24 Haziran 2012 Pazar

7 Aylık Bebek Doktor Kontrolü

7. ayımızda Alev Hanım'a kontrole, onun çok yoğun olması ve ona uygun olan zamanda da benim işyerinden izin alamayacak durumda oluşum sebebiyle gidemedik maalesef. Alev Hanım'dan randevu alamayan kişilerin bazılarına, tamamen iyi niyetimden dolayı, rica minnetle randevu alabilmelerini sağlayan ben, tam da ek gıdalara geçiş sürecimiz olan en önemli ay kontrolümüzde, randevu alamadım. Terzi kendi söküğünü dikemez misali... :)  

Ama sağolsun, Berk'ten 1 ay büyük oğlu olan ve oğlunun kontrollerini Alev Hanım'a yaptıran, yine bloğum vasıtasıyla kendisiyle tanıştığım (yüzyüze tanışma fırsatımız olmadı henüz ama bunun olmasını da çok isterim) arkadaşım Özge, worde çektiği 7. ay bebek kontrolü notlarını bana gönderme nezaketinde bulundu, ve ondan burada yayınlamak için de izin aldım. Tekrar çok teşekkür ederim Özge...


 
7-8 ay arası beslenme :

Eski tarifler de geçerli, aşağıdakileri de seçeneklere ekliyoruz; biraz daha pütürlü hale getiyoruz.
Taze fasulye püresi:
1 avuç taze fasule (100-150 gr sebze)
1 ceviz içi kıyma
1 arpacık soğan
1 tatlı kaşığı zeytinyağı ( yemek ocaktan indikten sonra eklenir)
1 tatlı kaşığı pirinç
1.5 aida bardağı su (yaklaşık 180 ml)
Püreleri mümkünse rondo yerine elle ezerek yedir. Bebek tolere edemezse rondola.
Ispanak veya semizotu püresi : (ayda max. 2-3 kere)
1 avuç ıspanak (100-150 gr sebze)
1 ceviz içi kıyma
1 arpacık soğan
1 tatlı kaşığı zeytinyağı ( yemek ocaktan indikten sonra eklenir)
1 tatlı kaşığı pirinç
1.5 aida bardağı su (yaklaşık 180 ml)
Kırmızı mercimek çorbası:
(Tercihen mercimekleri düdüklüde haşla. Düdüklüde haşlayınca su yukarıda, mercimek aşağıda kalacak; o suyu dök. Böylelikle neredeyse bütün gazı gider.)
2-3 dilim patates, ½ havuç
1 arpacık soğan
½ aida bardağı kırmızı mercimek
1 ceviz içi kıyma
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
2-3 kupa su (400-600 ml.)
Dolma: 7. ayın sonunda başlanır. Mevsimine göre kabak, biber ya da patates kullanılır.
İçi için:
1 ceviz içi kıyma
1 arpacık soğan
1 diş sarımsak
2-3 sap maydonoz
1 domates rendesi - (şimdilik bol bol değil)
½ aida bardağı su
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
1-2 tatlı kaşığı pirinç karıştırılır ve dolma doldurulur. Bir günde ½ kabak / ½ patates / 1 biber dolması ezilmiş şekild yedirilebilir. Biber dolması piştikten sonra, biberin dış zarı soyulup ezilir. ( dolmalar yoğurt ilavesi yapılarak da ezilebilir.) mümkünse elinle yedir ve eliyle bebek de yesin.( eliyle ağzına attığı miktarı gözünle kontrol et!.)
Muhallebi: (eğer yoğurtu erken yiyor ve/veya akşam saatlerinde gece için beslenmesi gerektiğini düşünüyorsan)
1 tatlı kaşığı pirinç unu
1 çay kaşığı yulaf unu
1 leblebi büyüklüğünde tereyağı
150 ml. Su ile pişirilir.
Diğer tarafta 3 ölçek mama (toz mama – Hibb organik 2 , aptamil 2 gibi) meyve püresi/ meyve suyuyla ezilip bulamaç haline gelir.
Muhallebi ocaktan inince ikisi birleştirilir. Tercihe göre birazcık keçiboynuzu pekmez de eklenebilir.
Yumurta sarısı: 7,5-8 ay arasında başlanır. İyi pişmiş yumurtanın sarısı leblebi boyutunda başlanarak 9 ay bitince ½ yumurta sarısına çıkacak şekilde arttırılır. (Kahvaltıya eklenebilir.) (Evet burada gelen soruların çoğu 1/2 yumurta sarısı 9 aylık bebek için çok az bir miktar değil mi? oluyor. Açıkçası ben Arda'da da bunu uygulamadım, Berk'te de uygulamayı düşünmüyorum. yarım yumurta sarısıyla başlayıp, 9 ay sonunda tam yumurta sarısına çıkmayı planlıyorum.)
Domates: 7,5 aydan sonra başlanır. Çiğ olarak başlanmaz; çok alerjiktir. Kabuğu soyulup çekirdekleri çıkarıldıktan sonra rendelenip yemeklere 1 tatlı kaşığı eklenebilir.
NOT 1 : Sebze pürelerine piriç yerine pirinç unu da eklenebilir ve piştikten sonra çatalla iyice ezilererk yedirilr. Bebek tolere edemezse yine rondola.

NOT 2 : Bu ay başlanan gıdaların çoğu alerjik olduğu için 2 ya da 3 gün arayla yeni yemekler denenir ve bebeğin vücudu döküntü açısından dikkatle izlenir. Yani yumurta verdiğin 2-3 gün domates verme gibi.
7-9 ay arası bebek:
--Kaşıkla yemeyi reddedebilir. Bu durumda sıvıları fincan veya bardakla, katıları elinle yedir.

--Boy farkının farkına varır ve sinirlenir. Onun seviyesine in. ;Yerde durduğu zaman yerde otur. Hareketlerini , çıkardığı sesleri taklit et.

--Koltukaltından tutnca adımlama eğilimi varsa, önüne plaj topu koyarak ona vurmasını, adım atmasını sağla.

--Gündüz düzensiz uyur. Farklı saatte/kısa- uzun vs. eğer bu dönemde gündüz uyutmak/uyutmamak için zorlarsan bioritmi bozulur.

--Tik ayıdır. Kafasını sağa-sola sallayabilir, kendini kasabilir, kafasını bir yöne yatırıp sabitleyebilir. Normal.

--Bez bağlatmama direnci başlar. İki bez al, birini bebeğin eline ver. Göz teması kurma, konuşma, hızlı ol, işi oyuna çevirme.

--Eline ekmek köşesi ver. Gözle kontrolü ihmal etme.

--Yemekteki pütürü arttır.

-- Gerber (nestle) fingerfoods bulursan şahane olur.

--Devekuşu ayıdır. Kafasını bir yerlere sokmaya çalışır ve çok hoşuna gider.

-- Ve bu yüzden örtülere sarınır. Dikkat!.. uyurken üstünü örtme…

--Hayvan seslerinie ,görüntüsüne ilgi duyar.

-- 360derece dönebilir.

--Geriye geriye emekleyebilir.

--Emekleme pozisyonuna (dört ayak) geçebilir.

--Sürünebilir.

--Yanlara devrilmeden oturur.

Evet şimdi de Berk lokumunun bugün itibariyle (7,5 ay sayılır) neler yaptığını, ne durumda olduğunu yazıyım da hatıra kalsın.. Normalde yazmıyorum ama bu ay önemli değişiklikler mevcut bizde. :) En önemlisi 2 gün önce alttan 2 tane dişimiz aynı günde pırtladı. Bir güzeller, bir parlaklar sormayın. :)

Yan uyumaya başladı sonra. Hala daha 360 derece dönmeyi bırakın, döndüğünde kolunu kurtaramıyor. Arda'nın gelişimiyle kıyasladığımda, Arda'nın fiziksel olarak bu işlemleri yapması çok daha erken döneme rastlıyor. Gel gör ki, aşı kartından kilo-boy durumuna baktığımda, Berk Arda'ya göre daha iri, daha uzun, daha kilolu bir bebek. Ama Arda'nın olduğu kadar atik değil şimdilik. Gerçi son 1 haftada bile farketti, artık eller ayaklar hareketlenmeye başladı ama Arda'yı birşeyle oyalamaya çalışmak çok zordu, Berk bir konsantre oluyor, herşeyi öyle inceliyor ki... Nasıl farklılar birbirlerinden.. Sanırım ileride, biri spora, diğeri masa başı etkinliklerine yatkın olacak. Bir öğrenmediğim bu vardı, onu da öğrenicez inşallah :))

Bir de arada sırada yana da düşse, desteksiz oturmaya da başladı bizim minik. Ama güvenip de öyle yalnız bırakıp gidemiyoruz çünkü 1-2 dakika sonra ya arkaya ya da yanlara pıt diye devriliyor. :) Bir de avize hastası kendisi... Hele şangır şungur, renkli, taşlı avizeler varsa, hele bir de ışık yanıyorsa Alllaaaahhhhh, hele bir dokundurtmayın ona!! Boynu kırılırcasına çeviriyor başını tavana.. :) Eee 9 kilo ağırlığı, benim gibi beli sakat biri de her daim tavana doğru kaldıramayınca da, çözümü, stor perdelerimizin ucundaki boncuklarda bulduk. :)

Meyve suyunu hiç sevmiyor, Milupaları bile... Hatta nefret ediyor. Su içmiyor, zorluyorum ne biberonla, ne sulukla, ne kaşıkla. Hadi oldu da kaşıkla falan su girdi ağzına, birden ürperiyor, titrer moda giriyor. Öyle soğuk su da vermiyorum ama anlamadım neden.. Son çare bardakla içirmekte buduk ama onda da her seferinde boynunun altına su kaçmasına engel olamıyorum, püskürtüyor. Hala anne sütü su yerine geçer mi acaba?? Ne yapabilirim ki su içmesi için??

Gezmeye bayılıyor. Hele kucaktayken sesi çıkmıyor mesela.. Aç olsun, uykusu olsun, ne olursa olsun yeter ki kucakta olsun.. Gıkı çıkmaz ve sürekli gülümser. Eğer o anda yüzü gülmüyorsa bilin ki ya karnı çok açtır, ya çok uykusu gelmiştir ve gözlerini kaşıyordur ya da bir yeri ağrıyordur. Bu üçüyle ilgili bir sorun yoksa, göz göze geldiğiniz anda mutlaka bir gülücükle karşılaşırsınız. :) Arda da çok güleç bir bebekti, halen daha öyledir.. Mutlu ve güleç çocuklar doğuruyorum ben.. Hayatları boyunca da hep gülerler inşallah...

17 Haziran 2012 Pazar

Hem de Sapsarı...

Her çocuğun birbirinden farklı olduğunu yaşayarak öğreniyorum bu aralar. Her ne kadar genleri birbirine benzese de farklılıkların bu derece uç noktalarda olabileceğine de şaşıp kalıyorum çoğu zaman.


Arda çok zor bir bebekti. İlk 4,5 ay koliği, 8 ay reflüsü, alerjik bünyesi, hareketliliği, unbelievable one'ı, terrible two'su, horrible three'si, incredible four'u derken açık açık söylüyorum resmen anamı ağlattı 4 yaşına kadar. Şu anda çok şükür altın çağımızı yaşıyoruz.
  (Dim Çayı'nda gerçek-canlı bir papağanla... Ben cesaret edemedim onu omzuma almaya, o etti...:) )
Yalnız tüm bu zorlukların yanında bana çoğu bebekte yaşanan zorlukları da yaşatmadı Arda. Mesela yeme içmemiz hiç sorun olmadı bizim. Olduysa da genele bakılınca eleniyor onlar. Sonra uykusu da Berk'inkiyle kıyaslayınca çok problem olmamış sanki. Yani aslında o zamanlarda uyumuyor diyordum da, daha beterlerini görünce (Bknz: Berk) öpüp de başımın üstüne koysaymışım keşke diyorum...

Berk ise ilk 3,5-4 ay çok çok zorladı beni. Kolik değildi ama yine de çok ağlıyordu başlarda. Ah şu gaz yok mu??? Sonradan duruldu Berk, çok şükür gündüzleri ve normal hayat akışında problemsiz bir bebek oldu. Çok mu erken konuşuyorum bilmiyorum ama, Arda'da dibi görünce, Berk'in bu mülayimliği beni korkutuyor. Her an bir sol kroşe bekliyorum kendisinden. :) Böyle tetikte beklemek de çok sinir bozucu...

Gel gör ki Berk'in de hem dillere destan uyku sorunu var, hem de ek gıdalara başlayalıdan beri farkında olduğumuz yeme sorunu. Buna geçen hafta tükürmeyi öğrenmesi de eklenince, oooohhhh cümbüş oldu bizim yemek saatleri!! Ağzını hiçbir şekilde açmıyor, zorla sokmama karşı da artık alt dudağını üst dudağının üzerine kilitliyor. :) Oyuncakmış, oyunmuş, emzikmiş, biberonmuş hiçbir şey de kandıramıyor adamı. Diyorum yaa folik asiti fazla kaçırdım galiba ben bu son hamileliğimde. (Herşeyin gözünü çıkardığımı söylememe gerek kalmadı sanırım artık!!! Anladınız siz onu'!! :) ) Yok cidden aslında yediği halde de yemiyor diyen annelerden değilim. Kilosunun böyle maşallah iyi olduğu konusunda da teorim, yağlı anne sütümden kaynaklıdır diyorum! Bir de tabii ki her ne  kadar yeme konusunda bana zorluk çıkarsa da türlü yöntemlerle yine de yediriyorum. :))

"Yıllardır plan olarak kalmış ama bir türlü hayata geçirilememiş bir şeyi yaptık bu sene. Tam Şubat ayında erken rezervasyonla annem babam, kayınvalidem ve kayınpederimle beraber geçirebileceğimiz, 3 ailelik tatil ayarladık. Riske atmadık yine, her sene gittiğimiz ve her seferinde yine bayıla bayıla döndüğümüz, yine gideceğimize söz verdiğimiz otele gittik." yazmışım geçen seneki şu blog yazımda. İstikrarı bozmadık, bu sene de Şubat ayında, aynı otelden, aynı ekiple (Bir de bonus olarak Berk lokumu katıldı ekibe!) ayarladık ufak bir tatil.


Seviyorum böyle gelenekselleşmiş şeyleri sanırım. Rutinden hoşlanan bir yapım var benim. Güzel sürprizleri de severim ama herşeyin de kontrolüm altında olması rahatlatır beni. Belirsizlikler ise korkutur...
     (Dim Çayı)   

İki çocuklu ilk tatilimiz değildi ama çocukları anneanneye ve babaanneye devredip kafamızı dinleyebileceğimiz ilk tatilimizdi. Ha yaptık mı??? Tabii ki hayır! :) İlk 1,5 gün, benim bahtsız bedevi oluşum vesilesiyle havuz-deniz olayından uzak kaldım. Sadece fotoğraf çekip, kaydıraklardan türlü atlayışlarla artistik dalış denemeleri yapan Arda'ya ve kocacıma iç çekerek baktım(k). (Berk ile beraber.) Berk de giremedi, zira yola çıkışımızdan bir gün öncesinde "Allah Allaaah bu çocuk neden öksürüyor tatil öncesi bir doktora götürelim, ateş de çıkmadı, nezle falan da yok ama bu öksürük de neyin nesi??" diyerekten doktora götürdüğümüzde, bronşiolit başlangıcı olduğunu öğrenip, tüm günü hastanede buhar alarak geçirdikten sonra ve otelde öksürüğümüzün azalması sebebiyle, hastalık tekrar nüksetmesin diye önlem olaraktan 1,5 gün onu da sokmadım denize/havuza.
Sonraki günler ise resmen acısını çıkarttık o günlerin küççük lokumumla beraber. Ama şu da bir gerçek ki, tatilin keyfini en çok çıkaran Arda, Arda'ya göz kulak oluyorum bahanesiyle de babasıydı. Genel olarak üzmediler bizi yine oğullarım. Her gün öğle yemeği için otel aşçısına sabahtan menü programı verdim ve her öğlen hazırlattığım çorbayı alıp Berk'in ek gıdalara geçiş sürecindeki beslenmemizi de rutine bağladım. Yoğurdu elbette tatilde kendim mayalamadım, otelin yoğurdundan verip, meyve olarak da her ne kadar cam rende getirmiş de olsam, açıkçası üşendim ve dayadım Milupa kavanoz meyvelerini. :) (Evet beni topa tutabilirsiniz iyi anneler, zırhımı kuşandım, bekliyorum!! :) )

Tatilin yine her zamanki gibi 3. gününde, aynı renk kıyafetlerimizle, otelin aynı yerinde, aynı pozumuzu da verdik. (Evet kocacımı kandırmak bu sefer bir nebze daha zor oldu ama yine başardım!! :) ) Daha geçen seneden belliydi bu senenin renginin "sarı" olacağı. Hatta seneyenin rengini de "yeşil" olarak seçtim şimdiden yazıyım. (Allah sağlık, sıhhat verirse inşallah.) Çocuklarım büyüyünce "Annem de amma boş işler kadınıymış!!" desinler diye elimden geleni yapmaya devam ediyorum! :) Gerçi her geçen sene eşime bu renkleri giydirmek için ikna etmek zorlaşıyor ama ben yine ne yapar eder hallederim nasıl olsa!! :)

Ailelerle tatil çok keyifliydi. Aynı şehirlerde oturmamaları ve oturmamamız sebebiyle, en azından senede bir kez hep beraber görüşebilmekti böyle bir tatili gelenekselleştirmekteki amacımız. Tabii ki bir de, canlarımız ailelerimize, öyle uzaktan uzağa hiçbir faydamızın olmaması vicdanen huzursuz olmamıza da sebep veriyordu hep. En azından güzel birer hatıra olarak kalsın bu gelenek hepsinin aklında, her ne kadar ödeyemesek de onların hakkını, elimizden geleni yapmaya çalıştığımızı bilsinler... Bizi hep sevsinler, hep yanımızda olsunlar... Gölgeleri yeter...

Not: Tatilden döner dönmez nasıl bu kadar hızlı bir post yazdığımı merak edenlere... Net bookum sağolsun, Antalya-Ankara yolu boyunca, çocuklar da izin verdiği kadarıyla (tatil boyunca ikisinin de öğle uykularını aynı saatlere ayarlamayı başarabildiğim için) fotoları ayarlayıp, word'de de bu postu yazdıktan sonra, geriye, eve gelince bloga yapıştırıp yayınlamak kaldı. İnsan her bulduğu boş vakti, zevk aldığı şeylere ayırınca herşey yetişiyor işte böyle... :)

11 Haziran 2012 Pazartesi

7. Ay

7. pastamızı da kestik... 7. ayın kutlu olsun lokumum... Anneanne, babaanne, dedeler senin için burada...




4 Haziran 2012 Pazartesi

Leylek...

Geçtiğimiz Cuma günü işbaşı yaptım. Günün sorusu; "Neden Pazartesi değil de Cuma?" oldu!..  İşkence yavaş yavaş olsun dedim!! :)) Şaka bir yana, pazartesi günü başlayacak olsaydım önceki hafta sonunu stresle bekleyecektim. Ama cuma günü işbaşı yaparak hafta sonu hemen gelse de yavrucuklarımla ve kocacımla gezsem tozsam diye hafta sonunu iple çektim. Aradaki bir günün yansımasının, yani tercihler arasındaki farklılıkların, 2 günlük tatil bekleyişine yansıması nasıl da farklı olabiliyor... İşbaşı yaparken bu minik detayları bile düşündüm yanii.... (Herşeyin gözünü çıkardığımı söylemiş miydim?!!?)

Açık yüreklilikle söylemeliyim ki Arda'da işe dönüşüm daha kolaydı... Bu sefer, kurumda çoğu şeyin değişmesinden kaynaklı, biraz korkarak, çekinerek gittim. Sadece yönetim değişmemiş, kurumun yemekhanesinden tutun yemek şirketine, mevcut bazı izinler/yasaklardan tutun, katılınan eğitimlere, seminerlere kadar herşey ama herşey... Resmen eski hantallığından kurtulmuş, hareketli, çevik bir kurumla karşılaştım. Eee az değil 7 aydır işlerden de uzak kalınca insan, işe yeni başlamış bir çalışan ürkekliğinde oluyor.  Gerçi sağolsun bazı nezaket yoksunu insanların, halen daha bu yolda emin adımlarla yürüdüklerini hatta artık abartarak koşmaya başladıklarını görünce, değişmeyen şeyler de varmış diye içimden geçirdim. :) Birden herşey tanıdık geldi... Heheheh :))

Evliliğimizden de önceye dayanan bir arkadaş grubumuz var bizim. Herkes evlendi, çoluk çocuğa karıştı, iş güç araya girdi derken, bekarkenki kadar sık görüşemediğimizden bahisle 3-4 sene evvel altın günü başlatmıştık aramızda, bir döngü halinde... Başlangıçta her ay, gün sahibinin evine gidilirken, çocuklarla dolunca ortam, kimse cesaret edemedi o kalabalığı evlerine sokmaya :) Sonraki durağımız restoranlar oldu dolayısıyla. Bu sene ise çıtayı daha da yükseltip piknik ya da şehir dışı gezmelerde buluşalım dedik. İşte geçen ay, gün sahibinin isteğiyle Bayındır Barajı-Mavi Göl'de yaptığımız piknik sonrasında, bu ayki günün sahibi olan biz, havaların da tam açık hava gezmelerine uygun olması sebebiyle, Beypazarı'nda karar kıldık. Kiraladık bir minibüs, bastık gittik çoluk çocuk Beypazarı'na. Bu aralar ne kadar da çok geziyoruz. Bu kadar çok gezmek için 2 çocuğun olmasını beklemişiz!! :P (Herşeyin gözünü çıkardığımızı söylemiş miydim?!!?)

Ben gümüş stokumu geçtiğimiz hafta gittiğimiz Mardin'de doldurunca, bu sefer Beypazarı'nda gümüşlere pek ilgi göster(e)medim. Daha doğrusu göstermeme kocam tarafından izin verilmedi. :)) Ben de ikinci ilgi alanım olan yeme içmeye yöneldim. Kaç kilo havuç aldığımı bilmiyorum ama, sanırım bir miktar abarttım (Herşeyin gözünü çıkardığımı söylemiş miydim?!?). Yok yok belki de abartmamışımdır da dükkan sahibi teyze, "evde tavşan mı besliyorsun kızım?!?!" diye şakacıktan demiştir... Hayatı boyunca kompostodan nefret eden ben, nedense çeşit çeşit meyve kurularını görünce, kompostonun en şiddetli savunucusu haline dönüştüm. (Herşeyin gözünü çıkardığımı söylemiş miydim?!!?) :)
Öğle yemeğinde gittiğimiz mekanı Bebekli Gezmeler Bloguna yazmaya çalışacağım en kısa zamanda, malum artık çalıştığım ve işyerinden yazamayacağım için bu kadar sık güncelleyebilir miyim blogu bilmiyorum. Bu tamamen Berk'in uyku potansiyeline bağlı. Uyku demişken, işe başlayacağım günün gecesinde, Berk tam tamına 19 kez uyandı ve 19 kez, ya emzirerek ya da emzik vererek uyutabildim.  (Berk'in herşeyin gözünü çıkardığını söylemiş miydim??!! ) 


Ablamın, geçenlerde yeğenlerimle beraber bize geldikleri dönemde, "Ben Berk'i emziğe alıştırırım bak çok rahat edeceksin" demesiyle başlayan ve benim doğumdan itibaren emziğe alıştırmayı beceremediğim o süreç; ablamın 3 saat boyunca çocuğun ağzına emziği zorla dayayarak bunda başarılı olması ve en nihayetinde Berk'in 6 aydan sonra emzik kullanmaya başlamasıyla, o günden önce geceleri 7-8 kez uyanma durumlarımız, 17-18 keze yükselip,  her defasında ağzına emzik tutuşturma zorunluluğumla devam ediyor!! (Ailecek herşeyin gözünü çıkardığımızı söylemiş miydim??!!) Mersi canım ablacım, gerçekten çok rahat ediyorum!! Umarım emzikten kurtulmamızda da aynı performansı sergiler ve "3 saat" içinde bunu sağlarsın da, daha da bir rahata ererim!! :))

Ha bu arada, işe başlama zamanlaması hakkında; önümüzdeki hafta çalışıp, sonraki hafta da yıllık iznimi alacağım. Geçen yılda da yaptığımız (Tık!) anneanne-babaanne ve dedelerle, her yıl (bir aksilik olmazsa) aynı dönemde ve aynı yerde yapacağımız geleneksel yaz tatilimizi yapmaya gideceğiz... Şimdiden heyecanlıyız, en çok da Arda... Nasıl ama, işe başlama sürecimin, gerçekten acı çeke çeke, can çekişe çekişe olmasını yeterince iyi sağlamış mıyım?? :) (Herşeyin gözünü çıkardığımı söylemiş miydim?!!?)
Bu arada, Beypazarı'nda bir leylek sürüsü gördük biz... Hepsi de uçuyordu... (Herşeyin gözünü çıkardığımı daha önce hiç söylemiş miydim?!!?) :))