30 Eylül 2013 Pazartesi

AH TAMARA...

Tam 4 ay öncesinden almıştım Van biletlerimizi. Geçen sene Mardin’e gitmiştik, gelenekselleştirelim istedik bu Doğu illeri gezilerimizi.. Çok acılar çekmiş bir kent Van… Sadece 2011’deki depremden bahsetmiyorum, yıllar öncesinden gelen acıları var… Her bir toprak parçasından, her bir yerlisinin gözlerinden görülebiliyor bu…


Evet aslında yetmiyor her yeri gezmek için zaman ama en azından o havayı soluyoruz, farklılıklar teorik değil de pratik kalıyor akılda. Orada yaşayan insanları, yaşanmışlıklarını, halen yaşamakta olduklarını daha iyi gözlemliyor insan. Masal dinler gibi dinlediğimiz haber programlarından, hikaye okur gibi okuduklarımızdan daha farklı bir gerçekliğe bürünüyor. Kısacık zaman da olsa, bir farkındalık yaratıyor insanda. İyi ki gitmişiz… İyi ki ülkemizin güzelliklerini görebilmek için gelenekselleştirmişiz bu gezileri. Yavrucuklarım, kendi hayatlarından farklı hayatları, farklı dilleri konuşan çocukların da varlığını bu yaşlarında görerek öğrenmeye başlamışlar iyi ki…

Çok yakın aile dostlarımız taşındılar Van’a. Onlarla beraberdik tüm hafta sonu. Arda’nın Ankara’da en iyi anlaştığı belki de tek kız arkadaşlarından biri, kızları Sare… Bu yüzdendir ki belki de hepimizden daha mutluydu Arda… Berk ise yine uyku ve yemek düzenini bozmadığımızdan ötürü, gayet uyumlu takıldı bize. Van kedilerinin kuyruklarını çekmesini ve göle girmesini engellemeye çalışırken evet biraz zorlandık ama, bunlar da nazar boncuğu olsun!! :) 



Van kahvaltısı gerçekten muhteşem… Gitmeden önce de araştırmıştım zaten ama araştırmalarımı orada söylememe pek gerek kalmadan, uçaktan iner inmez Sütçü Fevzi Kahvaltı Salonu’na gittik. Gidilecek listemdeki ilk yer. Pek peynir sevmediğimden bahisle Van otlu peyniri pek damak tadıma uymadı açıkçası. Ama bal ve kaymağı ıııımmm enfesti…. Kavurmalı yumurtasını da tavsiye ederim gidenlere. Ha bir de suyundan mıdır bilmem, çayı muhteşem. İçtikçe içesi geliyor insanın.


Van gölüne elimi sürdüm, içindeki soda miktarının çok fazla olması elinde resmen kaygan, sabun gibi bir hissiyat bırakıyor. Tertemiz bir göl, alabildiğince büyük.. Zaten oradakiler Van Gölü’ne deniz diyorlar. Bir de ben Van Gölü canavarı falan görmedim!! :)




Akdamar Adası… Görülmesi gereken yerlerden. “Ah Tamara” hikayesinden geliyor adı. Enfes bir manzara… Son anda yıkılmaktan kurtarılmış şu anda restore edilmekte olan bir Ermeni Kilisesi...  Tam tepede küçük salaş bir çay bahçesi... Cana yakın insanları...




Hafızamızda harika anlar bırakan, her şeyiyle “iyi ki” ile başlayan cümleler kurmamızı sağlayan bir geziydi… Dostlarımızla daha da güzeldi…






13 Eylül 2013 Cuma

Ana Sınıfı...

Okullu olduk… Yok yok 4+4+4 sayesinde ilkokul 1. Sınıfa gitme şansı (!!!) sunulmuşken bize, biz o şansı kullanmadık ve başka bir okulun ana sınıfına başladık yine. Muhtemelen de ilkokulunu da devam ettirebileceğimiz bir okula…



Arda’dan çok ben heyecanlı ve strestim. Büyük bir okul olduğu için sınıf dağılımı son dakikaya kadar açıklanmadı, öğretmen kuraları da noter ve bizlerin huzurunda kurayla çekildi. Böyle bilinmezlikler hep rahatsız etmiştir beni yaa, stresim o yüzdendi. Son dakikaya bırakılan işler, plan yapamamalar, bir B planımın olamayışı…

Ki Arda da ilk sefer bir kişiyi sevmezse bir daha ağzıyla kuş tutsa yaranamazlar ona.. Öyle bir çocuk olduğu için de, öğretmenini sevmezse, sınıfta kafasına uygun bir arkadaş bulamazsa diye yedim yedim bitirdim kendimi!! Çok şükür ki, sınıf isim listesinde, 2 sene önce gittiğimiz kreşteki kankası ile aynı sınıfa düştüğünü ve hatta 3 aylıktan itibaren oluşturduğumuz oyun grubu arkadaşının da aynı sınıfta olduğunu görünce nasıl bir “ohhhh” çektiysem…. Diğer sınıflarda da yine tanıdığımız bir sürü arkadaşlarımız vardı. Ankara küçük yer gerçekten…
(Foto by: Emre Eldemir)

İlk 3 gün yarım günden oryantasyon programı yapıldı. Güle oynaya, eski kankasıyla gelip okulun kocaman parkında oynamaya daldılar. Akşamı da “Yarın okula gitmek için sabırsızlanıyorum anneeee” edalarıyla geçirdik. :) İnşallah böyle devam eder. Hayırlısı…


Bizim minik cüce ise tam bir cüce… Pire gibi… Girmediği delik, burnunu sokmadığı konu kalmıyor. Kıskanç bir de… Abisine ne yaparsak aynısının ona da yapılmasını istiyor. Arda bana sarılıp öpmeyegörsün.. Anında yanımda bitiyor ve ıııhhh ııhhhhlarla ittiriyor abisini boynuma sarılıp sıkıca sarılıyor. Tuttuğunu koparıyor. Bize mi sevimli geliyor bilmiyorum ama içim eriyor minicik kollarıyla sarıldığında… Ki bir de gece uyuma hallerimiz var ki; kollarıyla beni sarmalayıp ayaklarıyla babasını tekmelemekten adam uyuyamıyor!! Eşim; “Ne zaman gece uyansam Berk’in gözleri açık, bana sırıtırken görüyorum” diyor. Adam bebekken de uyumazdı, hala uyumuyor. Tek fark şimdi kimseyi rahatsız etmiyor!! :)

Berk ile ilgili 2 konu var kafamı kurcalayan. Aslında biri çok da kurcalamıyor, hala konuşmaması. Arda da çok geç konuşmuştu zaten. Eee annesinin 3,5, babasının 3, abisinin de 2,5 yaşındayken konuşmaya başlamasına bakılırsa, 1,5 yaşında şakımasını beklemiyorduk zaten!! :) Ama asıl hala dişlerini kullanmaması, daha doğrusu çiğnenmemesi beni çok düşündürüyor. Pütürlü yiyor hatta koca koca pütürlüleri ama hala katı olarak yiyemiyor. Direk boğazına takılıyor çünkü damakta ezmeye çalışıyor ya da direk yutmaya... Dişlerimizi süs olarak kullanıyoruz anlayacağınız!! Gerçi işine gelince makarna, ekmek, kraker falan da yiyor ama, hatta doktorumuz Alev Hanım'ın karşısında beni yalancı çıkarırcasına löp löp götürüyor ama wallaha da billaha da katı gıdaları çiğnemiyor!...

    (Foto by: Emre Eldemir)

Bunların haricinde hayat rutin gidiyor bu aralar.. Şimdi bir terslik olmazsa, aylar öncesinden planladığımız ve önümüzdeki haftalarda yapacağımız kısa bir hafta sonu kaçamağına odaklanmış durumdayız.

Ha genelde her postumda birkaç tavsiye, öneri, araştırmalarımı da paylaşıyorum yaa burada, eksik kalmasın şunu da paylaşayım dedim, paylaşmayı seven, bencillik yapmayıp bilgilerimi kendime saklamayan bir anne olarak.. ODTÜ Mezunları Derneği, hem (elbette) üyelerinin, hem mezun hem de ODTÜ ile yakından uzaktan ilgisi olmayan kişilerin çocuklarına binicilik kursu düzenliyor. Eylül 2013-Haziran 2014 ayları arasında. Panodan çektiğim broşürü ekliyorum buraya, Arda gibi atlara meraklı çocuklar için güzel bir kurs. Detaylı bilgi 0312 286 79 79 nolu telefondan öğrenilebilir.