29 Ocak 2016 Cuma

NEREDEYSE 1 YIL OLMUŞ...

Ne özenli, ne düzenli tutuyordum aslında blogumu. Aslında yine bir şekilde zaman bulur, yazarım düzenli olarak da o heves mi gitti, gereksiz mi gelmeye başladı, teknolojinin ve çevredeki potansiyel sapkınlıkların mı artması beni soğuttu bilmiyorum. Zamansızlık değil yani asıl sorun aslında. Ha çok mu zamanım var?? Hayır, keşke olsaydı ama yine de bulurum bir ara ben, hele ki yazdıkça içimi döken, içimi döktükçe hafifleyen, hiç bilmediğim, tanımadığım kişilerin bilgilerimden, (varsa) tecrübelerimden faydalandığını, faydalandıkça bana ettikleri hayır dualarıyla daha da huzur dolan kişiliğim varken...

Nisan 2015'ten beri çok şey yaşadık... Çok güldük, çok eğlendik, çok üzüldük, çok kızdık, çok gezdik.... Hayat devam etti işte... Sarı şekerim Arda'm 8 yaşında, ilkokul 2. sınıfa giden yakışıklı bir delikanlı oldu. Lokumum Berk'im ise 4 yaşında, kreşe giden, abisinden çok farklı özellikler gösteren minik bir pıtırcık oldu. Hep diyorum ya zaten, aynı anadan babadan çıkan 2 kardeş, nasıl bu kadar farklı olur aklım almıyor diye :)

 

Arda ilkokula başlarken ilk şu postumda yazmıştım, özel ve devlet okulları arasındaki seçim sürecimizi. Aradan 1,5 sene geçti, gidişatla ilgili bişeyler karalıyım dedim. Öncelikle öğretmenimiz 50 küsur yaşlarında, inanılmaz sabırlı, inanılmaz şefkatli, inanılmaz vicdanlı, inanılmaz tecrübeli ve inanılmaz bilgili bir bayan. Gerçekten geçtiğimiz 1,5 yıl boyunca bu derece şanslı olmamızın sebeplerinden birinin de, bu blogumdan faydalananlar kişilerden aldığım hayır dualarının olduğuna inanıyorum. 

Anasınıfındayken 1 sene boyunca ağlayarak okula giden Arda ve bunun için yıllık bilmem kaç bin TL para ödeyen biz, 1,5 senedir okula hoplaya zıplaya giden, eve gelir gemez "derslerimi yapmam lazım" diyen, tatillerde okulunu, öğretmenini, arkadaşlarını özleyen, 30 kişilik sınıflarında kendini diğer arkadaşlarına sevdirmiş, kabul ettirmiş, belli bir karakter ortaya koymuş ve aranan eleman olmuş olan Arda'yı şaşkınlıkla izliyoruz. Bir kere en önemlisi de bu zaten: Çocuğun mutlu olması ve okula severek gitmesi..

 

 Devlet okulunda hiç sorunlar yaşamıyor muyuz? Elbette yaşıyoruz. Örneğin, bu sene ilk dönemin başlarında bazı güvenlik sorunları yaşadık. Ama güzel olan şu ki, devletin garantisi altında bu çocuklar. Çünkü veliler olarak ne zamanki şikayetlerimizi dile getirdik, öncelikle okul yönetimi bu baskı karşısında yeni güvenlik önlemleri almak zorunda kaldı ve çok şükür ki sorunumuz şimdilik çözülmüş görünüyor.  Ya da başka bir sorun, bir devlet okulunda özel okullardaki gibi tuvaletlerin gıcır gıcır olmasını, kokulu sabunlar, yumuşacık havlu peçeteler olmasını beklemeyin :) Sonuçta okul aile birliği desteğiyle yürütüldüğü için bu tür temizlik olayları, yine velilerin desteğiyle bu sorun da çözüldü büyük oranda. (Ama hala yumuşacık havlu peçetelerimiz yok!! :))) )

Açıkçası biz bu 2 konu haricinde sıkıntı da yaşamadık devlet okulunda. İnşallah da yaşamayız hiç. Yeri geldi eskiyen sınıf dolabı için veliler olarak tarafımıza düşen cüzi miktarda parayı toplayıp, güzel bir dolap da aldık, sınıfımıza en akıllısından tahta da taktırdık. Ecegöz de eksik değil sınıfımızda, okula destek eğitim setleri de.. Böyle bir mahallede, böyle velilerlere sahip çocuklarla aynı okulda/sınıfta olmamız bizim şansımız elbet, keşke her devlet okulu da böyle olsa. Gerçi bu biraz da alttan almaya ya da bazı küçük olayları gereksiz yere de büyütmemeye bağlı galiba. Başında çocuğunuzu bir cam fanus içinde büyütmek istemediğinize karar verip, ona göre bazı şeyleri göze alabiliyorsanız, ufak tefek sorunlar çok da sorunmuş gibi gelmiyor size. Ama inanın ben şimdiye kadarki  aldığımız eğitimin (ki tüm Türkiye'de eğitim müfredatı aynı), içeriğin, ders işlenişinin, sonrasında verilen ödevlerin (belki ödevler biraz daha az olabilir diye düşünüyorum), gerçekten iyi ve kaliteli olduğunu düşünüyorum. Bir kere tekrar yapmak ve iyice özümsemek için zamanları gayet yeterli oluyor; çünkü özel okullardaki çok saatli inglizce dersleri yerine ana dersler işleniyor. Ha biz de hafta sonumuzdaki 6 saatimizi İngilizceye harcıyoruz elbet ama tercih meselesi bu da...



Hani bazı kişiler küçük görür yaa sınıfa devam eden çocukların maddi/manevi durumlarını. Biz zaten öyle ailelerden olmadık hiç. Tersine önceki postumda da yazdığım gibi, hayat toz pembe değil. Sadece maddi imkanları orta-üst seviyedeki aile çocuklarından olmasın istedik arkadaşları. Onları küçük görmesin, ayrımcılık yapmasın, vicdanlı olsun, empati kursun, gereksiz şımarıklıklar yapmasın, aslında ne kadar şanslı olduğunu yaşayarak görsün istedik. Yaşıyor... Görüyor... Empati kuruyor...
Devlet okuluna göndermeye karar verirken en çok takıldığımız konu da İngilizce konusuydu. Devlet okullarında İngilizce dersi İlkokul 2. sınıfta haftada 2 saat olarak başlıyor. Ve bu dersin içeriği de (bana göre) çok çok basit seviyede. Biz bu konuya da şöyle bir çözüm getirdik. Sınıfından çok iyi anlaştığı 4 arkadaşıyla birlikte 5 çocuk olarak Türk Amerikan Derneği'nin İngilizce Kursuna kayıt ettirdik sene başında. Haftada 3'er saatten 2 gün, toplam 6 saatlik İngilizce kursuna gidiyorlar ve bu kurs hem arkadaşlarıyla beraber olduğu için, hem de dersler oyunlarla, videolarla...vb işlendiği için, gayet hoşlarına gidiyor çocukların. Haftada bir ünite bitiriyorlar ve hafta içine o üniteye ait ödevler veriliyor. Ödevleri doğal olarak eşimle ben dönüşümlü yaptırıyoruz ve her ünite bitiminde de eşimle nasıl bu kadar ilerlediklerine şaşırıyoruz. Öncesinde de gittiği özel okullarda aldığı İngilizceden mi kaynaklı bu derece rahat öğreniyor acaba diye düşünmüyor değilim, illa ki etkisi vardır ama hiç özel okul tecrübesi olmayan arkadaşının da aynı başarıyı gösterdiğini görünce, İngilizce, kursla da çözülebilirmiş diyorum. Sarı şeker, İngilizce konuştuğumuzda anlıyor, cevap verebiliyor, en önemlisi de İngilizceyi seviyor... Biraz daha büyüyünce 1 aylık yurt dışı yaz okullarına, pratik olması açısından gönderme ve hatta beraber gidip örneğin 3-4 hafta bir ev kiralayıp o yaz okulundayken bizim de tatil yapma gibi planlarımız var ileriki dönemde... Allah sağlık-sıhhat-huzur versin de...

 

Bir yandan da gitar kursuna devam ediyor sarı şekerim. Kurs manyağı yapmak en büyük korkumdu çocuklarımı. İngilizce kursu bir yandan, gitar kursu bir yandan, at binicilik kursu bir yandan, yüzme kursu bir yandan derken, konuya el attım hemen. Seç dedim Arda'ya. Önce 3'e, mümkünse de 2'ye indireceksin kursları ve bunlardan biri kesin İngilizce olacak. Kış dönemi için yüzmeden vazgeçti hemen . Zaten çok da bayılarak gitmiyordu!! Ama binicilikten de gitardan da vazgeçemedi bir türlü. Kış döneminde ata binersen hasta olursun çok, manej soğuk oluyor, ata binerken çok terliyorsun dedik, ikna ettik, dondurduk Nisan-Mayıs ayına kadar biniciliği. Ama gitarı bırakmıyor. Yanında basketbola gitmek istiyor, gün geliyor futbola gitmek istiyor, istiyor da istiyor. Basketbol kursundan, yazın hafta sonları ailecek basket sahasına gidip basket oynayarak ve bildiğimiz az buçuk basketbol bilgisiyle ona öğreterek kurtulduk! At biniciliğini bıraksın diye beynini yıkamaya çalışıyorum, "Yarım saatçik ders için bir sürü yol gidiyoruz Arda, değmiyor" diyorum, "Biniciliğin sonu yok Arda, sana ileride bir at alamayız, yarışlara katılabilmen için kendi atının olması gerek, dolayısıyla ilerleyemeyeceksin sadece hobi olarak kalacak bu spor" diyoruz, ikna edemiyoruz. Bir yandan o kocaman, benim bile yanına yaklaşmaktan çekindiğim atı gütmesi, onunla arasında duygusal bir bağ kurması, özgüveninin bu derece artması ve yarım saatte vücudunun her bir kasını çalıştırması hoşuma gidiyor ama yo-rul-dum... :)

video

Benim lokumum Berk ise abisine göre çekingen biraz. Kaç kez hem hareket etsin, hem sosyalleşsin diye jimnastik için deneme dersine kayıt oldum, hiçbirine katılmak istemedi. Onun isteği abisinin gittiği müzik kursunda piyano dersi almak(mış). Kurstaki piyano hocaları, miniş parmakların biraz büyümesi gerektiğini söyediklerinde, üzülmüş olsa da birazcık, ikna olmuş görünüyor şimdilik. Küçük lokumumu da, "ne varsa devlette var" mantığıyla, zaten özel okul gibi işleyen ve hatta özel okullardakinden daha güzel ders içerikleri olan, butik, minik, şefkat dolu, herkesin birbirini ve her velinin birbirini tanıdığı, bal gibi çalışkan arı gibi akıllı ve başarılı bir müdürü olan, yine oturduğumuz yerdeki devlet ana okuluna verdik. "Hadi erken yat, yoksa sabah uyanamaz okuluna gidemezsin!" dediğimizde koşarak uyumak için yatağına giden bir yavrunuz oldu mu hiç?? :) Berk lokumu da okulunu, öğretmenlerini, arkadaşlarını sevmeseydi yapmazdı herhalde.... Maşallah diyelim... Totomuzu sıkalım...

 









3 yorum:

Naile dedi ki...

E çok şükür! ben de artık neden yazmıyor diyordum. Maşallah Arda ve Berk'e. Okul konusu çok önemli. Kalbinin güzelliğinden bence de güzel kişilere denk gelmişsiniz bence. Okuldaki satranç kursunu saymazsak sadece tekwando kursuna gidiyor Erdem ve götür getir çok zaman alıyor üstelik evimize çok yakın
Öpüyorum sizi...

Burcu dedi ki...

O eski blog günlerimi özledim Naile... Koşuşturmacaların yanında bazen nefes alamıyorum, eskiden böyle zamanlarımda blog kaçış yoluydu bana, rahatlatıyordu. Terk etmemiştim burayı, ara vermiştim sadece.. Tükürdüğümü yalamıyorum kandırmacası işte benimki.. ;)

Anne Kaleminden dedi ki...

hoşgeldin, iyi ki geldin :) devlet okulundan ben de gayet memnunum bu arada :)) ama seneye kızım 4. sınıf oluyor. şimdiden sonraki 4 için endişelenmeye başlamadım değil :)