27 Temmuz 2012 Cuma

Safım Ben Saf...

Arda, babasının her yurt dışı dönüşünde hediye bekler ondan. Beklemek değil de, daha küçüklüğünden beri bıdı bıdı etmemesini  bu şekilde sağladık.. "Bak sana baban hediye de getirecek nolcak ki 1 haftacık hemen geçer, sana ne alsın??" diye sorar, ilgiyi en can alıcı nokta olan hediye kısmına getirirdik. Yılların alışkanlığı işte..

Başlarda gayet büyük egzantrik ama bir o kadar da "bir gün oyna ertesi gün çöpe at"  oyuncaklarından alan babamızla yaptığımız anlaşma sonrasında, artık eşim yurt dışından gelmeden birkaç gün öncesinde ben Ankara'da gidip bir oyuncakçıya daha öncesinden istediği bir oyuncağı alıp (çocuklar için büyük ve pahalı oyuncakların öyle olmayanlara göre aslında hiç farkı olmadığını anlamış olmamızdan kaynaklı, artık gayet uygun fiyatlı ve minik oyuncaklar alıyorum), girişte ayakkabılığa saklayıp, babası gelir gelmez babamızın eline tutuşturuyorum. Sanki hediyeyi babası almış gibi..


Eşim ne aldığından bile habersiz, veriyor hediyesini Arda'ya. Arda bir bakıyor, aman Allahım daha geçen gün annesinden isteyip, "kumbarandaki paran biriksin alırsın!!" dediği oyuncak!.. O anda zaten aşık olduğu babasına tekrar aşık oluyor. Bu durumda benim ne derece enayi durumuna düştüğüm de kayıtlara geçmiş bulunuyor. Aslında herşeyi düşünen anne, yine "kumbarandaki paran biriksin alırsın!!" diyerek çocuğa sert davranan ve istediği oyuncağı almayan kötü kişilik, baba ise oğluna kıyamayıp onun çok istediği şeyi alan iyi melek olarak Arda'nın belleğinde kalıyor... Ve her zaman o babasının aldığını sandığı oyuncaklar Arda için daha kıymetli oluyor, kardeşiyle bile paylaşırken o oyuncaklara kıyamıyor... Saf mıyım neyim... :))
Geçtiğimiz hafta sonu yine Eskişehir'deydik. Daha doğrusu rotamızı bu sefer Arda ve Berk'in kuzenlerinin evine, yani Bozuyük'e doğru yönelttik. Pazar günü Ankara'ya dönmemek için öyle ağladı ki... Tüm hafta sonu Duru ve Burcu'nun varlığı sayesinde Arda'nın, ve diğer tüm ev ahalisinin varlığı sayesinde de Berk'in yüzünü pek göremedik. Berk kucaktan kucağa alınmaktan, Arda da kuzenleriyle bahçede havuz keyfi yapmaktan bize pek vakit ayıramadı!... Ha bundan şikayetçi miydik?? Elbette hayır... :)

    (Halası hizmette sınır tanımadı! :)) )

Ankara aşırı sıcak günler yaşıyor şu son zamanlarda. Sağolsun Ankara Valiliği Ankara'da çalışan hamile, emziren ve engelli çalışanların 2 gün idari izinli sayılmasına karar verdi. "İdari izin" olunca elbette işyerinin insiyatifine bırakılıyor bu kararın uygulanması. Ki geçen sene Ankara'ya Mart ayında yağan yoğun kar nedeniyle hayatın felç olduğu o 2 günde, yine valilik böyle bir karar aldığında, ben hamileliğin bol mide bulantılı, bol mide ekşimeli, bol yorgunluk döneminde olduğum halde, işyerim beni ve benim gibileri idari izinli saymayıp, akşam eve dizimize kadar karlarda yürüyerek gitmemize, ve yine hamileliğimin son dönemlerinde, karnım burnumdayken havaların yine bu seferki kadar aşırı sıcak olması nedeniyle valiliğin yine 1 gün sıcak izni verdiği halde, işyerimin bu idari izne geçen seferki gibi ihtiyacım olmadığını düşünmesi nedeniyle, hem hamileliğin verdiği bunaltıyla hem de dışarıdaki 42 derece sıcakla boğuşmak zorunda kaldığım halde, bu sefer, hamile değilken ama emzirdiğim için 2 gün idari izin vermesine şaşırmadım dersem yalan olur!! (Hayatımda yazdığım en uzun cümleydi sanırım bu!! Cümle düşüklüğü var bir yerlerde ama düzeltmeye uğraşamadım walla :)) )
   
Akşamları öyle sıcak oluyor ki evimiz, son 3-4 gündür kendimizi gece 23:30'lara kadar dışarıda, parkta bahçede buluyoruz.. Artık olayı abarttık termosumuzu ve cam bardaklarımızı yanımızda taşıyor ve gece piknikleri yapıyoruz. Oyun grubu olarak artık geceleri parklarda bile buluşuyoruz! :) Çocukların uyku saatleri mi?? Amaaannnn... Berk zaten sorunsuz bebe, pusetinde kıvrılıp uyuyor püfür püfür esen rüzgara karşı, uyumamak için bahane arayan Arda'ya zaten gün doğuyor. Tek çocukluyken; "Aaaaa kesinlikle uyku saati aksamamalı", "Bir çocuğun her gün belli bir rutini olmalı"...vb diyen ben, nasıl bu kadar kısa süre içinde 180 derece dönebildim huyumdan şaşırıyorum. Herşeyin sorumlusu Berk galiba!!! İki çocuğu ancak bu kadar farklı tarzlarda yetiştirebilir bir anne sanırım!!

Evdeki klima da sadece salonu soğutabildiği için diğer odalarda uzun süre durmak da mümkün olmuyor. Geceleri zaten Arda'yı da Berk'i de don atlet uyutup üstlerini de hiçbir şekilde örtmüyorum. Buna rağmen gece uyandığım milyonlarca kezden 2 tanesinde Arda'nın terlemiş atletini de değiştiriyorum. Aldığımız sayısız duşların da işe yaramadığından bahsetmeye gerek yok herhalde..

Dün gece Berk 1-2 kez öksürdüğünde ve gece de herzamankinden de çok uyanıp ve hatta beni emmek istemeyince, sabaha uyanır uyanmaz hastaneye götürdüm. Viral kapmış ve alerjik olduğu için de direk bronşiyolit başlangıcı olmuş yine. Doktora; "Acaba geceleri pencereler açık yatmamızın, sürekli duş aldırmamızın ve geceleri üstümüzü örtmemizin ya da park-bahçe dolaşmamızın ve ılık rüzgar yemesinin bir etkisi var mı bu hastalıkta" diye, doktor "hepsini yapmaya devam edin, zira sıcaklar çok daha tehlikeli hele de alerjik çocuklar için... Bu hastalık bir virüs, üşütmeyle, terlemeyle alakası yok" dedi. Ben de suçluluk hissetmekten kurtuldum.

Sıcak havalarla ilgili sıcacık bir post oldu bu... :)

18 Temmuz 2012 Çarşamba

8 Aylık Bebek Doktor Kontrolü

8. Ay doktor kontrolümüze gittik, büyük uğraşlar sonucu almayı becerebildiğim randevu sonrasında. (Kendisi doçentlik sınavına hazırlandığı için, doktorumuz Aralık 2012 ayına kadar yeni hasta kabul edemiyormuş.) Ek gıdalara devam konusunda yine 2 sayfalık bir listem oldu.  (Listede üstü çizili olan mandalina ve karnıbaharı 8. ayda vermiyoruz. Yumurta sarısının üstü de Berk'in alerjik bünyesinden dolayı iptal. Alerjisi olmayan bebeklere yumurta sarısını kullanabilirsiniz..)

Normalde akşamları Berk'e muhallebi yedirirdim artık haftada 2-3 gün akşam normal yemeklerden, pürelerden de yedireceğim.




Berk lokumu 8. ay itibariyle 9,4 kg ve 7,42 boyu ile %75'lik dilimde. Çok şükür şimdilik herşey yolunda. Dişlerimiz yine kabarık ve dolayısıyla diş sebebiyle de viral enfeksiyonlara açık bünyemiz yüzünden biraz boğazımız kızarık o kadar... İlaçsız atlatıyoruz... Şimdi de doktorumuzun 7-9 aylık bebekler ile ilgili olarak söyledikleri...

1- 7-9 ay arası bebeklerde tik-dalgınlık olabilir. Mesela bir süre bir noktaya gözlerini diker ve bakakalır. Veya mesela elini yumruk yapıp süperman şeklini alıp bir süre kasılmış vaziyette durakalır. Bu tür dalgınlıkla tikler normal, no panic!!

2- 7-9 ay arası bebeklerin gündüz uykuları düzensizdir. Bir gün 2 kez uyursa ertesi gün 3 kez uyuyabilir. Bu bir geçiş süreci. 9. aydan sonra gündüz uykuları 2'ye düşecek.

3- 7-9 ay, bebeklerin eğlence ayıdır. Çok bağırır, yerde kalmak istemez, bezini bile bağlatmaz çünkü bu süre onun için eğlenceden çalınan bir vakittir. Özellikle bez bağlarken, göz temasını kes, eline başka bir alt bezi ver, hiç konuşma ve tık tık tık makina gibi işini yap. Normal zamanlarda yere, onun göz hizasına in, onun gibi bağır, onun gibi yerde yuvarlan. Bu ayda bunları yapmazsan bebek sana sinir olur. Çünkü artık neden sonuç ilişkisini kurmaya başlamıştır ve ben niye onun gibi yürüyemiyorum, ben neden onun gibi koşamıyorum diye düşünüp sinir olur ve strese girer.

4- 7-9 ay arası bebek kaşığı reddeder. Bu durumda sıvıları bardakta, katıları elle vermeyi dene. Elle verilen gıdalar, besinin ağıza yemek için götürüldüğünü kavramasını sağlar.

5- Eline ekmeğin ucunu ver kemirsin.

6- Üzerine örtü örtmeyin. Hep üzerine çeker, ona dolanır dolanır durur... (Tehlike!...)

7- Bu aylar devekuşu ayıdır. Sürekli kafasını bir yerlere sokmaya çalışır; koltuk altlarına, sehpa altlarına, örtü altlarına...vb. Sonra da soktuğu yerden kafasını çıkaramaz. Dikkat!...

8- Kumandalı arabayla oyna. onun çevresinde, önünde kumandalı arabayla oyna, takip etsin.

9- Hedef koy. Örneğin yere bir örtü serin. Örtünün uç kısmına çok sevdiği veya ulaşmak istediği bir oyuncak koyun. Bebek bir şekilde o oyuncağa ulaşmaya çabalamalı. (Burada Alev Hanımın istediği; bebeğin örtüyü çekerek oyuncağa ulaşmayı akıl etmesi..)

10- Hayvan seslerini sever, hışırtıya bayılır. Org çalın..

11- Koltuk altından tutulur, yürüme egzersizi yapılır. Önüne plaj topu konulur, onu tekmeleye tekmeleye adım atmasını öğrenir.

12- Bir yere yaslanıp durmayı öğrenir.

13- (Erkek bebekler için) Elini pipisine götürüp çekmeye başlar. Korkma, normal!...

14- Ortalama 1 ay sonra popodan kaka çıktığını anlar. Alt değiştirirken sakın ööö, ıııyyy piiissss...vb gibi şeyler söyleme ve yüzünü iğreniyormuş gibi ekşitme. Kabız olur. Demek ki popodan kaka çıkınca bana bakanlar memnun olmuyor diye düşünür. (Neden-sonuç ilişkisini kurmaya başlamıştır.)

15- Bebek olduğunu bilir. Bebekleri, çocukları sever. Parka götürün, çocuk dergisi okuyun, erkek de olsa kız da olsa oyuncak bebek alın.

16- Dönen objelere bayılır. Topaç al..

17- Bir oyuncağın nasıl çalıştığını anlatın. Ya da "Bak bu lambanın düğmesi, düğmeye basınca lamba yanar!!", "Bak bu kumanda, kumandanın tuşuna basarsan tv açılır"...vb. Artık öğrenmiştir, kumandanın tuşuna basınca direk tv'ye bakar..

18- Ağaç, kedi, güvercin, köpek, akvaryum...vb ilgi duyar..

19- Saklanan objeleri yerinden çıkarır ama saklarken objeleri unutturmamak gerek. Mesela bir oyuncağı örtünün altına saklayın ama oyuncağın bir kısmını açıkta bırakın ki ona ipucu olsun.


20- Kovalamaca, saklambaç, örtü altında bulmaca...vb oyunlarını çok sever..

21- Dokun-hisset kitaplarından alıyoruz.. (Neyse ki bu oyuncak-kitapların çoğu hatta hepsi Arda'dan kaldığı için bizde mevcut. İkinci çocukların kaderi bu galiba, hep eskilerle büyümek...)

22- Artık gel geli hoşçakal, tel sarar, ağız hareketleri takliti yapmaya başlar.

23- Gece kabusları artık başlar.. 8-18 ay arası da devam eder. geceleri birdenbire uyanır, gözleri kapalıdır, şiddetli ağlama nöbeti geçirir sebepsiz yere. 3 ila 20 dakika arası sürebilir. Don't panic!! Sakın onu uyandırma, sadece pışpışlayarak minik minik okşa, dokun, sev. 3-20 dakika arası bir süre sonunda birdenbire susup uyumaya devam edecek.

24- Fischer Price'ın CD çalar oyuncağı güzelmiş, alabilirmişiz..

25- Kağıt yırtmaca oyunu oynayın, kağıt havlu verin yırtsın dursun!! :)

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Sekiz!..

Babamız yine yurt dışında görevli.. Teyzemizle kestik bu sefer lokumumun 8. ay pastasını. Önce Arda için sonra da Berk için "iyi ki doğdun" şarkısını söyleyip üfledik mumlarımızı. 

8. ay dönümün kutlu olsun lokum tanem...


8 Temmuz 2012 Pazar

"Hayat sana hep anneciğinin gözüyle baksın..."

Öncelikle.... Kısaca...

Sen bu blogun bana kazandırdığı, asla kaybetmeyi göze alamayacağımsın... Daha 2. hamileliğin adı bile geçmezken, "2. kez doğurursam fotolarımızı senin çekmeni istiyorum!.." diyebilecek kadar samimi bulduğumsun... Doğumuma sadece 1-2 hafta kalmışken sorgusuz sualsiz geleceğini bilecek kadar güvendiğimsin.... 30 yaşımdan sonraki sürprizimsin...."Hayat sana da hep anneciğinin gözüyle baksın..."


Bu aralar yine yazma modum yok nedense... İşyerinde yoğun ve hatta daha da yoğun olacağım günler geçirmekteyim. Kocacım yine yurt dışında ve bu sefer evde yalnızım. Ne anne, ne kayınvalide, ne akraba... Dua ediyorum... Ankara'da bu kadar yalnızken (akraba-aile babında), şu haftayı hastalıksız, sorunsuz, problemsiz atlatıyım diye... Belki de ilk defa, Allah korusun ama, bu tarz durumlar için bir B planım yok...

Arda da artık alıştı babasının gidişlerine. Gerçi ona göre babasının her yurt dışı görevine gidiyorum demesini Hindistan'a gidecek diye algılıyor ama ha Hindistan ha İtalya ha Fransa.. Ne farkeder ki?? Yanında olmayacağını öğrendiğinde sorduğu 2-3 soru var onun. Birincisi "şimdi evi ben mi korumak zorundayım??", ikincisi  "Anne ben babamı çok seviyorum, babam beni unutmaz di mi??" ve sonuncusu da "Babam bana hediye ne getirecek acaba??" oluyor... Allah kimseyi sevdiklerinden ayırmasın.. Ayıracaksa bile böyle kısa süreli ayrılıklar olsun inşallah... :(



İlk olarak Arda tam 4 yaşındayken, yani bundan 5 ay önce dişhekimine götürmüştük Arda'yı. Hem çok erken dişlerinin çıkmasından dolayı, hem de açıkçası diş sağlığına gereken önemi veremememizden dolayı 1 tanesi ciddi boyutta olmak üzere 6-7 tane çürük/çürümeye yüz tutmuş dişimiz vardı. O ciddi boyutta olan beni gerçekten çok korkutuyordu; olmadık bir zamanda apse yapıp ağrıyacak diye... 5 ay önceki gidişimizde Arda'nın burnu tıkalı olduğu için diş doktorumuz burnun tamamen açık olduğu ve hasta olmadığı bir zamanda gelin dedi. Uygun koşulları sağlayabilmemiz ancak 5 ay sonrasını buldu :) Yok canım 5 ay boyunca hasta değildi elbette ama, bizim tatilde ya da şehir dışında oluşumuz, burada olsak da hep birşeylerin çıkması alıkoydu bizi.

Neyse.. Sonuç olarak geçtiğimiz cumartesi günü, ben "eyvah nasıl olacak? O koltukta yarım saat-bir saat nasıl oturacak. Anestezi için dişine nasıl iğne yaptıracak. O vıııızzzz vııızzzz sinir bozucu diş aletlerine nasıl dayanacak...vb" diye zaten Berk'in bana tahsis etmiş olduğu kuş kadarlık uyku süremi, bir gece öncesinde iyice kısaltarak "kuşcuk" uykusuna çevirdim. Boşunaymış...


Medikodent bu işi çok iyi yapan bir poliklinik. Biz de tavsiye usulü gittik ve ben de şiddetle herkese tavsiye ederim.  Tüm uygulama boyunca, ki bu uygulama da o meşhur diş için kanal ve kanalın üzerine dolgu oluyor, Arda bir kez bile ahhh uhhh offf püffff demedi. Pedodontistimiz, büyük insanlar için bile yorucu olan bu işlemleri, gıkını bile çıkarmadan yaptıran ve kimseyi en önemlisi de kendisini üzmeyen Arda'nın ne kadar cesur bir çocuk olduğunu söyledi. "Biz yaptık onu, o bizim oğlumuz" diye böbürlenen, gururlanan biz, tabii ki zevkten dört köşeydik... :)) Diğer 5-6 adetlik minik çürüklerimizi de bundan sonraki bir seferlik gidişte yaptıracağız. Onlar basit, çünkü çok çok küçükler.. Bu sefer 5 ay ara vermeyi düşünmüyoruz. 3 ay yeter!!! :))


Bir önceki postumda 10. yıl madalya fotomdaki dağılmış halimle kıyaslamak üzere tam 10 yıl önceki fotoğraflarımı istedi birkaç arkadaş yorumlarında.. Aradım, buldum, scan ettim, buraya da koydum. Ne kadar da muntazam, yakam paçam düzgünmüş.. Ve bir o kadar da cıvıl cıvıl poz vermişim!! :) 20. yıl madalya törenimi çok merak ediyorum. Bir 10 yıl kadar daha blog yazmayı düşünmediğimden kıyaslayamıycaz maalesef... :)) Buyrun...

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Akıllı Düğmeler

Kreşimizin eski eğitim koordinatörüyle yine telefonlaştık geçen gün. Bana şiddetle bir eğitim seti tavsiye etti. Akıllı Düğmeler Eğitim Seti. "Bu seti 6 yaşına kadar sindire sindire kullanın, ondan sonra kimse Arda'yı tutamaz" dedi.  Kendisinin çok iyi bir üniversitenin çocuk gelişimi bölümünden mezun olması, üstüne başarıyla yüksek lisansını tamamlamış olması, insan ilişkileri, aldığı/verdiği eğitimler, bilgisi...vb düşünülürse çocuk gelişimi konusunda her sözüne, her cümlesine güveneceğim ve söylediklerini de sorgulamayacağım nadir insanlardan biridir. Kıydım paraya aldım o yüzden. Sonuçta 2 sene kullanacağımız ve faydalı bir eser ise söz konusu olan, arkadan da Berk de kullanacaksa, verdiğim paraya değer diye düşündüm.

    (Altın günü grubumuzla bu sefer Atılım Garden-İncek'teydik.... Tıkkkkk...)
Nitekim Marsık Yayınları'nın bu seti elime sipariş gününden sonraki gün geçti ve heyecanla açtık. Çok yönlü zeka gelişimi için kullanılabilecek, ayrıca düğmelerinden dolayı çocukların çok seveceği bir materyal. Özellikle de masa başı etkinliklerinde konsantrasyonu sağlamada çok başarılı. Henüz yeni aldık sayılır ama her akşam en azından 20 dakikamızı bu set ile haşır neşir olarak geçiriyoruz. Ne zaman ki Arda sıkılıyor, hemen kaldırıyorum, zorlarsam biliyorum ki bu ona bir görevmiş gibi gelecek ve zevk almayacak. Biz memnunuz, herkese tavsiye ederim...

Şu Berk'i kıskanmaya başladım açık açık söyliyim. Daha ben hayatımda ilk kez 19 yaşımdayken bir basketbol maçına gitmişken, ki ikincisi de geçtiğimiz hafta Cuma günü Potanın Perileri'nin Olimpiyatlara gidiş maçıydı, Berk hayatının ilklerini doğar doğmaz yaşamaya başladı!.. Arena Spor Salonu'na maçın başlamasına 1-2 dakika kala koştura koştura salona giderken yoldaki bir amca bile, bebekle rezil olcanız gitmeyin kızım diye arkamdan bağırırken, tek tedirginliğim yüksek sesten dolayı Berk'in korkmasıydı. Nitekim o sese alışması da 10 dakikayı aldı ama sonrasındaki 3 set boyunca maçı benden bile daha dikkatli izledi. Ben "Ay Arjantinli basketbolcular da amma kısaymış, hmmm şu kızın adı neydi çok güzelmiş!!"...vb diye yanımdakilere maçı izlettirmezken, bir konuşabilse Berk kim bilir neler derdi... :)

    (Kırmızı-beyazlara dikkat :)) )

Geçtiğimiz hafta, 7-7,5 aylıkken aynı gün ve hatta saatte alttan iki tane dişini birden çıkaran küççük lokumum, bundan 3 gün sonra da üstten 3. dişini çıkararak, zaten uykusuz gecelerimizi extra uykusuza çevirdi. Neymiş?? Beterin beteri varmış!! Neymiş??? Hiç bir zaman bıdı bıdı etmemek, hep şükretmek gerekirmiş... Çok şükür bu dişlerden dolayı geceleri sadece 34517298 kez uyanıyorum!!! :)


Geçtiğimiz cumartesi günü ODTÜ'nün her sene yaptığı 10., 20., 30. ve 40. yıl mezunları için ödül ve madalya töreni vardı. 2002 mezunu olarak kendi adıma düzenlenmiş olan 10. yıl madalyamı oğluşlarımla birlikte aldım. Tam 10 yıl önce, "Ay acaba böyle mi gülsem, şöyle mi??" "Acaba cüppemin içine pantolon mu giyersem daha hoş durur, etek mi??" gibi çooook önemli sorular sorarken kendime fotoğraf çekilirken, bu sefer "Allahım Berk neden birden kilo aldı, taşıyamıyorum artık, hem yemiyor hem şişman!!" "Ardacım 10 sn yerinde dur be oğlum 2 foto çekilcez. Tamam o sarı kuşağı söz sana vercem asma suratını"...vb gibi çooook mühim soru(n)larla boğuştum. Üst soldaki fotoda Arda sizce neden beş karış surat??? Bilin bakalım!.. :)) Ve yine bilin bakalım; Neden yakam paçam, harpten çıkmışcasına dağılmış durumda?? :) İşte 10 senedeki değişimim...