29 Ağustos 2012 Çarşamba

9. Ay ile 12. Ay Arası Bebeklerin Doktor Kontrolleri

9. aydan sonra 1 yaşına kadar Alev Hanım'a kontrole gitmiyoruz. 9-12 ay arası bebeklerin bilgileri aşağıda yazıyor...

9 Aydan sonra

Beslenme Kuralları:

1- Lezzet: 9 aydan sonra çocukları lezzetle tanıştırıyoruz. Çünkü tat duyguları olgunlaşıyor. Tuz iyotlu olduğundan ve büyüyen beynin iyot ihtiyacı olduğundan tuza başlanır ve yemek ocaktan inip soğuyunca bir tutam atılr. (Sıcakta iyot kayboluyor) Tuz mutfağın en serin ve ışık almayan yerinde saklanır.

Aynı zamanda, sabah kahvaltılarında çok az tahin eklenmiş pekmez karışımlarına ekmek batırılıp verilebilir.

2- Sofraya aileyle oturma: Bu aydan sonra ebeveynlerin yemekleri acılı ya da salçalı değilse sularına ekmek bandırıp elimizle bebeklere yedirebiliriz. Ayrıca salata sularına batırılmış ekmekleri de yedirebiliriz. Ayrıca bebekleri akşam yemeğinde sofraya bizimle oturtup önlerine bu salataya ve yemeğe batırılmış küçük ekmek parçalarını da koyup iki parmağıyla oynamasına, ağzına götürmesine, yere atmasına ya da ağzımıza vermesine izin verilir.

3- Katı-sıvı ayrımı: 9 aydan snra bebeklerin katı-sıvı ayrımları gelişir. Bebek tek tek elle yemekten hoşlanır ama aynı gıdayı yarı sulu yarı sıvı bir yemeği çatalla ezip kaşıkla yedirildiğinde bebek yutamaz. Çünkü onların grisi yoktur. Kısacası pirinci tek tek elle kolayca yiyen bebek, pirinçli rondolanmış bir çorbayı yerken sorun çıkarabilir. Yani sıvılar sıvı, katılar katı olarak ve elle yedirilmelidir.

4- Anne sütüne düşkünlük: Bu aydan sonra bebekler anne sütüne daha düşkünleşip ek gıdaları yemede sorun çıkarabilir. Gerçekte 9 aydan sonra anne sütünün besin değeri neredeyse yoktur ve anne sütü daha çok bağışıklık destekleyicisi olarak kullanılır. Bu nedenle özellikle gündüzleri anne sütünden çok ek gıda vermeye özen gösterilmelidir.

Ayrıca Alev hanım, Sinem Olcay Kademoğlu'nun Annenin Rehberi adlı kitabı okumamı tavsiye etti. Özellikle kitapta anne sütü ile ilgili bölümlerde, çoğu doktorun bebeği sütten kesmek için en az 2 sene beklenmesini, ama kişilik gelişimi teorisyenlerinin ise 9-12 aylık sürede sütten kesmenin doğru olduğunu düşündüklerinin yazıldığından bahsetti. (Ben burada kimseyle anne sütünün faydası, bebeğin ne zaman sütten kesilmesi gerektiği...vb türünde tartışmalara girmeyeceğim.)

5- Sık yemek istememe: Bu aydan sonra bebekler günde 3-4 öğün yemek isterler. Bazı bebekler 4 saatten erken yemek yemek istemezler. Bu nedenle sabahla öğlen arasındaki ara öğün kaldırılarak meyveler yoğurda eklenip verilebilir. Ya da yoğurt öğlen yemeğinin yanında verilip ikindi meyve verilebilir.

6- Parmak gıdalarına düşkünlük: Bebekler elle yedirilen yemekleri kaşıkla yedirilenden daha çok tercih ederler. Hatta kendileri de iki parmak kullanabildikleri için önlerine konulmuş parmaklarıyla kavrayabilecekleri gıdaları severek yerler. Bu nedenle akşam yemeklerinde sofraya oturup önlerine yassılanmış tavuk budu, balık ya da ızgara köfte konduğunda (kavrayabilecekleri kadar küçük parçalara ayrılmış) severek yerler.

7- Gıda değişiklikleri: Bu aydan sonra kuzu eti, keçi ya da koyun peyniri serbesttir. Bebekler bamya, pırasa, yeşil soğan, enginar gibi sebzeleri tadabilirler. 2 günlük et hakları 1,5 ceviz büyüklüğüne ya da 1 tavuk buduna (baget) kadar çıkarılabilir. 1 günlük meyve hakları ise 3 porsiyona kadar çıkabilir.

Pirinç pilavı tek tek tadımlık olarak yedirilirken, bol sebzeli pişirilmiş bulgur pilavı öğün şeklinde verilebilir.

Tavuk Budu ile Sebze Sote
1 tavuk budu, 1 domates, 1 diş sarımsak, 2-3 sap maydonoz, yarım patates, yarım havuç, 10-15 adet bezelye.

Sebzeler ve tavuk budu ayrı ayrı haşlanır. Elle ufalanır ve karıştırılır. Üzerine domates ve sarımsak rendelenip bir taşım pişirilir ve ezilir.

Kuzu Eti ile Sebze Sote
Tavuk budu ile aynı şekilde pişirilir ancak et rondolanarak kullanılır.

Köfte
1 dilim rondolanmış ekmek, biraz yumurta sarısı, 1-2 tatlı kaşığı zeytinyağı, 1 diş sarımsak, 1 arpacık soğanı, bir tutam kekik, 2-3 sap maydonoz, 1,5 ceviz içi iki kere çekilmiş kıyma.

Köfte malzeöeleri yoğrulur. Bir tanesi direkt olarak teflon tavada yağ ilavesi yapılmaksızın kısık ateşte pişirilip akşam yemeğinde önüne konur.

Köfte pirinç ya da bulgur eklenerek de yoğurulabilir ve sebze ilavesiyle sulu köfte yemeği de yapılabilir ve öğlen yemeğinde yedirilir.

Balık
Balık alerjiktir. Dikkatli tüketilmeli. Büyük balıklar yedirilmeli. (Levrek, çupra..vb.) Balık tercihen beyaz etli deniz balıkları olmalıdır. Kılçıklı daha küçük balıklar ileriki aylarda verilir. (Somon..vb) Balık en az haftada bir gün ve 2 kibrit kutusu kadar yedirilebilir. Fırında zeytinyağı, limon, sarımsak ve domates sosuylapişirilebilir. Pişirme sırasında yağlı kağıt kullanılabilir. Sosla pişirilmiş balık patates püresine konup yedirilebilir.Patates püresi haşlanmış patatese zeytinyağı, limon ve domates rendesi eklenerek hazırlanabilir. Balık aynı zamanda akşam bebeğin önüne ufalanarak da parmakla da yedirilebilir.

Sebze Soslu Makarna
Yarım patates, yarım havuç, yarım çarliston biber, 1 domates, 1 diş sarımsak, 1 kibrit kutusu peynir, 1 avuç makarna.

Önce sebzeler haşlanır. Haşlama sonrası suları süzülerek çıkarılır rendelenir. Sarımsak ve domates ilavesiyle bir taşım pişirilip iyice ezilir. Makarna sebze suyunda pişirildikten sonra üzerine sebze sosu eklenir. Bir kibrit kutusu peynir rendelenerek yedirlir.



Bu dönemde yine alerjik besinler deneyeceğimiz için, öncelikle alerjiste danışmamız gerekiyor. Çünkü Berk'in bacakları alerjiden dolayı pütür pütür ve kaşınıyor. :(

Alerjiste sorulacaklardan en önemlileri; balık, tropikal meyveler...vb. Ayrıca çuha çiçeği özünden yapılan bir krem varmış, Almanya'da satılıyormuş. Adı: "dr.theiss nachtkerzen hautbalsam basis pflege" Alev Hanım'ın hastalarından biri alerjik çocuğunun cildine bu kremi kullanıyormuş (tamamen bitkisel) ve çocuğun cildi pürüzsüzmüş. Nasıl bir krem olduğunu bilmiyorum ama bugün itibariyle Almanya yolcusu bir arkadaşıma sipariş verdim, olumlu/olumsuz yorumlarımı kullandıktan sonra söyleyeceğim.

Ayrıca bu dönemde rutin göz muayenemiz var. Ve tam kan tahlili. Zaten hazır kan tahlili yapılıyorken alerji testi de yaptıracağım (kanda bakılandan).

11. ay itibariyle keçi sütünü direk içirebiliyoruz. AOÇ'nin keçi sütü var(mış). Ayrıca yumurtanın da bütününü yedirebiliyoruz. Ayrıca 11. ay itibariyle (ya da tutunup kalkabildiği aydan itibaren) artık bebek sizin haklarınızı ister. Yani ne bu haklar? Aynı yemeği yemek ister, mam sandalyesinde oturmak istemez, sizin gibi sandalyede oturmak ister (bu durumda mama sandalyesinin masasını kaldırıp, onu yemek masasına yaklaştırıyoruz), aynı bardaktan su içmek ister (ona kalın, kırılmayan cam bardak alıyoruz), Aynı kaşıkla yemek yemek ister (Ucu yuvarlak kalın metal kaşık veriyoruz), kendi yemek ister. Bağımsızlıklarını ilan etmeye başlıyor bu ayda, bu yer cüceleri.. :)

Gelelim 9-12 aylık bebeklerin yaptıkları/yapabileceklerine. Aşağıda yazacaklarımı, bebeklerin 1 yaşına kadar yapmaları bekleniyormuş.

1 yaşına kadar bebekler;
** Sıralayabilirler, tay tay durabilirler, bir eliyle tutunup 2. eliyle yerden obje alabilirler...vb. Aç-kapat, al-ver, ** At-tut, getir-götür gibi kelimelerin anlamlarını anlayabilirler.
** Gündüz uykuları 2'ye düşer.
** Kakasını yaparken ıkınır ve siz kaka yaptığını anlarsanız onu hemen olduğu yerde bacaklarından tutup oturtun (tuvalete yapma şeklinde) Ama bunu tuvalette değil olduğunuz yerde yapın. Ve sevecen bir dille, "aferim benim bebeğime kakasını yapıyor, ıkınıyor...vb" diyin.
** Düşen objeleri izler. Burada baloncuklar, top, hacıyatmaz izlettirebiliriz. Bunların düşüp hep yerde kalmadıklarını da görmeli.
** Dans edenleri taklit eder. Dans eden hayvanlar var bunlardan edinilebilir. (Ben Arda'da aldığım ve Arda'nın ayıla bayıla oynadığı dans eden maymundan aradım heryerde. Arda'nınki kırılmıştı çünkü. Düşünebildiğiniz her oyuncakçıya gittim AVM'lerde, hiçbirinde bulamadım. Bir tane Toyz Shopta buldum ona da 169 TL diyince görevli, yuh dedim, ben Arda'ya 15 TL'ye almıştım sadece 4 sene önce!! Sonuçta Çukurambar'daki Nişantaşı Pazarı'nda 20 TL'ye buldum. Arayanlar, isteyenler oradan edinebilirler.)
** Uçan balonlara bayılırlar.
** Fischer Price'ın Konuşan Köpek oyuncağı alınabilir. (Bizde Arda'dan kalma var. 3-4 aydır oynuyoruz ve gerçekten güzel bir oyuncak. Arda'da da faydasını görmüştük.)
** Aktivite masası alınabilir. (Ben almadım, hiç de pişman olmadım.)
** Uyku arkadaşı alınıp, yatağının içine konabilir, ona sarılarak uyur :)
** Direksiyonları severler.
** Tek parmak kullanır. Lap-top eski klavye, hesap makinesi gibi oyuncaklarla oynamayı severler.
** Ritm tekrarı yaparlar. (Burada nasıl anlatırım bilmiyorum ama mesela Aaaa-aaaaa dersek o da direkman aynısı olmasa da ritmi yakalar.)
** Ezgi tekrarı yapabilirler. (2 noktalı ezgiler. mesela "Ooooffff offfff"!!)
** Kafiyeli, tekerlemelerle konuşun.
** Arka arkaya 2 adet soru sorun. 3-4 farklı konuda. Bu iki soruyu doğru yanıtlar. Ama 3. soruyu sorarsanız yanıtlamaz :)
       Örneğin; Ebeveynle ilgili olarak: 1- Arda nerede? 2- Baba nerede?
       Ev eşyalarıyla ilgili olarak: 1- Işıklar nerede? 2- Kumanda nerede?
       Kendi eşyalarıyla ilgili olarak: 1- bezin nerede? 2- Çorapların nerede?
** Playskoolun yaramaz topları alınabilir. (Arda çok oynamıştı bununla ve uzun süre oynamıştı. Bize yeğenlerimden kaldığı için bozulmuştu, yeni lamam gerek.)
** Hangi kovanın altında oyunu oynayın. Mesela köfte yiyecekken tak üzerine bir adet minik oyuncak kova ile kapatın, başka bir kova daha alın, bil bakalım hangiisnin altında köfte var diye sorun. Oyun yapın!!



Acil Durumlarda Yapılacaklar:

Ev Kazaları için ÖNLEM AL!... (Bu önlemleri tek tek buraya yazmıycam, artık herkesçe bilinen ve rahatlıkla da netten bulunabilecek şeyler bunlar.)

Zehirlenme için: ASLA KUSTURMA.
Zehir Danışma Hattı: 114

Yanık: Soğuk suya tut. Silverdin sür. Yara genişse soğuk sulu tülbenti yara üzerine koyup hemen hastaneye...

Uçmak/Düşmek: Buradaki düşmeler 1 metre yükseklikten itibarenki düşmeleri kapsıyor.
Bebek;
1 metreden düştüyse, yer fayanssa, yer betonsa HEMEN ACİL'e...
Boyu kadar yerden düşmüşse, yer halı, yer ahşap ise 24 saat izle. 1- Hemen kusarsa bu normal, No Panic! İleriki saatlerde kusarsa bu önemli, HEMEN ACİL'e... 2- Uyut. Uyut ama 3-4 saatte bir de dürt. Uyanabiliyor mu kontrol et. 3- Burundan ve/veya kulaklarından su geliyor mu? 4- İdrar rengi kızarıyor mu? Bunlar olmuyorsa için ferah olsun. Oluyorsa HEMEN ACİL'e...

Kol-Bacak Kırık-Çıkıkları: Ağrısız oluyor. Çoğu anlaşılmıyor. (Evet bu çok ilginç. 0-3 yaş arası bebeklerde olan çıkıklarda, bizdeki gibi ağrı, sızı, acı olmuyormuş) Peki nasıl anlıycaz? Hareketi kısıtlanır, Aksayarak yürür ya da o kolu kullanmaz.

Bir doktor kontrolümüz daha bitti. Bundan sonraki kontrolümüz 1 yaşımızdan sonra. 9,5. ay itibariyle 74 cm boy ve 10 kg'lık kilomuzla yola devam ediyoruz. Üstten 4, alttan 2 adet incimiz de bize eşlik ediyor. :) Ayrıca 9,5. ayımıza az kala (bayramda) emekleyip, 3 gün sonrasında da tutunarak ayağa kalkmayı başardıktan sonra, evde bağımsızlığını  ilan eden sevgili lokum, o uslu, sus ve de pus  halinden sıkılmış olmalı ki, tüm cazgırlığıyla  mimikleriyle, gür sesiyle, masaya pat pat vuruşuyla annesiyle kavga eder kıvama gelip, abisine bile kök söktürecek gibi bir izlenim veriyor. Ama ne zamanki yere emeklemeye bırakalım, o tontiş suratta kocaman bir gülücük beliriyor ve yakalayabilene de göz kırpması eşlik ediyor.


(ODTÜ BeBeM projesinden şu yazımda bahsetmiştim. İşte 6. ayda ilk bölümünü yaptığımız çalışmanın, 10. ay bölümünü de geçenlerde tamamlayarak, diplomamızı aldık. Diploma işin bahanesi ve geyiği elbette ama oğlumla beraber hem BeBeM çalışanlarından Aslı hanım ve Utku bey gibi şeker insanları tanımak, hem de ülkemiz için faydalı olacak TÜBİTAK destekli bir araştırma çalışmasına katkıda bulunmuş olmak ayrıca gururlandırıyor bizi. Özellikle de 10 aylık (+, - 15 gün olabilir) bebeğiniz var ise lütfen siz de bu çalışmaya katkıda bulunun. Sadece 10 dakikalık bir çalışma ve hiç sıkıcı değil.)

Küçük lokum, ne zamanki müzik duysa alkışlar başlıyor ve tel sarar hareketiyle dans ediyor. 2 saniyeliğine bile olsa totosu üstünde durmuyor. Geceleri halen en az 4 kez uyanıyor. Diş çıkarma döneminde (2'şer 2'şer çıkardığımız için) bu 4 sayısı, 14 hatta 24 oluyor!! Çok pütürlü yemek sevmiyor, elimle ağzına yemek verdiğimde ağzını açmıyor, her yemeği seven bir tip değil ama tipinden hiç de öyle görünmüyor. :) Abisine bayılıyor. Her sabah salona bıraktıktan sonra giyinmeye gittiğimde onu abisinin ayaklarını gııdıklarken yakalıyorum. Abimiz de bu durumdan çok memnun, sevgileri karşılıklı. Kıskançlık belirtileri çok şükür hala daha yok. Oyuncaklarını kardeşiyle paylaşmama durumları son buldu, Berk de en çok abisinin kitaplarını seviyor, daha doğrusu onları kemirmeyi! :)

Tatile çıkıyoruz biz bir aksilik çıkmazsa. Hem de 4 gözle beklediğimiz, kalabalık bir ailenin genç fertleriyle yapılacak olan bir tatil. Ablamlar ve görümcemlerle beraber 6 yetişkin + 4 çocuk + 2 bebekli bir tatil. İstanbul, Eskişehir, Ankara'dan yola çıkılıp, tek bir otelin tek bir katında, yan yana odalarda ayarlanan bir tatil. Curcuna bir tatil. Birazcık uzakta bir tatil. Ve umarım ne gitmeden önce ne geldikten sonra, hastalıksız olmasını temenni ettiğimiz bir tatil...

25 Ağustos 2012 Cumartesi

6 Kg Verme Hikayesi...

Bu yazıyı, bana "Hah nerde sende o irade!!!" diyerek, hiçbir zaman kilo vermek için birebir diyet uygulayacağıma inanmayan, 24 Temmuz ile 02 Eylül tarihleri arasındaki 1 ay 1 haftalık süre içinde 65 kg'dan 59 kg'a ineceğime ihtimal bile vermeyerek benimle 2 adet ayakkabısına iddiaya giren ve diyette olduğum süre boyunca öğle aralarımızda ben salata ya da kuş kadar yemekcik yerken, karşımda yemekleri, tatlıları götüren çok sevgili ve saygı değer iş arkadaşım Yass'a ithaf ediyorum...


Hayatım boyunca hiç diyet yapmadım ben. Arda'ya hamileyken aldığım 18 kiloyu, Arda tam 2,5 yaş olana kadar verip, hamilelik öncesinden de daha düşük kiloya inmiştim... Hem de tamamen kendiliğinden...

Berk'e hamileliğimde de güya daha tecrübeli olmama, kilo konusunda daha fazla doktor paparası yememe rağmen, yine büyük bir başarı göstererek 18 kilo almayı başarabildim!! Çok istikrarlıyımdır!!.. Ama bu sefer 2,5 sene beklemeyi göze alamadım. Bunun çabası içinde, ilk olarak Berk 4 aylıkken gittiğim diyetisyenim, emzirme mevzuusundan dolayı çok da ciddi olmayan bir diyet (1.600 kalorilik) verdi ki, bu diyete başladıktan sonraki 3. günümde, o sırada sadece anne sütüyle beslenen oğlum için, sütümde ciddi bir azalma olunca, anında diyeti bıraktım. O zamanlar, tam tamına 66,7 kg idim.

Artık ek gıdalara iyice alışıp sadece işten eve geldikten sonraki saatlerde emzirdiğim için, diyetin çok da sakıncalı olmadığına karar verdim ve başarılı sonuca ulaştım, hem de sadece 1 ay içinde... :) Evet evet 2 tane ayakkabıyı da kazandım. :) Elbette asıl amaç 2 çift ayakkabı kazanmak değildi (Ha bu da hiç fena olmadı hani :P) ama bundan sonraki asıl amaç, mevcut kiloyu koruyabilmek. (Bu kiloyu koruyabileceğime benimle iddiaya girmek isteyen var mı??? Heheheh :)) )

Pekiiii nasıl bir diyet uyguladım?? Belli bir programım yok aslında, yani öyle adı sanı olan bir program. Hayır Dukan da Karatay diyeti de yapmıyorum. Daha önce diyetisyenimin verdği 1.600 kalorilik diyeti kendime göre uyarlayarak ortalama 1.000 kalorilik hale getirdim ve günde 3-3,5 litrelik suyla da destekledim. Ayrıca kesinlikle ekmek ve türevlerini ve özellikle de ağdalı tatlı da yemedim. (Şeker bayramında önüme sunulan çeşit çeşit baklavalardan ve böreklerden arada aşırdığım oldu ama, onları yediysem bol yürüyüş ya da hareket ve diğer öğünlerde daha az yiyerek dengeledim ve bayramı sadece 400 gr alarak tamamladım :) )  Onun haricinde  hiç aç kalmadım. Protein ağırlıklı beslenince zaten bir süre sonra hem vücuttaki ödem gidiyor hem de kilolar...

BENİM UYGULADIĞIM BU PROGRAM SADECE VE SADECE BENİM KENDİM İÇİN UYGUN GÖRDÜĞÜM VE BÜNYEMİN KALDIRABİLECEĞİNİ DÜŞÜNDÜĞÜM BİR PROGRAMDIR.

Programım şöyleydi;

Sabah (Saat 08:30): Çoğunlukla 1 adet etimek, 3-4 adet cherry domates ya da bir adet orta boy domates, bir parça beyaz peynir, yarım ya da bir adet salatalık, bazen bir adet yeşil biber, MUTLAKA HER GÜN BİR ADET KATI/RAFADAN YUMURTA, tek şekerli çay.

Kuşluk (Saat 11:00): Bir avuç içi kadar ceviz veya kuru siyah üzüm veya 2 adet kuru kayısı veya bir adet etimek/grissini veya 1 adet meyve veya diye gidiyor. O anda elinizin altında ne varsa ondan birazcık işte... :)

Öğlen (Saat 12:30): Ekmeksiz, etimeksiz ızgara köfte/ızgara tavuk/ ızgara balık ya da 5-6 kaşık susuz sebze yemeği. Yağsız, sossuz salata da yanında yenebilir. İçecek olarak sadece su. (Bu benim kafamdan uydurduğum birşey. Yani asla meyve suyu içmeyin gibi bir durum yok. Ben zaten sevmediğim için meyve suyunu, extra kalori almaya da gerek görmedim. O yüzden sadece su içtim bu süre boyunca)

İkindi (Saat 15:00): Bir avuç içi kadar ceviz veya kuru siyah üzüm veya 2 adet kuru kayısı veya bir adet etimek/grissini veya 1 adet meyve veya diye gidiyor. O anda elinizin altında ne varsa ondan birazcık işte...

Akşam (Saat 19:00): Öğlenle benzer.



Burada dikkat edilecek asıl noktalar, ben yine çorba sevmediğim için ve çorbanın da 1 dilim ekmek yerine geçtiği gerçeğini de göz önüne alarak, 1 aylık süre içinde çok nadiren çorba içtim. (Bu böyle olması gerektiği için değil kesinlikle. Bu benim tercihim.) Özellikle akşamları canımın çok çok tatlı çektiği oldu, o zaman da bu 1 ay içinde kendime 2 kez hediye verdim (bayram kaçamakları hariç!) ve yarım porsiyon güllaç yedim. Eğer canınız çok tatlı çektiyse o iştahınızı sütlü tatlılarla kapatmayı deneyin derim. Mesela benim günlerdir gözlerimin önünden Hüdaverdi Pastanesi'nin ekleri geçiyor, huzurlu ve rahat olduğum bir akşam gidip 2 adet minik eklerlerden yavaaaaşşşş yavaaaşşş, sindire sindire yemeyi planlıyorum. :)


Diyet yapacaklara, yapma niyeti olanlara, ihtiyacı olanlara tek tavsiyem, sadece ilk 4-5 gün çok zorlanılıyor. Canınız tatlı mı çekti? Kendinize, o tatlıyı yedikten sonraki aldığınız haz mı, yoksa o tartıda vermiş olduğunuz kiloları gördükten sonra duyduğunuz haz mı sizi daha mutlu ediyor ve edecek, bunu sorun. Abartmamak koşuluyla, arada kendinizi de şımartın.. :)

Hey Yasssssss.... Cicilerimi her giydiğimde seni hatırlıycam, ayağımda gördüğün her an ve kredi kartındaki ayakkabı  taksidi bitene kadar da sen beni... Muahahhahaha :))))


Arda ve Berk tarafında durumlar da değişti bu süre içinde. En önemli değişiklik elbette Berk'te oldu.. Dişsiz çıktığımız yola mevcut durumda 6 dişle devam ediyoruz, ki bu dişleri çifter çifter çıkararak da lokumun bana nasıl bir zulüm yaşattığını tahmin etmek çok zor değil. Daha öncesinde totosu üzerinde ve sürünerek yaptığı mekan değişiklikleri, artık sert zeminde 2 el-2 ayak üzerinde, halı ya da yumuşak zeminde de 2 el-2 diz üzerinde emeklemek suretiyle oluyor. Aylardır yatığı yerde uslu uslu oturan küççük lokumum, hareket kabiliyeti kazandıktan sonra huyunda ve suyunda 180 derecelik dönüşle hem bizi hem de çevredekileri şaşırtmakta.
Böyle uslu çocuğum olsun 3 tane daha doğururum diyen ben, bu cümlemden ötürü büyük pişmanlıklar duymaktayım ki Berk'in şu anda 10,5 kilo olması ve benim belimden aldığım son fizik tedavimin üzerinden sadece 7 ay geçmiş olması nedeniyle 5 ay daha tedavi alamayacak olmamı da düşündükçe, ne yapıcam ben diye de kendime acıyıp durmaktayım...


Arda ise tam bal kaymak bu aralar... Araya bayram tatili de girip, anneanne ve dedeyi ziyarete İnkum'a gidince ve yağmurdan arta kalan zamanlarda masmavi deniz ve sapsarı kumlarda enerjisini atarak, daha da ballaştı, kaymaklandı sarı şekerim.

10 günlük yıllık iznimi aldım nihayet. Bilgisayarım bozuktu, bugün format attırdım ama hala efektif çalışamıyor maalesef. İddiaya girmek isteyen olursa, 1 ay içerisinde 20 kilo birden alacağıma dair iddiaya girerim, bir lap topına!! :) Var mı benimle iddiaya girecek kadar cesur olan???

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Işık Prensi

Işıklı, sesli, hareketli şeylere ilgisi daha dünyaya ilk gözlerini açtığından beri vardı zaten... Yok cidden dalga geçmiyorum, daha doğduğu gün bile şöyle yayılıp bir yatıyım da keyif yapıyım dediğini/yaptığını görmedim. Zaten sonrasında da göremedim maalesef :)

Dünyadaki hiçbir eğlenceyi, hiçbir hareketi kaçırmak istemedi 9 aydır. Yalnız bu 9 ayda da girdiği herhangi bir ortamdaki hiçbir lambayı da kaçırmadı!.. Arda'da da vardı bu lamba ve ışık sevdası ama Berk'teki kadar olmadı hiç.


Ben bu kadar ışık, lamba hele de ışıklı lamba aşkıyla yanıp tutuşan bir bebek görmedim. Boyun fıtığı olacak diye korkuyorum. Yere oturt, yak lambayı, bırak Berk'i orada saatlerce izlesin o ışığı. Ha sonrasında illa ki dokunmak isteyecek tabii, hele ki sallanan, boncuklu, taşlı bir avizeyse söz konusu olan, Allaaaaahhhhhh..... :))


Kendimden bahsetcem biraz...Tam 24 Temmuz'da diyete başladım. Banyo dolabının iç kısmına bir çizelge yaptık eşimle, her sabah uyanır uyanmaz aç bir şekilde tartılıyoruz. Kendimize hedef de koyduk. 2 Eylül itibariyle 59 kg'a düşmüş olmalıyım. Başladığımda 64,9 kg olduğum ve bugün itibariyle 60,8 kg olduğuma göre 2 haftada 4,1 kg vermiş olmam kendi adıma büyük başarı!.. Bünyem de alıştı sanki artık. Bazı zamanlarda, özellikle de tatlı konusunda irademle çok sık kavga ediyoruz ama her seferinde sık dişini Burcu diyorum ve kesinlikle uyguladığım diyet programının dışına çıkmıyorum. Berk de emmeye devam ederek, kilo vermemde yardımcı oluyor sağolsun bana :) Ben kilo verdikçe Berk alıyor. Bel ağrılarım gerisin geri başlıyor. Spor yaparak kaslarımı güçlendirmem gereği her geçen gün daha da bir gereklilik oluyor ama zamansızlıktan dolayı sadece icraatsiz bir gereklilik olarak kalıyor...

Arda cephesinde herşey normal seyrediyor şimdilik. Kreşteki öğretmeninin izinden dönmesi önce onu sonra da bizi pek mesut etti. Onun yokluğunda yerine bakan öğretmenle pek yıldızları barışmamıştı niyeyse ve sürekli problem çıkarıyordu okula gitme konusunda. Çok şükür atlattık o günleri.. Eylül ayında da ana okuluna başlayacak olması hakkında okulda öğretmenleriyle konuşuyor olmalı ki, her gün eve dönerken "Yaşasın artık öğlenleri uyumıycaz!", "Yaşasın artık büyük abilerin oynadığı bahçede oynıycaz..."...vb diyip duruyor. Bu sene ana okulu seneye de ilkokul fikrine alıştım ben çoktan. Her geçen gün karşımda daha bilinçli, daha aklı başında bir çocuk görüyorum çünkü. Ve bu sistemin iyi şeyler getireceğine inanmak istiyorum. İnanıyor muyum bilmiyorum ama inanmak güvenmek istiyorum sadece...

Arda'nın aşağıdaki videosunu haftalar önce çekmiştim aslında. Kayıtlarda kalsın bari dedim. Fotolarım kayboldu ama neyse ki videolarım hala çalışıyor.. :) Bu arada yukarıdaki fotoğraflarda da yüzler pek görünmüyor değil mi? Bir önceki postumda bahsettiğim meleklerimi kızdırmayayım da... :) Ha bir de videoda arkadan gelen Berk'in bıcır sesleri ve hafif huysuzluğuna rağmen video çekiyor değilim. Bakıcı teyzemiz evde ve o sırada onunla ilgileniyordu... :) (Neden açıklama ihtiyacı hissettiysem!! :) )

Ezberci eğitime karşıyız biz... Walla ben ezberletmedim. Kendisine okuna okuna ezberlemiş... Buyrun...

video

2 Ağustos 2012 Perşembe

STOP!!

4 senedir tutuyorum bu blogu. Başlarkenki en büyük amacım da bebeğimin/bebeklerimin büyümelerini fotoğraflarla izlemekti. Nasıl oldu, neden öyle olduğunu anlayamadığım bir şekilde, son 5-6 postumdan önceki postlarımdaki fotolar artık çıkmıyor. Siyah zemin üzerine kocaman bir "stop" işaretiyle sadece... Blogspot yetkilisiyle soru-cevap şeklinde yazıştığımda, bunun google-picasadan fotoğrafları sildiğim için olacağından bahsetti. Evet cep telefonuma picasa aplikasyonunu yüklerken bunlara sebep olacağını bilmeden bazı fotoğrafları ve albümleri silmiştim.  Sonuç bu.... Emeklerim yerlerde sürünüyor... İnanılmaz üzüldüm... Sonra.....

Sonra.... 4 gündür geceleri çocukları uyuttuktan sonra okuduğum kitap geldi aklıma. Meleklerle Yaşamak... Öyle etkilendim ki kitaptan... Öyle inanıyorum ki orada yazanlara... Meleklerin hep bizimle olduğuna ve hep bize işaretler gönderdiklerine, ama çoğumuzun bu işaretleri anlayamadığımıza... Kitap bu işaretlerden bahsediyor.



Ben de meleklerimden, yanımda olduklarına dair bana bir işaret göndermelerini rica ettim 2 kez. 2 kez de aynı işareti gönderdiler bana. Bu şans olamazdı. Çünkü milyarda bir, hatta trilyonda bir ihtimaldi bu işaretlerin aynısının 2 gün üstüste gelmesi. Ben inanıyorum, meleklerim benimleler ve bana işaretler gönderiyorlar...

İlk paragrafı "Sonra..." diyerek bitirdim yaa... İşte "Sonra..."... Sonra meleklerim geldi aklıma. Artık üzülmüyorum o 4 yılın fotoğraflarının gittiğine. O fotoğraflar yerine kocaman bir "TEHLİKE", "STOP" işaretinin geldiğine.... Meleklerimden bir işaret değil mi bu sizce? Sadece fotoğraflara gelmesi... "STOP", "DUR", "TEHLİKELİ"...

"Dur artık Burcu... 4 yıldır fotoğraf ekliyorsun bu bloga, çocuklarının fotoğraflarını. Nazar diye birşey var, sen de inanıyorsun buna, sadece kötülerin değil iyilerin de nazarının değeceğine... Yeter, dur artık çocuklarının fotoğraflarını yükleme!... STOP!! TEHLİKE!!"

Bu işaretin, blogu kapat anlamına gelmediğine eminim ben. Henüz meleklerimle konuşamıyorum, ne demek istediklerini anlayamıyorum ama eğer söylemek istedikleri bu olsaydı sadece fotoğraflara değil bir şekilde tüm blogum hacklenirdi belki de... Benim için de zor olacak... Paylaşmayı seven bir insan olarak, dünyanın en güzel çocuklarından 2 tanesinin fotoğraflarını herkesle paylaşmamak. 4 senedir bu derece alışmışken, en zor da bana olacak. Ama yeter artık. STOP....