22 Temmuz 2014 Salı

6,5 - 7 YAŞ ÇOCUKLARI İÇİN SÜNNET...

Berk'in tuvalet eğitimini tamamladık nihayet... Düşündüğüm ve korktuğum kadar da uzun sürmedi çok şükür. Hatta hiç farkında bile olmadan ve hiç de beklemediğim bir şekilde büyük tuvaletini Bosna Hersek tatilindeyken söylemeye başladı!! :) Hani derler yaa bu tarz eğitimlere başlarken çocuğun düzenini bozmamaya özen gösterin diye!... Sanırım daha bozuk bir düzen olamazdı, ev farklı, şehir farklı, ülke farklı, beraber yaşadığımız insanlar farklı, evdeki kişi sayısı farklı.. Farklı da farklı yani... Ama noldu??? O kaka tuvalete düştüğündeki o kalabalığın heyecanı, bayramı, şenliği öyle müthişti ki, Berk lokumu her seferinde böyle bir bayram havası yaşanacağını sandığından mütevellit, "çiçim vayy, popodan delcekk!!" diyerek koştura koştura tuvalete gidiyor!! :) Umarım geri dönüşler yaşamayız ve bu çiş-kaka mevzuu da burada biter...
Bundan 3 hafta önce birdenbire aklıma gelen, Arda sünnet olmadı, şu anda 6,5 yaşında, sünnet olamayacağı 2-6 yaş arası dönemi de atlattık, ilkokul ve bayram öncesinde şu işi halletsek de kurtulsak mı acaba fikriyle, hemen eniştemizi aradık. Malum kendisi Eskişehir'de ürolog olunca oğluşumun p.ipisini güvenle emanet edecek başka birini aramayı düşünmedik bile.. :) Sonrasında da elbette Arda'ya sorduk hemen. Arda'nın okuldan bir arkadaşı, Boran'ın da o dönemlerde sünnet olması, Arda'yı biraz daha gaza getirmişti. Hemen Boran'ı aradık, Arda ile Boran telefonda görüştüler ve Arda ertesi gün bize olumlu kararını açıkladı.

Elbette sünnet gününden önceki gün Sarı Şekerimin tüm tahlilleri yapıldı. Açıkçası bu kadar araştırmacı kişiliğime rağmen belki de hayatımda ilk defa, o da eniştemize ve görümceme olan güvenimden dolayı sünnetle ilgili hiçbir araştırma yapmadım. Hiçbir derken, çok fazla yapmadım yani! :)) Dediğim gibi çok detaylı da incelemedim ama zaten çoğu blogda da hep bebeklerin sünneti ile ilgili postlar ya da uzmanların o yaşa ilişkin sünnet yazılarını gördüm. Hiç 6-7 yaş ya da sonrası ile ilgili yazılar, neler gerekir, ne alınmalı, ne götürülmeli...vb gibi tavsiyelere rastlamadım. (zaten bu sebepledir ki postumun başlığı bu şekilde..)

Berk'in 2,5 yaşında olması elbette onun da en az 4 sene beklemesi anlamına geliyor. Zaten yaşı uygun olsaydı bile ben 2 çocuğun nazını aynı anda çekebilecek cesareti gösterebilir miydim bilmiyorum :) Gerçi maşallah sarı şekerim öyle olgun bir çocuk ki, en ufak ağladığını, en ufak ağrıyor, acıyor dediğini dahi duymadım. Hatta anesteziden çıkarken, o duyduğum milyonlarca anestezi çıkış hikayeleri bile başımıza gelmedi bizim. Ayılmaya çalışırken sadece sürekli bize "Neden 4 gözünüz var, neden 2 kafanız var...vb" gibi sorulardı :) Anestezi çift görmesini sağladı sanırım, bir de gözünde gözlükler olmayınca düşünün siz bizi nasıl gördüğünü!! :))


Bu aşağıdaki fotoğraf da en sevdiğim... Sünnet selfiesi!! :) Olay bitmiş, Arda uyumakla uyanmak arasında... Herşey yolunda gitmiş, anne ve baba dışarıda oğluşları ve p.ipisinin son durumu hakkında haber beklerken çekilmiş bir foto...

Bu kadarcık ameliyat/hastane durumlarında bile bu derece merak içinde beklerken, sürekli halimize, sağlığımıza şükrettim. Allah hastanede çeşit çeşit hastalıklarla boğuşan hastalara acil şifalar versin diye sürekli dua ettim. Dünyanın her yerinde sadistçe, insafsızca öldürülen, hayatta kalma çabası sarfeden o çocuklar, o insanlar için dua ettim. :((

Çok şükür, bin şükür sünnetimiz iyi geçti. Şimdi bayrama kadar iyileşmesi için özen gösteriyoruz ailecek :) Kısaca 6 yaş sonrası sünnet için tavsiyelerimi yazacağım. Belki birilerine faydam olur...

1- Öncelikle biz hafifletilmiş genel anestezi ile ve kendiliğinden eriyen dikişle sünnet olduk. Anestezi süresi 15 dakika ile sınırlıydı.

2- Sünnet külodu adıyla satılan külotlardan hiç almadım. Doktorumuz o külotların delikli olsa da istediği derecede yeterince iyi havalandırma sağlamadığından dolayı tercih etmedi. Ha kullanan ve çok memnun olanlar da var aslında. Biz sünnet sonrası herhangi bir darbeye, ya da üstüne örtülen örtülerden mikrop kapmaması ya da görüntü kirliliği olmaması açısından, normal kağıt bardakların tabanını kesip, bir bandajla sünnet kısmı içeride kalacak ama üstten de hava alacak şekilde yapıştırdık.

3- Sünnet sonrası yapılan ilk idrar çok önemli. Biraz acı olması normalmiş. Bizim hiç acımız olmadı neyse ki. İdrarı da p.ipiye hiç dokunamadığımız için "ördek" adı verilen ağzı geniş sürahi gibi plastik bir kaba yaptık. Hatta karton bardağı hiç çıkarmadık ki, etrafa idrar saçılmasın. Sonrasında da elbette her seferinde karton bardağı yeniledik.

4- ilk 1-2 gün çocuğun ayaklanmaması, şişlik ve var ise kanamanın (sızıntı şeklinde) çoğalmaması açısından önemli. Zaten anestezi gayet yorgunluk hissiyatı veriyor ve çocuk uyuyor.

 5- Özellikle anestezinin etkisinden kurtulmak için geçen sürede onu oyalayacak birşeyler çok faydalı olur. Bizi I-pad kurtardı diyebilirim. Onun haricinde Arda'ya kitap okudum, hikayeler anlattım..vb. I-pad'e video klipler, çizgi filmler, şarkılar...vb yüklerseniz bu süreci kolay atlatırsınız...

6- Yanımda getirmeyi akıl edemediğim, neyseki hastanedeki hemşirelerin zırt pırt isteklerime küfretmeden ve sabırla verdikleri alt açma bezleri ya da hasta altlığı denen alezler çok işe yarıyor. 1 pakette 10 adet var ve 10 adedi de yeterli bir sayı.

7- Uzun t-shirtler... Bırakın alt çıplak olsun, hava alsın, hemen iyileşsin... İlk 1,5 gün öyleydik biz. 11-12 yaş t-shirtleri almıştım Arda'ya LCW'den. 2 tanesi kolsuz (sıcak olmasına karşı), 2 tane de kısa kollu t-shirtler. Açıkçası "Keşke 2 tane daha alsaymışım!" dedim. 4 adedi Arda için biraz az geldi ama kullanıma bağlı tabii.. Biz biraz terliyoruz da...

8- Sanırım her hastanede vardır. ameliyatlara girişte giydirilen lacivert ya da yeşil renkli böyle elbise gibi şeyler (aşağıdaki fotoda Arda'nın üzerinde görüldüğü üzere). Arda, hastane çıkışında da, eve geldiğimizde de bir yerlere gideceği zamanlarda onu giydi.


9- Sünnetten sonraki 1,5. günde, p.opo açıkta gezmek yine içimiz rahat ettirmedi. Ben de normal bir külodunun (slip değil, yapışan ama kısa paçalı) ön kısmını kestim ve o şekilde gezdi.

10-  Sünnetten 48 saat sonra oturma banyosu yapılıyor. Bir leğene ılık su koyup adı üstünde 10-15 dk kadar oturuyor ve sonrasında da duş ya da banyo yapıyoruz. Bu oturma banyosu 48. saatten sonra her gün yapılıyor çünkü su iyileşmesini hızlandırıyor.


11- Evde yaşı küçük, bıcırık bir kardeş ya da çocuk var ise, sünnet çocuğu için büyük tehlike arz ediyor. Anlayacak yaşta ise, ona her seferinde oraya dokunmaması, yoksa abinin canının çok acıyacağı belirtilmeli, aynı şekilde de sünnet çocuğuna bıcırığı yanına tehlike oluşturabilecek seviyede yaklaştırmaması tembih edilmeli. Biz bu konuda hiç sıkıntı yaşamadık. Söz dinleyen bir lokumum olduğu için sünnetle ilgili tek söylediği şey; "Ben çünnet olmıycam, acıyyy!!" oldu, ve abisine de kıyamadığı için hiç dokunmaya bile teşebbüs etmedi... :))

Sünnetimiz sonrasında, ertesi gün mevlüdümüzü de yapıp içimiz rahat, huzurlu bir şekilde Ankara'ya evimize döndük. Çok şükür, bin şükür...

11 Temmuz 2014 Cuma

DON'T FORGET 1995...

Baştan söyleyeyim, bu yazı da muhtemelen Bosna'daki duygu karışıklığım gibi olacak.. Birden duygusallaşırken, birden cıvıl cıvıl gezi anılarımızı anlatacağım. Bir tutarsızlık, bir dengesizlik, biz düzensizlik içerisinde olacak bu post. Giriş-gelişme-sonucu olmayacak. Bir o daldan bir bu dala konular atlayacak, paragraflar arası birbiriyle bağdaşmayacak!...

              (Balagaj Tekkesi)

Geldik bir gezinin daha sonuna…. Bir önceki postumda yazdığım gibi Geleneksel 4. Aile Gezimizi tamamlamış bulunmaktayız. Bu sefer ki önceki 3 geziye göre çok daha farklı bir içeriğe sahipti. Biraz gözümüzü kararttık açıkçası. İlk 2’si Antalya ile başlayan sonrasında Kıbrıs ile devam eden gezimizi, bu sene daha manevi değerlerle buluşsun diye Bosna Hersek’e yaptık. 1 ay öncesinde arkadaşlarımızla Sırbistan’la başladığımız Balkanlar turuna bu sefer ailelerimizle beraber Saraybosna ile devam ettik.
 
(Mostar Köprüsü)

 (Başçarşı Sebili. Saraybosna’nın en ünlü buluşma noktalarından birisi)

Sondan 2. gün görümcem ve çocukları da tur programımıza katılmaya karar verince, www.airbnb.com’dan kiraladığımız villanın hemen 150 metre ilerisinde onlar için www.booking.com’dan çok şirin bir otel ayarladım. Son dakikada yapılan bir değişiklikle villada annemler, görümcemler ve biz kalırken, kayınvalidemle kayınpederim villanın merdivenlerini zor tırmanırız biz diyerekten otelde kalmaya karar verdiler. Zaten gece uyuyuncaya kadar hep beraberdik, otel de eve yakın olunca kim nerde uyumuş farkedilmedi bile..

    (Kiraladığımız villa)

(Kiraladığımız aracımız ve Travnik yolculuğu öncesi.) 

Bosna Hersek duyguları karmakarışık eden bir ülke. Bir yana bakıyorsunuz binaların dış yüzleri tamamen kurşun izleri ile delik deşik, diğer yana kafanızı çevirdiğinizde beyaz beyaz mezar taşları ve üzerlerinde hep aynı seneye ait ölüm tarihleri… Sonra merkeze iniyorsunuz, gençleri görüyorsunuz. Eğlenmeyi, giyinmeyi, gezip tozmayı, gülmeyi…vb seven bıcır bıcır gençler… Sonra arkanıza dönüyorsunuz kocaman bir cami, üç-beş metre ilerisinde bir kilise. Diğer yana döndüğünüzde bir sinagogla karşılaşıyorsunuz. Avrupa'nın Kudüsü diye boşa denmemiş yani...

    (Sönmeyen Ateş Anıtı. 2. Dünya Savaşını simgeleyen bir anıt. Gece gündüz yanıyor.)

Bugünün 11 Temmuz 1995 Srebrenica katliamının yıldönümünün olması, bu postu yayınlamamın önemini daha da artırıyor benim için. Dün gece TRT ekranında "Aliya  Bilge Kral" belgeselinde, daha geçen hafta gidip gördüğümüz yerlerin 92-95 savaşındaki hallerini izledik, göz yaşlarımızı tutamadık. Daha yeni, ben ortaokuldayken yaşanan bu katliama sözde "Uygar (!!!)" dünyanın bu derece sessiz kalışına, daha o zamanki aklımla, bilgim/bilgisizliğimle anlam veremiyordum, hala daha veremiyorum. Ve tüm gece, Alija İzzetbegovic'in  şu sözleri kulağımda çınladı durdu; "Her şeyin sonunda düşmanlarımızın sözlerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız." :(


   (Tünel (Tunnel) Müzesi. Savaş zamanında binlerce kişinin hayatının kurtulmasını sağlamış. Köydeki evin sahibi olan teyze daha sonra evinin müze ev olarak kullanılmasına izin vermiş. Evet, duvardaki delikler kurşun izleri... )

Kiraladığımız evin yeri tam eski Saraybosna’da merkeze 2 dakikalık yürüme mesafesinde olunca süt almak için bile kendimizi Başçarşı’ya atıyorduk!.. :) 6 gün kaldığımız Saraybosna’da, 2 gün 10 kişilik, şoförüyle birlikte bir Vito araç kiralayıp, 3 saatlik mesafede bulunan Mostar’a ve yol üzerinde de gezilecek başka yerlere gittik. Diğer gün ise 1,5 saatlik mesafedeki Vezirler Şehri denen Travnik’e… Başka bir günümüzü 2 adet taksi kiralayarak benim hayatımda gördüğüm en güzel doğaya sahip Vrelo Bosna denen Dünyanın 8. Şaheseri ilan ettiğim doğa harikası yere... Halen daha gözlerimi kapattığımda Vrelo Bosna’yı görüyorum.. O derece…

 
                (Vrelo Bosna)

Türk olduğunuz anlıyorlar, Türkçe konuşamasalar da hepsi bir “merhaba”, “hoşçakal” diyebiliyor. Türkleri çok seviyorlar sevmesine de eskiden beri gelen bir Osmanlı korkusuna çok da belli edemiyorlar belki de… Ama özellikle Türklere sempatileri son dönem yerli dizilerimizle artmış durumda.. :) Ve elbette TİKA tarafından yapılan yardımlar sonrasında... Konuştuğumuz Boşnaklar'ın deyimiyle, daha 1,5 ay önceki sel felaketinde daha talep edilmeden Türkiye'den yardım  gönderilmesi ve bunu sadece Türkiye'nin yapması onlar için çok çok önemli... Gurur duydum ne yalan söyliyim...
(Viyeçnitsa Kütüphanesi. Savaş sırasında Çetniklerin açtığı ateş sonucu çıkan yangında, ülkenin ulusal arşivlerinin de bulunduğu yaklaşık 2 milyon eserin yok olduğu milli kütüphane.)

    (Konjiç Köprüsü. Sultan IV. Mehmet (Avcı Mehmet) tarafından 1682 yılında inşa ettirilmiş.)

Kayınpederimin  babaannesi 3 yaşındayken Mostar’dan Türkiye’ye yerleşmeleri, Bosna’yı en son 3 yaşındayken görmüş olması, onun için elbette bizden daha da fazla anlam ifade ediyordu. Yalnızca öyle turistik bir gezi olmasın istemiştik zaten eşimle beraber bu sene için bu ülkeyi/şehri/buluşma noktasını ayarlarken. Manevi olarak da çok değerliydi ve akıllarda da, hatıralarda da öyle kalacak…

    (Travnik Kalesi. Vezirler Şehri olarak biliniyor. Osmanlı'ya birçok devlet adamı burada yetişmiş.)

  (Alija İzzetbegoviç mezarı ve Şehitlik.)
Bosnaya gitmeden 3-4 gün öncesinde annem ve babam geldiler yazlıklarından. Malum Arda Eylülde ilkokul 1. Sınıfa başlayacağı için Arda ve Berk’in oda ayırma ve Arda’ya çalışabileceği bir ortam yaratma işlerim vardı ve ben hem iş yoğunluğundan, hem zamansızlıktan hiçbirşeye yetişemezken bir de bu işleri düşünmek bile beni bunaltıyordu. Sağolsun yine annecim ve babacım imdadıma yetişti. Evde gece gündüz çocukları güvenle bırakabileceğin birilerinin olması ne güzel bir hissiyat yarabbim… 

    (Evden Başçarşı'ya inerken yol güzergahımız.)


    (Vrelo Bosna)

Tüm işlerimi o 3-4 günlük sürede hallediverdim. Arda’ya yeni bir oda hazırladık, evimizin salon dekorasyonu değişip fazlalıkların hepsini attık, aklımda olan ve yapılması gereken tamirat, süsleme püsleme işlemlerinin de çoğunu yaptık. Artık evde bunaldığımda üstüme üstüme gelen eşya sayısı azaldığı için birden yaz ferahlığı geldi bana!... :) Annem yaa…. Babam yaa…. Canımsınız…