6 Mart 2013 Çarşamba

Hadi Hadi Hadi Hadi Hadi...

Son zamanlarda Arda ile muhabbetlerimizin özünü bu kelime oluşturuyor: "Hadi!" Yaşsal bir durum mu, dönemsel mi, geçici mi bilmem ama böyle giderse bende kalıcı defektler bırakacak!! Özellikle de benim gibi tezcanlı birisi için sabahları "hadi oğlum uyan!" cümlesini sakince 18 defa söylemek bile büyük bir sabır iken, artık 19. seferde cinlerim tepeme çıkmış ve kendimi "AAaaaaahhh hadi artık kaç defa söylemem gerekiyor oğlum, uyan artık işe geç kalıyoum!!" diye böğürürken buluyorum!..


Bu sadece sabahları onu uyandırırken de böyle değil ayrıca... Yemek yerken, giyinirken, birşey yapmasını istediğimde...vb hepsinde böyle.. Evet babası gibi geniş, rahat bir adam olacağı belli, benim de belki de gereksiz tezcanlı olduğum da belli ama, bir şey yüzbin kere de söylenmez ki kardeşim!! Yap işte, eninde sonunda yapacağın belli, yorma beni, enerjimi tüketme...

Sabahları 06:30'da kalkıp, işyerim evime sadece 10 dakikalık mesafedeyken, son zamanlarda işe 10-15'er dakika geç kalışlarım, niye hiçbirşeye yetişemiyorum telaşına düşürdü beni. İş ve iş yeri disiplinine özen gösteren biriyim, herhangi bir ikaz gelmemesine rağmen, kendim rahatsız oluyorum artık bu durumdan. Bu nedenle de öğretmeniyle konuştum Arda'nın.. Ertesi gün hemen değişti "kurduğum "hadi"li cümle sayısı... Dolayısıyla da son bir kaç gündür sabahları daha az sesim yükseliyor ve daha az "hadi"li cümleler kuruyorum. Şu öğretmenler ne kadar da etkili çocukların üzerinde...


Geçtiğimiz hafta Arda'nın doğum gününü kutladık anaokulunda, sınıf arkadaşlarıyla birlikte. Babaannemiz, Nuriye Teyzemiz, Berk, babası ve ben de eşlik ettik... Aylar öncesinden benden tek bir ricada bulunmuştu doğum günü için: Pinyata... İşlerim öylesine yoğun ki bu aralar, aslında kendim yapmak istemiştim pinyatasını ama gidip de satın alma işini bile benim gibi planlı, organize bir insan son güne bıraktı! Çok eğlendi, eğlendik doğum gününde. Arkadaşlarına Berk'i tanıttı gururlanarak, çok mutlu oldu..  :)


Berk'ten bahsetmemek olmaz... kendisini "çakal" ilan etmem çok önceki postlarımda olmuştu zaten.. Aynı çakallık yolunda emin adımlarla ilerliyor kendisi.. İkinci çocukların, birincilere oranla  daha çabuk öğrenme şansları, birinci çocuk sayesinde kesinlikle daha çok, bu kesin bence. Belki de 10 kez hadi şunu yap dedikten sonra o işi yapan Berk, abisi bir kez yapsın, onu gördükten sonra aynı taklitçi zihniyetle taklit ediyor yapılanı. Abisine bayılıyor, istisnasız her akşam evde bir sarmaş dolaş olup yerlerde yuvarlanma faslımız oluyor ki, farketmeden canı yansa bile gıkı çıkmıyor!.. Gözü abisinin yaptığı şeylerde.. Onun içtiği bardaktan içmek istiyor, onun oturduğu koltukta oturmak istiyor, onun yazdığı kalemi tutmak istiyor... İstiyor da istiyor... Benim salon beyefendisi büyük oğlum ise kardeşine hiç kıyamayıp, "küçük kardeşim olmasaydın bunu sana vermezdim!!" deyip, istemeye istemeye de olsa ona istediğini veriyor çoğu zaman...

Aşağıda da beni çok güldüren bir foto kolajı... Berk, Arda'nın koltuğunu ele geçirmek için sinsice yanına yaklaşır ve hiç çaktırmadan yavaş yavaş koltuğa kurulur. Arda'nın "Oooff Berk git başka yere otur!!" nidalarına dayanamayarak makinayı elimden bıraktığım için fotoğrafını çekemediğim son sahne ise; Berk'in Arda'nın arkasına geçmiş, Arda'yı ayaklarıyla koltuk dışına ittirmesi sahnesiydi.. Sinsice gülüşüne ise diyecek lafım yok!! "Dağdan gelen bağdakini nasıl kovar"ın fotosudur bu... :))
Çok seviyorum ben bu minikleri yaa... İyi ki doğurmuşuz sizi.. :))