna edemiyoruz. Bir yandan o kocaman, benim bile yanına yaklaşmaktan çekindiğim atı gütmesi, onunla arasında duygusal bir bağ kurması, özgüveninin bu derece artması ve yarım saatte vücudunun her bir kasını çalıştırması hoşuma gidiyor ama yo-rul-dum... :)

video

Benim lokumum Berk ise abisine göre çekingen biraz. Kaç kez hem hareket etsin, hem sosyalleşsin diye jimnastik için deneme dersine kayıt oldum, hiçbirine katılmak istemedi. Onun isteği abisinin gittiği müzik kursunda piyano dersi almak(mış). Kurstaki piyano hocaları, miniş parmakların biraz büyümesi gerektiğini söyediklerinde, üzülmüş olsa da birazcık, ikna olmuş görünüyor şimdilik. Küçük lokumumu da, "ne varsa devlette var" mantığıyla, zaten özel okul gibi işleyen ve hatta özel okullardakinden daha güzel ders içerikleri olan, butik, minik, şefkat dolu, herkesin birbirini ve her velinin birbirini tanıdığı, bal gibi çalışkan arı gibi akıllı ve başarılı bir müdürü olan, yine oturduğumuz yerdeki devlet ana okuluna verdik. "Hadi erken yat, yoksa sabah uyanamaz okuluna gidemezsin!" dediğimizde koşarak uyumak için yatağına giden bir yavrunuz oldu mu hiç?? :) Berk lokumu da okulunu, öğretmenlerini, arkadaşlarını sevmeseydi yapmazdı herhalde.... Maşallah diyelim... Totomuzu sıkalım...

 









16 Nisan 2015 Perşembe

İlkbahar... Heyooo... :)

Mola verdik kendimize Mart ayında biz. Sadece 3 günlük anne-baba kafa dinleme molası. Yoğun geçen günler, stresli çalışma hayatı ve mesailer, ilkokul 1. sınıfın ebeveyn sorumlulukları, evdeki 3 yaşındaki miniğin oyun beklentileri ve daha sayamadığım birsürü olay.. İnsanın biraz deşarj olması, beynini rahatlatması, biraz kaçıp gitmesi gerekiyor bazen...

Bizimle aynı durumda olan dostlarımızla ayarladığımız 3 günlük Amsterdam kaçamağı, tam da bu dönemde çok iyi geldi ruhumuza... Yine anneanne ve dedemiz sağolsun, kırmadılar bizi ve çocuklarımızı güvenli ellere teslim ederek, kafa boşaltmaya gittik 4 kişi...

Gerçi daha önceden Şubat ayında Polonya'ya gidiş için almış olduğum vizeyi, THY o günkü uçuşları hava şartlarından dolayı iptal edince, Polonya’ya giriş-çıkış yapamadığımdan mütevellit ve nasıl olsa schnegen vizem var, Hollanda’ya giderken yeniden schengene başvurmama gerek yok düşüncesinden dolayı, hem İstanbul pasaport kontrolde hem de Hollanda’ya girişteki pasaport kontrolünde yaşadığım sıkıntılar, tatilin bir hayli stresli başlamasına sebep oldu. Neymiş efendim, ilk nereden vize alınıyorsa ilk o ülkeye giriş-çıkış yapılmalıymış. Sonradan istediğin Avrupa ülkesine gidebilirmişsin! Arkadaş uçak iptal oldu ben napıyım!! Nihayetinde Polonya’ya ne için giriş yapamadığımı kanıtlayabildikten sonra huzura erdim!! Ama o uçak yolculuğundaki stresimi düşünün!! Artık "Ben Varşova'ya bir girip çıkayım sonra Amsterdam'da sizinle buluşuruz!" şeklinde  cümleler bile kurmaya başlamıştım!!

Hep derim yaa, kafa dengi, sevdiğiniz arkadaşlarınızla, dostlarınızla yapılan bir tatil çok daha güzel, çok daha eğlenceli oluyor. Bir kez daha diyorum üşenmeden. Öyle!... Çok güzeldi işte, ne diyim, ne anlatıyım?? Bu bir gezi blogu değil ki... Ama ilginç bir yer, çok farklı her yönüyle... İmkanınız varsa gidin, gezin, görün, havasını soluyun, yaşayın...
 
Benim tontinolarım da hiç üzmemişler anneanne ve dedelerini. Büyüdüler ne de olsa.. Zaten sürekli de telefonlaştık. İnsanın arada böyle kaçamaklara ihtiyacı oluyor gerçekten. Keşke enerji, depolanabilir birşey olsaydı...

Neyse konuyu değiştirelim... Ben yine ailelere bir ürün tavsiyesi yapacağım. Arda için 5 ve 6 yaşlarını aldığım Adeda Yayıncılığın Dikkati Güçlendirme Seti.. Ben Berk için önce 3 yaşını almıştım, öyle severek yaptı ki, kısa süre içinde setin 3 kitabını da bitirdik. Şimdi de berk henüz 3,5 yaşında olmasından kaynaklı, acaba ağır gelir mi diye tedirgin olmakla birlikte 4 yaş setini de aldım. Gidişat öyle ağır falan gelmedi bu arada şimdilik.


Bir önceki postumda koşuya başlayacağımı yazmıştım. Başladım :) Elbette minik minik ve çok amatörce başladım. Genellikle Hafta sonu sabah erken saatlerde eşimle dönüşümlü olarak koşuyoruz. İlk hedefim öncelikle 5K ama dediğim gibi yavaş yavaş bu hedefe ulaşmaya çalışıyorum. Seneye Runatolia'da 10K için hazırlanmak istiyorum ama tabii ki haftada 1-2 günlük koşuyla ne derece başarılı olabilirim bilmiyorum. Olsun tam gaz devam... Hedef koymak iyidir, insanı motive eder...



10 Mart 2015 Salı

ARDA 7 YAŞINDA VE RUNATOLIA 2015

Ardişkomun 7. yaş gününü kutladık geçtiğimiz haftalarda. Kaç yıldır bir parti düzenlemiyorduk Arda için, hep aile arasında evde kutlamıştık son 2-3 yıldır. Bu sefer baktım kendisi çevresindeki arkadaşlarının gittiğimiz doğum günü partilerinden sonra gaza gelmiş, öyle her sene yapamam ama bu sene yapalım diye kendisini ikna ederekten, minik bir doğum günü partisi düzenledik. Uğraşmak için, iyi bir organizasyon yapmak içn hiç zamanım yoktu ama yine de çok güzel ve çocuklar için değişik olan bir mekanda ferah ferah kutlamamızı yaptık.


Arda'nın at binicilik kursuna gittiği Ankara Binicilik İhtisas Kulübü'nün Restaurantında, hazır gündüz vakitlerinde restaurant da boş oluyorken, oranın organizasyon şirketinden bir palyaço da ayarlayaraktan bir doğum günü planladık. Çocuklar için asıl değişik ve ilginç olan şey ise, parti sonrasında ayarladığımız bir pony atın gelip, her bir çocuğu gezdirmesiydi. :) Arda ben büyük ata binmek istiyorum poniye bebekler biner havalarına rağmen, ayrı gayrı yok, herkes büyük ata binemeyeceğine göre, hepiniz poniye bineceksiniz diretmelerim sonucunda, herkes mutlu mesut partiden ayrıldı.


Normalde bıraksalar tuvalete bile arabayla gidecek kadar yürümeyi sevmem ben. Yürümekten nefret eden biri olarak, koşma kelimesinin tüylerimi nasıl diken diken edeceğinizi gelin siz düşünün. Benim aksime, eşim ise yürüme/koşma hastasıdır. 2 sene önce başladığı koşuya çeşitli maratonlara katılarak mevcut durumda 21 km'lik yarı maratonlarda koşarak da devam etmekte. Tabii her maraton sonrası eve madalyayla gelip kendi yaş grubunda da bazen derece alınca, Arda "Oooo babişkom yine madalya almış, canım başarılı babammm!!" diye bağırıp, eşim de bi havalara girince, dedim ben de madalya alırım!!! Hayır canım hiç de kıskanç değilim!! :) Amaç madalya almaksa, alırım elbet!! Başarıya giden her yol mübah mıdır??? O madalyayı almak için illa 21 km koşmaya gerek var mıdır??? :p Sonuçta ben 100 metre koşarak 2 tane kapı gibi madalya getirdim çocuklarıma. Üstelik nasıl eğlendim nasıl eğlendim anlatamam... :))


Her sene Runatolia (eski adı Runtalya) açılışı yüksek topuk koşusuyla yapılır. Geçen sene aklıma koymuştum zaten, düşünsenize hayatımda belki de bir kez yapacağım bir şey bu. Riski yok mu? Elbette var, minimum 7 cm uzunluğu, max 1,5 cm genişlikte bir  topuklu ayakkabı ile 100 metrecik de olsa koşmak ve yarışmak aslında denge açısından, bilek burkma riski açısından ve baldırlara bindirdiği yük açısından sıkıntılı. Ama öyle eğlenceliydi ki anlatamam. Seneye yine yapmak için sabırsızlanıyorum. Tamam 22 katılımcı arasından, önümdeki 3 kişiyi gördükten sonra amaaannn nasıl olsa dereceye giremiycem bari bileklerim sağlam kalsın, yavaşlıyım diyerekten 12. olmuş olabilirim (!!??!!) ama seneye için çok tecrübeliyim. Kesin ilk 10'a girerim!! :)) 

 
Şaka bir yana kızların %80'i milli sporcu olunca ve yaşları körpecik olunca, sonuncu olmadığıma sevindim. :)) Ama asıl eğlenceli olan oradaki ortamdı. Şenlik havasında, birbirini tanımayan insanların bile aynı amaç doğrultusunda birbirleriyle olan iletişimi ile soluklanması gereken bir havaydı. İyilik için koşan, yardımlaşma için koşan, engelliler için koşan, koşamayanlar için koşan binlerce kişiyi gördükten sonra, benim gibi yürümekten, koşmaktan nefret eden bir kişiyi bile koşmaya (hayır hayır yüksek topuk değil artık ciddi ciddi ilk etapta 10 km koşmaya başlıyorum) başlattırabiliyorsa, o ortamın verdiği hazzı siz düşünün... Seneye Allah ömür ve sağlık verirse, Runatolia'da ilk gün yüksek topuk, 2. gün de 10K koşusunda beni görebilirsiniz :)


Maratonun 2. günü eşimcim 21K koştu. İlk yarı maratonu değildi, bizi çok da şaşırtmadı başaracağı konusunda. Finish çizgisinde Arda ve Berk'i saldım üstüne, tam da hayalindeki gibi Finish çizgisini el ele geçerek hem maratonu bitirdiler 2 saat gibi bir sürede, hem de herkesten alkış aldılar.. :)


Aslında Antalya'ya 2 aile olarak gitmek için bir vito araç kiralamıştık. 4 şöför olarak çoluk çocuk eğlene coşa beraber gidecektik ama aracı beğenmeyince kiralamayı iptal edip 2 ayrı araba olarak gittik son dakikada. Yine de o uzun yol bile çok eğlenceliydi molalarda hep beraber olunca... Otel de aynı olunca, çocuklar da zaten birbirleriyle çok iyi anlaşınca mini bir tatil oldu herkes için.

Koşmaya başlamak için sabırsızlanıyorum. İnstagramda, internette bir sürü koşu sitesi ve koşucuları takip etmeye başladım, acayip gazım yani. Hele ODTÜ Stadyumda 2 tur koşup nefes nefese kalıyım ben görürüm kendimi ama, bırakın hayallerimle yaşıyım şimdilik... :))

19 Şubat 2015 Perşembe

Geniz Eti Ameliyatı...

Yine 1 ayı geçirmişiz.. Arada yarı yıl tatilimiz bile geçti de ben koşuşturmacadan yine yetişemez haldeyim.. Önceden gururlanırdım "Ben pratik bir insanım, planlı programlı olunca her işe zaman ayırabiliyorum...vb" diye övünürdüm ama 2. çocuktan sonra, üstüne ilkokul 1. sınıfa giden bir çocuktan sonra işin sadece planla programla ilgisi olmadığını anladım.

Yarı yıl tatilinden 1 hafta önce, aslında uzun zamandır farkettiğim geniz eti sorunumuzu ve hatta 1,5 sene önce yine şüphelenip kafa filmi çektirdiğim Ardişkomun, geceleri ağzı açık bir şekilde uyumaya devam etmesi ve buna ilaveten horlamaya da başlaması neticesinde başka bir hastaneye kontrole götürdüm. (Ne kadar düşük bir cümle oldu, geri dönüp düzeltemiycem affedin!! :)) ) 1,5 sene önceki kafa filminde geniz etinde çok çok az bir büyme var iken, bu sefer doktor direk burundan soktuğu bir aletle, geniz etinin çok çok büyüdüğünü, çok küçük bir aralıktan nefes alabildiğini söyleyip acil ameliyat diyince şok oldum elbet. Aslında beklediğim bir sonuçtu ama işin aciliyeti beni şaşırttı. Tabii ki yine de güvenemeyip 2. bir kontrolü de yaptırdıktan sonra hazır önümüzde yarı yıl tatili de varken, evde bu süreyi dinlenerek ve okul gibi viral enfeksiyon kapabileceği bir ortama da girmeyecek olması sebebiyle apar topar ameliyat işlemlerine başladık.

1 saatlik bir operasyondan sonra gayet mutlu mesut girdiği ameliyattan, hiç de doktorların tahmin etmediği şekilde yine mutlu mesut çıktı. Anesteziden çıkarken olacağı söylenen ağlama krizleri falan hiç olmadı çok şükür. Pamuk gibi girdi, pamuk gibi çıktı yavrucum.. Ne ağrısı oldu, ne acısı, ne de yeme düzeninde bir farklılık... İlk 3 gece ben sürekli kontrol ettim tabii ki!.. Ağzı açık mı uyuyor, nefes alabiliyor mu... Şimdilik fark var evet. Hatta kendisi bile bunu söylüyor, rahat rahat nefes alabiliyorum ne güzel diye.. Geri dönüşler yaşandığını öğrendim geniz etinde ama olsun, şu anki rahat nefes alışı bile doğru karar olduğunun göstergesi. Geniz etinin yanı sıra kulaktaki sıvı birikiminden de kurtulduk ayrıca...


Bunun haricinde yarı yıl tatilinin ilk haftası, ameliyata kadar geçen sürede halamız ve yeğenimiz Duru geldi. Bizim çalışıyor olmamızdan kaynaklı gündüzleri onlara katılamadık ama gayet eğlenceli vakit geçirdiler ve Duruyla birlikte ödevlerini yaptılar, kitap okudular, oynadılar... Her gün önce ilkokul kitaplarından 3 adedi bitirmesi için kendisine ödev verdim ve o da sorumluluk bilinciyle en az 3 kitap okudu ödevlerinin haricinde. Tatilin sonunda öyle farketti ki okuması, hecelemeden, hızlıca okuyor artık çok şükür.

Bu aralar biraz ihmal etsek de, (neredeyse) her akşam gitar da çalıştı. İlk derslerde ben de arada öğreniyordum notaları ama tatil öncesinde 8 günlüğüne şehir dışı gittiğim görev sonrasında iyice koptum gitar derslerinden. Dolayısıyla eskiden Arda'yı ben çalıştırırken, artık Arda kendisi çalışıyor ve ben sadece buradaki notaya tekrar bak ses hatalı çıkıyor gibisinden yorumlarda bulunuyorum. Çok iyi müzik kulağım vardır söylemesi ayıp!! İnşallah yüzmedeki gibi heves geçme olayı olmaz da devam eder gitara.



Geçen akşam Arda'yı okuldan almaya gittiğimde öğretmeni yanıma gelip "Bugün sınıf başkanımızı seçtik oylamayla" dedi. Önce kimlerin aday olmak istediği sorulmuş, herkes parmak kaldırınca tüm sınıf arasından her çocuk 2 kişiyi (biri başkan biri başkan yardımcısı için)  bir kağıda yazarak (kendi isimlerini yazmak yasakmış) sınıf başkan ve yardımcısı seçilmiş. Arda 7 oyla başkan seçilince çok mutlu oldu. Görev bilinciyle "Anne, ben iyi davranışlı olduğum ve arkadaşlarımı hiç incitmediğim, hiç kırmadığım için en çok oyu ben aldım. Bundan sonra da çok dikkatli olmalıyım.." dedi bana ve öğretmenine. Böyle küçük şeyler aslında ne kadar önemli onlar için ve ne kadar motive edici. Kendimden hatırlıyorum, ilkokuldayken ben de çok isterdim başkan olmayı ama hiç olamamıştım başkan yardımcılığında kalmıştım hep, çünkü canım arkadaşım Banucum hep başkan seçilirdi. Ha hiç kıskandım mı onu, hayır çünkü benim oyum da hep Banu'ya giderdi :))


Bu aralar Berk konusunda içim çok huzursuz. Onunla hiç ilgilenemiyorum psikolojisindeyim. Arda'nın aynı yaştaki videolarını izledik geçen gün ailecek. Neler neler yaparmışız aktiviteler mi dersiniz, ingilizce kelime çalışmalar mı dersiniz, kes yapıştır kartlar, mektuplar, tiyatrolar, sinemalar...vb  Zaten Arda 2,5 yaşında kreşe başladığı için -evet halen daha 2,5 yaşın kreş için çok erken olduğunu düşünüyorum ama gerçekten etkisi de var olumlu yönde- evde ben de olmadığım için hafta içi sanki boşa zaan geçiriyormuşuz gibi bir hissiyattayım uzun zamandır. :( Havalar biraz düzelince en azından yarım gün kreşe başlatmayı düşünüyorum. Detaylar birkaç ay sonra gelir.. ;)