28 Mayıs 2012 Pazartesi

Klasik Başlık: Çalışan Anne Olmak!!!

Çalışan anne, çalışmayan anne... Gıcık olurum aslında böyle ayrımlara... Sonuçta anne işte.. İşe de gitsen işte çalışıyorsun, ev hanımı da olsan evde çalışıyorsun. Bu konulara girmiycem de ben, asıl 2 çocuklu hayatıma, yeni vicdan azapları eklemeye, daha doğrusu eklenmeden onları elemeye çalışıyorum, ondan bahsedicem... :)

   (Bu arada bu ay çok çalıştı benim minnak oğlum!! ODTÜ BeBeM'i bir kez daha ama bu sefer farklı bir proje için ziyaret ettik ve bu sefer Ekotolye Esra da geldi profesyonel fotoğraflarımızı çekmeye... Kısacık sürdü bu çekim ama ona rağmen, o kadar yoğunluğunun arasında  bize de vakit ayırabildi. Ellerine sağlık Esra...)

Arda 6,5 ayını biraz daha geçmişken işe geri dönmüştüm. (Tık!!) Şimdi Berk'in 7. ayını doldurmasına 2 hafta birşey kaldı ve ben kaşınmaya başladım!!! Her ne kadar eşim, bir daha nasıl olsa ücretsiz izin almak gibi bir imkanın olmayacak, o yüzden sonuna kadar kullan hakkını dese de, sanki Arda'ya haksızlık yapacakmışım gibime geliyor!! Çok salakça biliyorum ama annelik bazen böyle salakça düşüncelere sürüklüyor insanı işte.  Hatta ben herşeyin gözünü çıkarırım yaa, adil olmak adına tam da Arda'da nasıl 7. ayının bitimine 7 gün kala işe başladıysam, gün farkı bile olmaması adına Berk'in 7. ay bitimine 7 gün kala işe başlamak için dilekçemi vercem bugün yarın işyerime. Çok "adil"im!!! :)

   (Emre, Eymir Gölü fotoğrafları muhteşem. Ellerine sağlık...)

Arda beni hiç emmediği için 7 ay boyunca ona sağarak anne sütü verdiğimi duymayan kalmadı sanırım dünyada!! :)) Şimdi kara kara bunu düşünüyorum, Berk cork cork emerken sırf adil olmak adına sütten mi kessem acaba lokumumu?????

 Eheehehhe :))) Cidden kara kara bunu düşündüğümü mü sandınız??? O kadar da değil!... :))

Geçtiğimiz hafta sonu bizim oyun grubu ile toplaşıp Eymir'e gittik. Malum 2 çocuk anası olaraktan  pek, hatta hiç çalışamadığım KPDS sınavından çıkıp da kendimi açık hava ve yeşillikler arasına atınca nevrim döndü resmen!! Bir gün içinde iki zıt şey yapmayı artık kaldırmıyor bünyem. Yoksa dakka bir gol bir misali, Eymir'e admımızı atar atmaz Arda'nın donuna kadar göle girmesine kızmazdım!!! Neyse ki bizim kızlar sağolsun birinden yedek ayakkabı, birinden yedek pantolon, birinden yedek çorapla ve neyse ki yanımda getirdiğim yedek donla, Arda, günün geri kalanında benim zulmümden kurtuldu!..


Bir de özellikle de burada, bebeklikten itibaren arkadaşlığın diğerlerine göre daha farklı olduğunu gözlemledim ben. Mesela Arda'nın ilk arkadaşı Çınar. 3,5 aylıkken tanıştılar ilk, anne ve babalarıyla beraber.. Özellikle de Çınar'a hiç kıyamıyor Arda, onunla oynamayı çok seviyor. Paylaşamayacağı oyuncağı bile ya veriyor ya da başka bir yol üretip onu da kırmadan ikisi beraber oynuyorlar... Bakınız aşağıya!!


Gözlemlediğim başka bir şey de; özellikle erkek çocuklarının nasıl babalarını taklit ettikleri... Bakınız yine aşağıya.. :)))

   (Canım kocacım... Bu, tam da doğum günümde Pakistan'da kendine bir görev ayarlandığında reddetmediğin ve tam da evlilik yıldönümümüzde yayınladığım posta yazdığın yorum için buraya konulmuş bir intikam fotosudur!! ;) Ben de seni çok seviyorum... :))  )

Bundan 2 ay kadar önce Eskişehir'e gittiğimizde görümcem, eniştem ve kaynımla sohbet esnasında, "Ya ben Mardin'e ve Karadeniz'e gitmeyi çok istiyorum ama artık 2 çocuktan sonra mümkün değil!!" demiştim. Eniştem hemen "Neden mümkün değilmiş!! Hadi mayıs ayında bir hafta sonu gidelim?" dedi. "Çocukları özellikle de Berk'i bırakamam ki ben geceleri" dedim. Kim benim gibi gece 12 kez ağlamasına uyanır onun?? "O zaman günübirlik gideriz, heryerini gezemeyiz ama olsun maksat çılgınlık olsun!!" dedi. O gazla hemen internet başına oturup uçak biletlerimizi aldık. Ben bakıcı teyzemizden rica ettim o gün, gece biz gelinceye kadar kayınvalidemle beraber 4 çocuğa bakması için.

İşte geçtiğimiz hafta sonu cumartesi günü, günü birlik Mardin'e gittik. Başta çılgınlık gibi gelen şey, giderken, özellikle de saat hesabı yaparken, salakça gelmeye başlasa da bize iyi ki gitmişiz diyoruz şimdi.. :) Yedik, içtik, gezdik, tozduk... Gece evimize; elimizde kilolarca badem şekeri, bıttım sabunu ve menengiç kahvesi, boyunlarımızda, kulaklarımızda ve parmaklarımızda sıra sıra telkari ve gümüş takılar ve vücutlarımızın bilimum yerlerinde de aldığımız kilolarımızla birlikte yorgun ama mutlu bir şekilde döndük...


Geçen sene şu postumla, her sene evlilik yıldönümümüzü Büyükada'da kutlayacağız demiştim. Bu sene Mardin'de kutladık (nikah yıldönümümüzü değil ama düğün yıldönümümüzü). Ve her sene farklı bir yerde kutlamak daha mantıklı ve ilginç geliyor artık... 

Karman çorman, dağınık bir post oldu bu... Ben de karışığım bu aralar ondandır... Yanındayken bile kokusunu özlüyorum lokumumun, işe başlamak ne zor geliyor şimdi...

21 Mayıs 2012 Pazartesi

6. Sene

Ne çok şey sığdırdık şu 6 seneye... Seni seviyorum aşkım....


19 Mayıs 2012 Cumartesi

6. Ay Bebek Doktor Kontrolü

6-7 Ay Arası Beslenme:


Kahvaltı: Bir kibrit kutusu inek peyniri, yarım saat ılık suda bekletilip tuzu çıkarıldıktan sonra bir dilim bebek ekmeği (eti ya da uno) ile birlikte rondoya konur. (Dikkat!!! Dünya Sağlık Örgütü'nün son araştırmalarına göre bu bebek ekmeklerinin de çok sağlıklı olmadığına dair yazılar varmış. HİPP'in organik bebek bisküvisi en iyi seçenekmiş bu durumda) Üzerine 60-90 cc anne sütü ya da mama eklenerek rondolanır. Eğer bebek bu karışımı sevmezse üzerine en sediği meyvenin rendesi ya da bir tatli kasigi ev yapımı üzüm pekmezi ya da keçi boynuzu pekmezi eklenir. (Pekmez anne sütü, mama ya da peynir gibi kalsiyumlu gıdalara eklendiği zaman demiri kaybolur. Pekmez burada doğal tatlandırıcı olarak kullanılır, demirinden faydalanmak için değil.)

3-4 gün bu kahvaltı denendikten sonra öğlen verilen sebze çorbasının yerine şehriye çorbasına geçilir. Bundan sonra sebze çorbamıza irmik de kıyma da ekleyebiliriz.

Şehriye çorbası:
1/3 ajda bardağı şehriye
2-3 çeşit sebze (yarım kabak+ 1 arpacık soğan+4-5 dal maydonoz)
1 kibrit kutusu tavuk göğüs (6,5 aydan sonra) (Dikkat!!! Tavuklar hormonlu. Mümkünse organik al.)
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
2-3 kupa su
Tarhana Çorbası:
2/3 ajda bardağı tarhana (acısız, tuzsuz ev tarhanası)
2-3 çeşit sebze (yarım havuç+ yarım diş sarımsak+2-3 dilim patates)
1 ceviz içi büyüklüğünde kıyma (6,5 aydan sonra) (Dana bonfile ya da dana kuşbaşı)
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
2-3 kupa su

Yoğurt çorbası:
2 yemek kaşığı yoğurda 1 tatlı kaşığı un eklenerek çırpılır.
1 tatlı kaşığı pirinç
3-4 dilim patates
Bir tutam nane
4-5 adet taze fasulye
2-3 kupa su
1 kibrit kutusu tavuk göğüs (6,5 aydan sonra)
1 tatlı kaşığı zeytinyağı


NOT 1: Sebze olarak kastedilen patates, havuç, kabak, ıspanak ya da maydanozun suyu, 4-5 adet fasulye, yarım arpacık soğanı, yarım diş sarımsaktır.

NOT 2: Bebeklere bir öğünde birden çok çeşit yemek vermek neredeyse imkansız olduğu için yapacağımız çorbaların içinde hem et, hem tahıl, hem sebze, hem de yağ bulunmalıdır.

NOT 3: Çorbalara konan etler önce kendi yağı ve suyuyla 5-10 dakika pişirilip daha sonra diğer çorba malzemeleri eklenir.

NOT 4: Bu çorbalara ilave edilen sebzeler bu aylardan sonra bütün olarak konulmamalıdır.Örneğin şehriye çorbasına yarım patates, yarım arpacık soğanı, yarım edilerek pişirilir.

NOT 5: İki günlük çorbanın et hakkı ya bir ceviz içi büyüklüğünde kıyma ya da bir kibrit kutusu tavuk göğsüdür.

6,5 aydan sonra sebze pürelerine geçilir.

Beslenme Düzeni:
Sabah saat 8'de emzir
Saat 9'da kahvaltı sonra emzir
2,5 saat bekle çorba sonra emzir
2-2,5 saat bekle yoğurt sonra emzir
Gece muhallebi ya da emzir

Dikkat edilecek hususlar: Bir gıdayı yemezse kaldır, yemeye zorlama. 1 saat sonra tekrar dene. Yine yemezse kaldır. yarım saat sonra tekrar dene. Yemediği aralarda emzirme.

6. aydan sonra anne sütünün besin değeri azalıyor. Daha doğrusu bebeğin ihtiyacına yetmiyor.

Eş zamanlı yemek yiyin.

Yemek zamanında mesela önüne muz püresi ve Mycey ilk kaşığımdan koyun. Döke saça yesin.

Bir öğünde eline 2 kulplu suluk verin.

Bir öğünde eline beslenme filesi verin.

6. ay bitiminde artık yemek eylemine katılmak ister. TV, oyuncak, dikkat dağıtarak yemek yedirmek yasak. Aç olan çocuk her ihtimalde yemeğini yer.

6-7 Aylık Bebekler ne Yapabilir??
Elden ele hızla aktaracak.

Sayfa çevirecek.

180 derece döndüğünde geri dönebilir.

Ba-ba, de-de diyebilir.

Öne düşmeden oturacak.

Uzun süreli basacak.

Otururken yana düşecek.

Def ve davula bayılır.

Kumandaya telefona bayılır. Evdeki kumandayı, telefonu pilini çıkarıp, naylona sarıp eline ver.

Biberon, emzik ve mamada 2 numaraya geçebilirsin.

Nenedent ya da My First teeht diş fırçası ve macununu al.

Öne doğru düşmeden oturmaya başladığında 2 nolu araba koltuğuna geçebilirsin.

Yürüteç, hoppala önerilmez ama örneğin Fisher Price'in ya da Kraft'ın hoppalası kullanılabilir.

Fisher Price'ın masalcı tırtılı çok faydalı.

Yemekler mama sandalyesinde yedirilecek.

 
Nihayet 6. ayımız da bitti. 6. ay itibariyle 69 cm'lik boyumuz ve 8,56 kg'lık kilomuzla büyümeye devam ediyoruz. Hala jöle kıvamında oturuyor, otururken öne, yana, sağa, sola, heryere doğru düşüyoruz. :) Daha doğduğu günde bile kendini belli eden bir gözlemleme yeteneğimiz var. herşeye cin gibi bakıyor ve inceliyoruz. Çok güleryüzlüyüz, aaa deseler gülüyoruz, eeee deseler kahkaha atıyoruz. Meyve yemekten nefret ediyoruz, tadını sevmiyoruz diyemeyiz çünkü tadını hiç bilmiyoruz!!! Ağzımızı sımsıkı kapatıp tadına bakmaya bile tenezzül etmiyoruz. keza yoğurtta da aynı durumu yaşıyoruz. Ama o sebze çorbası ve akşamki pirinç unlu muhallebi (Milupa ya da HİPP) yok muuuu.... "Hmmmm enfessss!!!" diyoruz... Suya hiç gereksinim duymuyoruz. Su verilince direk tükürüyoruz. Böyle işte... Gittikçe büyüyoruz... :)

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Bilime Katkımız Olsun, Diplomamız da Olsun :)

Annem hep der; şimdiki çocuklar üniversite mezunu olarak doğuyor diye!! Orasını bilmem ama bizim Berk lokumunun göbeğini ODTÜ'ye gömmemizin meyvelerini topladık ODTÜ Enformatik Enstitüsü'nde yapılan bir çalışmaya katılarak!! :)

Berk henüz 4,5 aylıkken gazetede görmüş ve 6. ayını doldurur doldurmaz bu araştırmaya hem destek vermek, hem de diplomamızı almak için not defterime Aslı hanımla irtibata geçeceğim tarihi işaretlemiştim. Berk'in 6. ayını doldurmasına 3 gün kala aradım BeBeM'i.


Sadece 15 dakika süren ve bebeğin anne kucağında oturtularak yapılan bir çalışma. İkincisi ise bebek 10 aylıkken yapılıyor ve ohoooo kalkmış sıcacık evinden, annesinin koynundan çıkıp da teeee ODTÜ Enformatik'e gelmiş, yemekti, emmekti, altını kirletmekti gibi çoook yoğun işleri arasında orada yarım saatini harcamış bebeğimize diploması veriliyor ve fotoğrafları çekiliyor. :) Bilime sağladığı katkı da manevi huzur olarak belleklerde yer alıyor...

Sevgili arkadaşım Esra da  blogunda bu araştırmayla ilgili bir post yazdı geçenlerde ve bundan sonraki başka bir proje için, profesyonel fotoğrafçılık da yapan Esra, makinasıyla bize katılacak ve cici cici fotoğraflarımızı çekecek ;)

Sizlerin de 6 ay (+,- 15 gün) veya 10 ay (+,- 15 gün)'lük bebeğiniz var ise, Ankara'da ikamet ediyorsanız, yukarıda belirttiğim linklerden Aslı hanım'a ve/veya ilgili kişilere ulaşabilir, hem bilime katkıda bulunabilir hem de güzel bir hatıraya sahip olabilirsiniz.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Yaz Köşesi, Kış Köşesi...

Evet bu sene erken oldu diğer kreşlere göre. Hatta ben 23 Nisan gösterileri mi? Yıl sonunda yine olacak mı başka bir gösteri diye bile sordum. Cevabı, gösteri başlangıcında kreş müdürümüz verdi, içim rahatladı.
Tamam izlemek çok zevkli gösterileri, miniklerimiz becerilerini sunarken sevimli sevimli, onları izlemek çok keyif verici ama yine de ben bu gösterilere dahası gösteriler için yapılan ciddi çalışmalara karşıyım, özellikle de daha 2-3-4 yaşındaki çocukların...

Neyse ki müdürümüz de o derece ciddi, çocukları strese sokacak hazırlıklar yapılmasına karşı olmalı ki, açıklamasını yaparken, "Havaların güzelleşmesinden dolayı zamanımızı dışarıda oynayarak geçirmek istedik, bu yüzden gösterimizi erkene çektik. Çalışmalarımız için çok zaman harcayamadık, o yüzden çok çok güzel bir gösteri hazırlayamadık size ama inanın çok eğlendik, eğlenirken öğrendik..." dedi...
İçim rahatladı başka bir gösteri için spor salonuna kapanmayacaklarına. Ya da güzel havalarda gösteri için kapalı mekanda zaman harcamak yerine, keyifle kreşin bahçesinde oyun oynayacaklarına.

Bu tür konularda, yani eğitim sistemlerinde, öğrencilere yaklaşımlarında gerçekten çok memnunum kreşimizden lakin bazı zamanlarda oranın da sonuçta para kazandıran bir işyeri olmasından bahisle, bazı olayların diğer insanlara farklı yansıtılması, kendilerinin direk söyleyemediklerini başka insanları kullanarak yapmaları, bazen bazı durumlar karşısında velileri bilgilendirmeye gerek görmemeleri canımı sıkıyor ama en nihayetinde eleştiriye açık olmaları ve olay olmuş bitmiş bile olsa sonradan aynı olay başlarına gelmesin diye tedbir almaları da bir iyi nokta.
  
Nihayet planlanmış gezilerimizi tamamladık, artık Berk için rahat rahat ek gıdalarımıza da hız verebiliriz diye giriştim işe. Ek gıdalar fena gitmiyor sayılır. Arda'da yaptıklarımın çoğunu unutmuşum aslında, 2. çocukta daha bir rahatım sanki. Tabii bunda Berk'in Arda kadar alerjik olmaması da bir etken tabii. Biraz aceleci davranıyorum, belki de hata ediyorum ama tutamıyorum kendimi ve Alev hanım'ın ek gıda rutininden takip etmiyorum Berk'e uyguladıklarımı. Çok da dışına çıkmıyorum elbette ama gerek miktarları gerek mesela sebze çorbasına katacağım sebze çeşitlerinin sayısını kafama göre artırıp azaltıyorum.

Ferber olayımız FerBerk'e dönüştü. Vicdanımın bir köşesinden diğer köşesine gidip geliyorum sürekli. Bir köşesi; "koklaya koklaya uyut ne var!!" diyor diğer köşesi; "sadece 3-4 gün zor olacak sonra gelsin uykusuz geceler!!" diyor. Yaz köşesi, kış köşesi...

 
Bu arada 6. ayımızı da bitirdik. Yarım yaşında küçççüüükkkk bir oğlum var artık. Abisine bayılan, onu görür görmez, kimseye yapmadığı şekilde heyecanlanan, bıcır bıcır konuşmaya çalışan, sürekli gülücükler ve kahkahalar atan. 

Arda da ona karşı hiç boş değil. Sabahları uyanır uyanmaz yanımıza geliyor, kreşten eve gelir gelmez kardeşini soruyor. Berk'i koruyor.. Hem de çok koruyor.  Bazen kendisine şakacıktan bile olsa kızdığımda, "kardeşime hiç kızma, o daha bebek, bebeklere kızılmaz" diyor. Hiç kıskanmıyor, kıskansa bile ona zarar verici en ufak bir hareketi olmuyor. Kıskançlığı, sadece bazen Berk'in mamalarına ortak olmak, bazen de onun gibi anlamsız sesler çıkarmak şeklinde gösteriyor kendini. Çok tepki göstermiyoruz böyle durumlarda. Sadece bebek olmanın çok da güzel birşey olmadığını, Berk'in onun gibi abi olmaya çalıştığını söylüyoruz ve bir daha küçük bir bebek gibi davranmamasını istiyoruz. Zaten çok fazla da olmuyor bunlar. Artık Berk uyurken bağıra bağıra konuşma durumunu da atlattık. Sadece; "Kardeşin uyuyor Arda'cım, biraz sessiz olalım tamam mı?" dememiz, sessiz olması ya da dikkat etmesi için yetiyor.


Pastamızı kestik yine, yarım yaşımızı kutladık. Bu sefer sadece 3 kişiydik evimizde ama... Babamız önümüzdeki 2 gün yoğun çalışacak pazartesiye yetişmesi gereken projesi için.

6. ay bir dönüm noktası mı acaba dedikleri gibi... Aile fertlerinden her biri birbirine alıştı artık tam olarak. Biz 3 kişi zaten alışmıştık da birbirimize, Berk sonradan katıldığı için aramıza, ev içi ve ev dışı sistemimiz değişmişti başlarda doğal olarak. Artık yeni bir sistem oturdu çekirdek ailemizde. Bunu da çok sevdik biz. Hiçbirşeyi ayrı ayrı yapmak, yapmayı istemek gibi bir kaygımız yok. Küçük bir bebeğin varlığı, bizi daha önceki 3 kişilik hayatımızda yaptıklarımızdan alıkoymuyor artık. Piknikse piknik, parksa park, çayır çimense zinhar... Güzelmiş 2 çocuklu olmak. Gözü korkan, 2.'ye cesaret edemeyen herkese tavsiyemdir. Zor ama güzel. Zor ama zevkli. Zor ama değer. Hem de her zorluğa değer...

1 Mayıs 2012 Salı

Tosun!!!

Eşimin işyerinin 1 Mayıs'ı, Pazartesi günü ile birleştirerek tatil ilan etmesinin ardından, fırsat bu fırsat diyip annemle babamı ziyarete gittik Karabük'e... Havalar da öyle güzel hatta öyle sıcaktı ki, uyku haricinde evde hiç durmadık neredeyse. Neyse ki oğluşlarım gezmeyi çok seviyorlar ve sorun çıkarmıyorlar...

Karabük ya da Safranbolu'ya yolu düşenlere şiddetle bir yer tavsiye edeceğim... Değirmen Restaurant. İnsan su sesinden, yeşilden, sessizlik içindeki sesten huzur buluyor.



Annem de babam da hep derlerdi, havaların güzel olduğu bir zaman geldiğinizde, annenin doğup büyüdüğü köye gider, oradaki evin bahçesinde mangal yakarız diye.. Kimse yaşamıyor o köyde... Sadece bir aile o kadar. Öyle olduğu için de elektriğin, suyun bile o köye ulaşması ne güçlüklerle olmuş zamanında. Tam bir kurtarılmış alan.

Benim adıma ne acıdır ki 4 yaşındaki oğlumla aynı anda gerçek bir köy gördüm. En çok da o evin üst katında, o eski televizyonun arkasındaki duvarda asılı olan siyah beyaz fotoları görünce duygulandım.

Vefat eden anneannemin, dedemin gençlik, yine vefat eden büyük dayımın abilik, annemle, küçük dayımın ise çocukluk hallerinin fotoğrafını görünce garip oldum, kendime gelemedim bir süre. Bir 10 dakika bakmışımdır herhalde o resime, duvardan çivisini sökmeye çalışırken buldum kendimi sonra. Sadece scannerdan geçirmekti amacım, bilgisayarımda bulunsun istemiştim. Ama sonra ne olduğunu bilmediğim birşey alıkoydu beni. Suçluluk hissettim birden, bir vicdan azabı. Onu olması gereken o yerden alırsam, sanki anneannemle dedemi, yattıkları yerde huzursuz edeceğimi hissettim. Korktum, bıraktım. Yanımda telefonum da, fotoğraf makinem de yoktu fotoğrafını çekebilmek için.. Evden çıkınca da tekrar içeri nedense giremedim, çekindim. O resimi orada, o tozun içinde bırakmak doğru geldi o anda, onları rahat bıraktım, huzur kaçırmak istemedim...


Köyde çok güzel vakit geçirdik, biz de Arda da.. Berk pek farkında değildi gerçi, o da bir kucak kuşu olmasından bahisle, kucaktan kucağa geçirilmekten gayet memnundu elbette... Beni en çok yoran ise; Arda'nın gördüğü ineklere dokunmak istemesi, benim de onu dokunamayacağına ikna etmeye çalışmamdı. Sonunda ikna oldu ama bu; ne ineklerden korktuğum için onu ineklere yaklaştırtmayacağıma ikna olduğu içindi, ne de ineklerin süsmesinden tırstığı için.. 1564803 adet sebep söylediğim halde; onun ikna olması için sadece şu cümle yeterli oldu: "Oğlum ineklerin tuvalet eğitimleri yok, o yüzden yerlere kakalarını yapıyorlar. Sonra çok dikkatsiz oldukları için kakalarının üzerine oturup, hatta yatıyorlar. Sen şimdi inek sevcem diyorsun ama aslında sen inek değil onların kakasını sevmiş olursun. Iııyyy ne iğrenç düşünsene.. Biz en iyisi onları uzaktan sevelim. Ellerimiz kaka olmasın!!!" Gerçi bu sefer de dönüş yolunda, neden ineklerin dikkatsiz oldukları, neden tuvalet eğitimi alamadıkları konusunda bir araştırma tezi yazdım ama neyse... Sonuçta ağlamadan zırlamadan bu işi de hallettik. :)


Ha bu arada; yine Arda'ya inekler hakkındaki engiiiinnnnnn (!!!) bilgilerimi aktarırken, eşim de ben de işin içinden çıkamadık bir yerden sonra. Amma geniş familyaymış bunlar... İnek, sığır, öküz, dana, düve, tosun, buzağı...vb derken iyice kafamız karıştı!! Eee şimdiye kadar köy görmedik derken, bunları öğrenmeye gerek yok da demedik. Yol boyunca internetimiz sağolsun araştırdık, soruşturduk... 

Sığırın doğumundan altı aylığa kadar olan erkek ve dişi yavrularına buzağı; altı aylıktan bir yıllığa kadar olan erkek ve dişi yavrularına dana; altı aylıktan gebelik dönemine kadar dişilerine düve; altı aylıktan babalık dönemine kadar erkeklerine tosun; damızlık erkeğine boğa; yavrulayan dişiye inek; kısırlaştırılmış erkeğine öküz denirmiş.

Sorarım size, bir tek ben mi bilmiyormuşum bu detayları, yoksa başka bilmeyenler de var mıymış acaba?? Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.. :) Mesela bundan sonra Berk'i "tosunum" diye sevmeyeceğim; onun yerine "buzağım" diyeceğim!! Küfredeceğim adamlara "öküz" demeden önce kısırlaştırılıp kısırlaştırılmadıklarını öğrenip, ona göre ya "öküz" ya "sığır" diyeceğim. Ayrıca şu da bir gerçek ki, 24 saat emmek isteyen bir "buzağım" varken, kendimi "inek" gibi hissetmek de garip olmayacak... :))