27 Kasım 2012 Salı

1 Yaş Bebeklerin Doktor Kontrolü

- Artık öğün aralarının süreleri artıyor. Kahvaltı 9:30'da Öğünler; sabah, öğlen, ikindi ve akşam olmak üzere 4 adet. Öğlene kadar 3-4 saat boş. Öğlen tek çeşit yemek (et, tahıl, sebze içeren) + yoğurt ya da ayran.

- İkindi ya da 5 çayında eline 2 tane organik bisküvi, ceviz, meyve yoğurt+bal, ev yapımı pohaça...vb ver yesin.

- Akşam sofrada ne var ise yesin ve sizinle birlikte mama sandalyesinde o da size katılsın. Özel yemek yapılmasın. Az yiyebilir, yediği kadar, ısrar yok. Sofradan kalkarken Aptamil muhallebi ya da kendi yaptığın muhallebiyi yedir. Eğer yemeğini çok yerse, muhallebi yedirme sadece emzir.

- Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'ne göre, 1 yaştan sonra anne sütünden alınan besin değeri %80 değerinde azalıyor.

-1-2 yaş arası yemesi gerekenler (bir gün içinde):
      Her gün 1 kibrit kutusu kadar peynir
      Her gün 250-500 ml süt, anne sütü+yoğurt, hatta keçi sütüne öncelikle sulandırarak başlayabileceğimizi söyledi.
      Her gün 1 dilim ekmek
      Her gün 1 yemek kaşığı tahıl
      Her gün en çok 3 adet meyve
      Her gün 2-3 çeşit sebzeli ve etli 1 kap yemek.
      Haftada 3 adet yumurta (Bizim alerjimiz olduğu için yemiyoruz)
      Haftada 1-2 gün balık
      Haftada 1-2  kez kuru fasulye/mercimek/nohut
      Haftada 4 gün 2 küçük köfte kadar kırmızı et
      Haftada 6-7 adet dövülmüş ceviz
      Haftada 6-7 tatlı kaşığı bal (çiçek balı) ya da pekmez

- Eski kahvaltıya  devam. (Bizim kahvaltımız mama içine 1 dilim cici bebe ekmeği, 4-5 adet cici bebe, 1 kibrit kutusu kadar peynir ve bazı günler bunlara ek olarak meyve püresiydi. Şimdi mama yerine sulandırılmış keçi sütü kullanıp içine bazen de dövülmüş ceviz ekliyorum. Bu arada cici bebe ekmeği ve cici bebe yerine normal ekmek kullanabileceğimi de ekledi Alev Hn.)

- Keçi sütü kullandıktan sonra 1 hafta bak, döküntü, ishal, pooda pişik...vb gibi değişiklikler yoksa 2 hafta sonunda sulandırmadan keçi sütü verebilirsin.

- 1-2 yaş arasında yer ya da yemez. Hiçbir şekilde ısrar yok. 18 saat açlığa dayanır. Eğer yemeğini yemezse bırakılır, sofra kaldırılır, 1-2 saat sonra tekrar teklif edilir. Aynı yemek tekrar verilmeli. "Ay onu yemezse şunu yesin bari" diye yeni yemek yapılmaz. Sebzeden soğumasına izin verilmez. Haşlama sebzeleri önüne koyup kendi yemeyi sever.

-Ardından tabakla gidilmez.

- Yanında yemiyor denilmez.

- Kendinin yemesine, ortalığa dökse saçsa da kirletse de izin verilir.

- Yasaklar: Salam, sosis, sucuk, soya ürünleri, soya lesitin içeren kek, gofret, plastik saklama kabı yasak.

- Ayda 200-250 gr alır, 1 cm uzar.

- Yılda 8 tane ateşli solunum yolu enfeksiyonu geçirme hakkı var. (Solunum yolu hastalıkları haricindekiler hariç).

- Eğer yürümeye başlamadıysa, günde 2 defa yürüme çalışmaları yapılır. Mümkünse her gün dışarı havalandırmaya çıkarılır. Aşağıdaki videoya istinaden, Berk sizce yürüyor mu sayılır??? :))

video

- Sterilizasyona son verilir... (Ohooooo bu zamana kadar sterilizasyon mu kaldı :)) )

- 1 yaş aşısı var. KKK aşısı yumurta alerjisi olan bizim gibiler için mutlaka ama mutlaka hastane ortamında yapılmalı.

- Sopa-halkalar oyuncağını sever.

- Elektrikli süpürge oyuncağına bayılır. Aynı şekilde el süpürgesi, vileda...

- Tencere-kapaklarla oynar.

- Anne bağımlısıdır.

- Masal dinlemeyi, kitap okunmasını, broşür, dergi karıştırmayı, kartları çok sever.

- Aktivite masası, ksilofon, çekiç-top oyunu, yazı tahtası, kocaman peluş oyuncak, top, çek-bırak araba...vb oyuncakları alınabilir.

- 2 tane sorumluluk yerine getirebikir. 1.si: Getir götür işleri, 2.si: Şurayı siler misin? Süpürür müsün?

- Siz de onunla birlikte yere oturun ama kendi işinizle ilgilenin. Ama sizsiz de oynamaya alışsın.

- Yanında kavga etmek yasak.

- Tartışmak, gözyaşı serbest.

- Yanında negatif şeyler konuşulmayacak.

- Bu arada 1 yaşında da göz doktoru muayenesi var.

Göz Deyip Geçme....

Doktorumuzun şu kontrollerini yaptır, bu tetkikler için mutlaka hastaneye götür ve bana sonuçları faksla dediği her türlü şeyi harfiyen yerine getirdim bugüne dek. 1 yaş göz doktoru ziyaretleri de buna dahildi. Arda'yı 1 yaşında göz doktoruna götürdüğümde sonuçlar gayet temizdi. Doktor mu yeterince iyi değildi, o günden sonra mı değişti herşey bilmiyorum. Alev Hanım'ın 5 yaş kontrolünde bu dönemde göz kontrolü olmalı demesinden sonra ne yalan söyliyim: "Amaannn ne gerek vardı şimdi ortada fol yok yumurta yokken göz doktoruna gitmeye" diye düşünmedim de değildi!! Ama hazır Berk'i 1 yaş göz muayenesine götürürken, Arda'yı da takıyım da peşime arada o da görünsün diye götürdüm hastaneye.
Berk'in göz muayenesinde şimdilik bir şey yok. Biraz astigmatı varmış ama önemli olacak boyutta değilmiş şimdilik.
TOBB Etü Hastanesi'nde adı sanı bilinen bir Prof.'tan verdiler randevuyu. Diyorum yaa "amaaannn ne gereksiz bir kontrol!!" diyerek gitiğim için, zaman ayırıp da doktor adı bile araştırmadım telde randevu alırken. Allah ne verdiyse misali... Hastanedeki Prof.'un kontrol sonrası 3,5 derece astigmatı, biraz da göz tembelliği var demesine de çok şaşırdım açıkçası. Neyse ki geç kalınmış bir şey yok...

Yine de 2. bir teyit istedik bu konuda. Bu sefer internette araştırarak, ona buna sorarak çocuk göz muayenesinde en iyilerden birinin adını bulup hemen ertesi güne randevu aldık. Biliyorum 3,5 astigmat olan göze, evet bu çocuğun astigmatı yok demeyecekler ama içimizde uhde kalmasın dedik...
 
2. doktordan çıktığımızda, 3,5 yerine 4,5 derece astigmatın yanında bir de az da olsa nurtopu gibi bir göz tembelliğimiz oldu!! Şimdilik kapamaya gerek yokmuş neyse ki.. Milyonlarca kez neden farkedemedim diye sorup kendimi suçladım, doktorlara ilk sorduğum soru da "Ben farkedebilir miydim??!!??" oldu. Neyse ki ikisinden de aldığım cevap "Mümkün değil!" olunca kendimi suçlamaktan da vazgeçtim.
Arda'ya gözlük takacağını söylemek ve takmasını sağlamak için ilk olarak dünyadaki en sevdiği varlığı, babasını örnek göstererek işe başladım. Sonra da aslında benim de ne kadar çok gözlük takmak istediğimi ama bana doktorların takmam için izin vermediğini, sadece "özel insanların" gözlük takabildiğini anlattım. Babası çok özel ya onun için, inandı bana. 

Kötü birşey değil elbette milyonlarca çocuk takıyor, ki zaman kaybetmeden yaptığım internet araştırmalarımda her 4 çocuktan 1'inin gözlerinin bozuk olduğunu ve gözlük takmaları gerektiğini okuyunca rahatladım.

Hemen gittik gözlükçüden gözlük aldık. Kendi beğendi elbet, ne kadar yakışıklı ve özel olduğunu söyledik mağazadakilerle birlikte. Renkli kenarları olan çok cici bir gözlük aldık ona, şu anda yapılıyor camları...


Henüz elimize geçmedi gözlüklerimiz, yapılıyorlar. Arda sabırsız takmak için. Asi bir çocuk değil neyse ki, mantıklı şekilde anlatınca, mantığına da yatarsa sorunsuz yapar söylenenleri.. Ve bu özelliği de daha bebekliğinden beri böyledir. Tam bir sarı şeker işte bildiğiniz... :) Şimdi korkularımdan birisi de; buğulu ve dağınık görürken  "Annicim şok güselsin!!" diyen oğluşumun, net görmeye başlayınca bana diyecekleri!! Ahahah :)) Herşeye hazırlıklı olmalıyım sanırım...
Allah dermanı olmayan dert vermesin... Buna da şükür... Lütfen göz kontrollerinizi (4-6 yaş arasında ve hatta mümkünse her sene) yaptırmayı ihmal etmeyin. Ayrıca yine 4-6 yaş arası çocuk velileri, bu yaşlar arasında ortopedi kontrolü de var. Ona da en kısa zamanda randevu alıp gideceğim. Ha bir de 4-6 yaş arasında TD (Difteri ve tetanoz) ve KKK (Kızamık kızamıkçık) aşıları da var. Yine de aşı kartlarınıza bakın da siz... Bilginiz olsun, söylemesi benden...

21 Kasım 2012 Çarşamba

5 Yaş Çocuklar İçin Doktor Kontrolü

- 4-6 yaş arasında KKK aşısı var.

- Bu yaşta ortopedi ve göz kontrolü var.: (Bu kontroller 4-6-9 yaşlarda rutin yapılmalı.)
 
- Bu yaş grubu çocuklara spor yapması tavsiye ediliyor. Nedir bu sporlar? 4 adet: Buz pateni, Ata binme, yüme ve jimnastik.
 
- Bacak ağrıları başlar. Bu ağrılar akşam, gece olur ve hatta uykudan uyanmalarına bile neden olabilir ve çoğunlukla ovmayla geçer. Bunlar büyüme ağrılarıdır. Yalnız bu ağrılar sabah oluyorsa doktora götürmekte fayda var. Sabah olan ağrılar büyüme ağrısı değildir.
 
- Kendisini kaşıttırmayı, dokunulmayı çok sever. Mayo bölgesi hariç bunda sakınca yok.
 
- Mantık yaşıdır. Bazı şeyleri açıklayarak kural öğret.
 
- Anne babanın ölebileceğini, yaşlanabileceğini anlar ve korkar. Ölecek misiniz, yaşlanacak mısınız diye sorar. Cevaplar; "Tatlım her canlı bir gün yaşlanacak ve ölecek ama bu çoooooooookkkk uzun süre sonra olacak."
 
- Sorduğu kadar yanıt verilecek, asla detay yok. Mesela ölünce ne olur diye sorarsa; "Çok uzaklara gidilir, gözümüzün göremeyeceği kadar uzaklara, yukarılara... Uçaklar bile çıkamaz oralara..." vb.
 
- Yaratıcılıklarını besleyin. Örneğin hikaye yazın.
 
- Kıllarda koyulaşma oluşacak. Bu normal.
 
- İlk aşk yaşanır. Normal.
 
- Annenin göğüslerini ellemeye çalışır. Buna asla izin verme.
 
- Korkular başlar. Mantığa sığmayan canavar, hayalet, dev...vb gibi korkular. Bunun için Alev hanım'ın önerdiği ve beim de akabinde o gece uyguladığım yntem hayatımızı kurtardı. Normalde hep canavar, hayalet diye birşey yoktur onlar sadece kitaplarda vardır...vb gibi şeyler söylerdim ama bu onu ikna etmez ya da etse bile korkularını geçirmezdi. Alev Hanım dedi ki, "korku kovucu" bir nesne edinin. Kendisi kendi çocuklarına "korku kovucu el feneri" uygulamış. Küçük bir fener edindik biz de, geceleri korktuğunda ya da korkusu geldiğinde "Bak Ardacım bu alet korkuları kovucu bir alet. Bu feneri yaktığında tüm korkuları kovarsın, hiçbiri seni rahatsız edemez." dedim. Hoşuna gitti bu durum ve uyurken korku kovucu feneri hep odasında duruyor. İlk gece üstünü örtmeye kalktığımda, daha o beni görmeden odasından fenerinin ışığını gördüm. :) Odaya girdiğimde de korkularımı kovuyordum anne dedi. :))

Alev Hanım bu konuda özellikle şuna dikkat etmemizi söyledi; bu nesnenin adı "korku kovucu". "Canavar kovucu", "Hayalet kovucu"...vb ASLA DEĞİL!.. Çünkü o zaman canavarın, hayaletin varlığını kabul etmiş oluyoruz. Bu nesne sadece korkularımızı kovuyor.

Bu korku meselesinde ailelerin seyrettiklerine, gösterdiklerine, okuduklarına çok dikkat etmeleri gereken bir dönem. Çünkü 4-9 yaş arası korku dönemi. Gece terörüne varacak kadar korkular yaşayabilirler.
 
- Kendisine ait fotoğraf makinası, dürbün, teleskopu olsun. Dünya, evren, gezegenlere ilgisi çok olur.
 
- Acil numaralar ezberletebilirsiniz.
 
- Kendi başına duş alabilir. (Sabunsuz) (Biz bunu son 1 senedir zaten yapıyorduk, hatta saçını 1 senedir Arda kendisi şampuanlıyor sadece durulamaya ben banyoya giriyorum. Biraz tedirgin oldum ben hata mı yaptım diye ama bunun çocuğun geişiminde iyi olduğunu söyleyince rahatladım.)
 
- Eline kesici olmayan kahvaltılık bıçağı verip, ekmeğe tereyağ bal sürdürebiliriz. Hatta salatalık kessin. Marul koparsın, maydanoz koparsın. Bu şekilde tek başına salata yapsın ve siz de afiyetle yiyin. Bu kendine güvenini destekleyecektir.
 
- Çağrışım oyunları oynayın. Siz araba diyin çağrıştıran kelimeler bulsun. Örneğin siz araba, o vites, siz hız, o ceza, siz polis, o hırsız...vb gibi.
 
- Denklik kavramı önemli. 
 
-Aktivite bebekleri oyuncakları varmış. Bunlara kıyafet giydirip, düğmeleri ilikleyip, kıyafetleri çıkarttırabiliyormuşuz.
 
- Magnetik legolar çok güzelmiş.
 
- Basit toplama çıkarma yapabilirler.
 
- DİKKAT kitapları özellikle Ya-Pa Yayınlarını tavsiye etti.

Bunun haricinde en son 3,5 yaşında Alev hanım'a götürmüştüm Arda'yı. Geç bile kaldım 4-4,5 yaşında da kontrole göürmem gerekiyordu ama yine de 5 olmadan gittik. Berk'i 1 yaş muayenesine götürürken Arda için de randevu aldım. Bir gittik 2 saatimiz muayenehanede geçti :) Alev hanım Arda'yı tam bir "salon beyefendisi" şeklinde nitelendiriyor. Gelişimini, bu devirdeki bütün çocuklarda olduğu gibi :), yaşına göre daha ileride buldu.  Çok şükür Arda ile ilgili bir problem yok ve zaten sarı şekerimden biz de çok memnunuz... :) Berk'in 1 yaş doktor kontrolü yazısını da bir vakit yazmaya çalışacağım ama bu postu da, ancak işyerimde öğle aramda yazabildiğime bakılırsa (evet evet post yazmak yerine tezimle uğraşabilirdim, vicdan azabı duyuyorum zaten:(( ) 1 yaş bebekler için doktor kontrolü yazımı biraz beklemeniz gerekecek...

16 Kasım 2012 Cuma

Bir İstanbul Hatırası...

3-4 ay öncesinde, 11.11.12 tarihinde Avrasya Maratonu olduğunu okuyunca gazetelerde, ertesi gün o tarihin hafta sonuna da gelmesini fırsat bilerek aldım uçak biletlerimizi. Kıtalararası tek maratonda, koşmayarak belki ama yürüyerek, ailecek, tam da köprünün üzerinde kutlayacaktık lokumumun yıldönümünü. Hiç unutulmayacaktı...  Biletleri aldığım tarihin tam da sıcakların en cafcaflı dönemine denk gelmesi sebebiyle belki de, Kasım ayında yurtcağazımın ne derece ayaz, soğuk ve yağmurlu olduğunu/olacağını pek düşünemedim o heyecanla!! Katılamadık maratona. Hep yağmur yağacak dendi, çok soğuk dendi korktuk, hasta etmeyelim bebeleri dedik, katılmadık. Evet pişman olduk. Yağmur yağmadı. Soğuktu ama önlemini alırdım. Pişmanım Allahım, zamanı geriye alalım... :(
Yine de unutulmaz bir yıldönümü oldu İstanbul kaçamağı. Her İstanbul'a gidişte, malum İstanbul'un büyük olması, trafiksel sorunlar...vb gibi sebeplerle akrabalarımızla, arkadaşlarımızla tadını ala ala, ya da en azından bir gidişte her biriyle görüşerek ayrılamıyorduk ordan zamansızlıktan ve gidemediklerimizin de gönlü kalıyordu. Fırsat bildim doğum gününü, iyi bir bahane dedim başladım hazırlıklara.

İnternetten benim gibi İstanbul'u hiç bilmeyen biri için zordu aslında böyle bir işe kalkışmak. Ohooo dedim, bunun mekan ayarlaması var, temiz bir yerde pasta yaptırtması var, gelen misafirlerin evlerine de çok uzak olmayan ortak bir nokta bulması var, süsü püsü var, çağırdığım kişilerin gelip gelememesi durumu, gelemezlerse, kiraladığım mekana kişi sayısı babında rezil olması var... :) Var da var yani...
Öncelikle işe bencilce olacak ama ablamların evine yakın bir semtte mekan ayarlamayla başladım. Birkaç misafirimiz dışında da çoğu kişi için ulaşım kolay oldu aslında şans eseri. Telefonla, maille evet zor oluyordu, 4-5 tane restaurantla mailleştim ve içime sinen bir tanesiyle anlaştım. Sağolsun Florya Güven Et&Balık Restaurant satın alma müdürü Sait Bey yakınen ve özenle ilgilendi bizimle. 3 katlı mekanın 2. katında bulunan oyun odası çoğunlukla kurtardı bizi ve çocuklar hiç sıkılmadı. Ayrıca yemek kısmıyla da ortamda yemekleri al-ver karışıklığına girmek istemediğimden, yeme-içme faslının, saat 11:00-15:00 arası serpme kahvaltı şeklinde daha iyi olacağını düşündüm. Nitekim bence de gayet güzel oldu.. Gerçi bir de misafirlere sormak gerek!.. :)

Parti süslerimiz elbette Parti Saati'nin el emekleriydi. Aslında çok daha fazla süsleme isterdim Ayça ve Bige'nin becerikli ellerinden ama malum gidişimiz uçakla olunca fazla eşyadan kaçındım.


İşin en can alıcı noktası ise pasta kısmıydı. Pastaneye yaptırmak istemedim. Bir blogger olarak, kendi evinde ya da küçük pasta evlerinde mis gibi lezzetli pastalar yapan bloggerlarla iletişime geçtim. Çoğu Florya'ya gönderemeyeceklerini söylediler, taa ki tam da Florya'nın göbeğinde yaşayan Yasemin Hanım'a ulaşıncaya kadar. :) Tam da tarif ettiğim gibi, tam da istediğim şekilde hazırlanmıştı pasta tren temalı partimize uygun olarak ve tam da saatinde kendi elleriyle teslim etti bana...


Hem benim ailem, İstanbul'daki akrabalarımız, hem eşimin akrabaları, arkadaşlarımız ve blogdan takip ettiğim, tanıdığım ama öncesinde yüzyüze tanışmadığım 3 tane blogger arkadaşım... Sağolsun kırmadılar bizi geldiler. Emine ve Tuğra, Elif ve Kayra, Ebru, Beste ve Efe ayağınıza sağlık... Tuku, Bahriye, Durununannesi... Keşke siz de gelebilseydiniz ama biliyorum İstanbul'da ulaşımın ne denli zor olduğunu...


Velhasıl kelam, çok güzel bir hafta sonuydu... Çok güzel bir doğum günüydü... Minik lokumum da kucaktan kucağa gezinmekten gıkı çıkmadı, gülücükleriyle şenlendirdi ortamı. Sarı şekerim kuzenleriyle, orada tanıştığı ama daha önceden hep bilgisayardan resimlerini gördüğü arkadaşlarıyla oynamaktan zevk aldı. Eşimle ben ise, İstanbul'a gelmişken bir taşla tam 25 kuş vurmanın keyfini çıkardık... :))

Canım lokumum, iyi ki doğdun da bu güzel hatırayı yaşattın bizlere...

11 Kasım 2012 Pazar

İyi ki Varsın Lokumum...

İlk göz ağrım değilsin ama tecrübesizliğimin kurbanı da olmadın...

Sana öyle gereksiz yeni yeni kıyafetler, oyuncaklar almadık ama onun eskilerini giyerek abişinin ne kadar büyüdüğünü her daim hatırlattın bize... :)

Belki de büyürken hiçbir zaman bize daha önce yaşamadığımız şeyleri de yaşatmayacaksın ama sen hep farklı ve özel olacaksın...

Daha nice sağlıklı, güleç, mutlu, heyecanlı, dolu dolu yılların olsun lokumum. Önündeki yıllar sana mutluluk, sağlık, bol uyku, kolay çıkan dişler getirsin. Ha ama hepsi bizimle, yanımızda olsun... :)

Bir de...

Hayat sana hep benim gözümle baksın... ;) Seni çok seviyoruz lokumum...

video

3 Kasım 2012 Cumartesi

Kim Anlar Beni?...

Geceleri Berk yüzünden uyuyamıyorum...

Gündüzleri iş yüzünden dinlenemiyorum....

 
Akşamları ev işi, çoluk çocuk yüzünden oturamıyorum...
 
Zamansızlık yüzünden 1 senedir uykusuzluktan batan, acıyan gözlerim için doktora gidemiyorum...
 
Eşimin de işlerinin yoğun olması ve Ankara'da da 1 saatliğine de olsa çocukları bırakabileceğim, dıdının dıdısı bile bir akrabam olmadığı için ve Berk'i ve Arda'yı da alıp kuaföre de gidemediğim için dip boyam çıkmış vaziyette paspal haspal geziniyorum...
 
9 yıldır çalıştığım işyerimde, terfi yönetmeliğinin ancak ben 2 çocuk yaptıktan sonra çıkabilmesi sayesinde/sonucunda hazırlamam gereken uzmanlık tezimi, evde totomu koyacak bir yer bulamadığım için hazırlayamıyorum....
 
Uzmanlık tezime hah hadi başlıyorum dediğim anda, işyerinde olmadık işler bana verilince kalakalıyorum...
 
Ama yine de çok şükür sağlığımız sıhhatimiz, keyfimiz yerinde olduğu için de daha fazla bıdı bıdı etmiyorum... :)
 
 
Berk lokumumun doğum gününe 1 hafta kaldı.. 3 ay önce, 11 Kasım 2012'de İstanbul'da Avrasya Maratonu'nun olduğunu öğrenince "hadi katılalım lokumumun doğum gününde", diyerek aldığımız uçak biletleriyle, İstanbul'a gidip, annemle babamın da ablamlara gitmesini de ayarladıktan sonra, neden ufak bir buluşma yapmıyoruz ki dedim kendi kendime.. Berk'in doğum günü bahane...
 
Uzun zamandır görüşemediğimiz akrabalarımızla, arkadaşlarımızla ve tanışmaya can attığım birkaç blog annesiyle bir kahvaltı yapacağız inşallah... Malum Arda'ya 1. yaş günü partisi düzenlemiştim evde oyun grubu arkadaşlarımızla, hak geçmesin illa kesilecek bir pasta da Berk'e... :)

 
Yoğun bu aralar dedim yaa hayatımız... En çok da Arda yoğun... Okulda ilk satranç dersinden çıktıktan sonra heyecanla yanıma yaklaşan sarı şekerim, bana satrançla ilgili öğrendiği kuralları anlatırken, satranç bilmemenin ezikliğini hissettim ilk kez. Ha öğrenmek için bir çaba harcadım mı??? :)) Neyse o konuya hiç girmeyelim.. :)
 
O sırada arkadaşım Nilüfer'in, oğlunu satranç kursuna gönderdiği aklıma geldi ve neden denemeyelim dedim. Prof. Dr. Necate Baykoç'un açtığı bir merkezde, sınıf arkadaşıyla beraber satranç kursuna gitti Arda. İnanılmaz zevk alarak kurstan çıkıp, heyecanla öğrendiklerini bize anlatan ve akşamları babasıyla satranç oynayan (daha doğrusu "henüz" oynamaya çalışan) sarı şeker, son zamanlarda gitme konusunda hık mık etmeye başladı ki, bu durumda devam edip etmeme konusunda çelişkiye düştüm. Ha hala kurs sırasında çok eğleniyor, çıkışta da güle oynaya oluyor ama sanırım kurs saatinin tam uykusunun olduğu zamana denk gelmesi onu biraz yoruyor. Bir de tabii eğitim merkezinin Kızılay'da, park yerinin olmadığı, evimize uzak olan bir yerde olması da açıkçası benim oraya devam edip etmeme fikirlerimi etkileyen kriterler arasında. Ne yaparız göreceğiz... Necate Hanım'a danışmamız gerek sanırım...
 

Onun haricinde geçen sene bir türlü fırsat bulup da gidemediğimiz buz patenine gittik Belpa'ya 2 hafta önce. Ben bilmiyordum Belpa'da bir sürü spor klüplerinin olduğunu, çocuklara, büyüklere kurs verildiğini, takımlar oluşturulduğunu....vb. Bir gittik denemek için, şok olduk. Arda da düşse de, kalksa da, üşüse de, donsa da çok eğlenmiş olmalı ki, yine gelelim dedi çıkışta. Olimpik Akademi'deki jimnastik kursu sevdamız 1 hafta sonunda yalan olsa da, buz pateni sevdasının bu kadar çabuk tükeneceğini sanmıyorum.. :))  Haspanın dengesi de iyi maşallah.. Ben ayakkabımın ucunu dahi piste değdirmeye korkarken, bir baktım adam pıtır pıtır, minik adımlarla pistin ortasına gidivermiş...
 

Ben mi hata yapıyorum, istemediği şeylere "Tamam istemiyorsan gitmeyelim" demekle bilmem ama, bu yaştaki bir çocuğu da herhangi başladığı bir kursa gitmek istemediğinde, zorla göndermeye de kıyamıyorum. Sanırım tüm kursların deneme derslerine gidip 2. seferde bırakacağız!!! :)

Berk lokumunda çıkan ve çıkarken de (çok afedersiniz ama) anamızı ağlatan 8. dişimiz haricinde pek bir değişiklik yok. Ha bir de artık gündüzleri sürekli paçama, geceleri de emerek bana yapışık halde yaşamasının haricinde... "Yürüse de kurtulsam yeteeeeerrrrrrrr!...." diye böğürmek istiyorum çoğu zaman. Yürüyünce işlerin daha da kötü olacağını bilsem de istiyorum işte... Neyse büyüyecek sonuçta. Abisi nasıl büyüyüp "adam" olduysa, o da olacak.. İnşallah beraber göreceğiz büyüyüşlerini... Amin...