24 Ağustos 2011 Çarşamba

İstanbul'da Yaşamak...

...Hiç bana göre değil!.. İlk defa İstanbul'da bu kadar uzun süre kaldım; tatilimin 2. haftasında. İstanbul'un dinamiği beni çok yordu. Koşturmaca, trafik.. Tamam çok güzel memleket, buna diyecek lafım yok ama, ben şahsen denize nazır bir çay içmesem de olur, o çayı içebilmek için trafikte stresli bir yarım saat geçireceksem eğer.

Ben düzen ve nizam insanıyım. Planı programı severim. Ankara'da evimle işyerim arası 4 km sadece, trafiğin çok yoğun olduğu zamanlarda bile eve ulaşmam 15 dakikamı alıyor maksimum, ki onda bile bıdı bıdı ediyorum çoğu zaman :)


Su sesiyse; Mogan var, Gölbaşı var... Huzursa Eymir var... Bir markete, terziye, kırtasiyeye gitmek için arabaya ihtiyacım yok, heryer en fazla 150 metre uzağımda. Tamam tamam sustum.. İstanbul aşıkları beni topa tutmaya başlayacak yoksa :) Ama şu da bir gerçek ki, gerçekten böyle kısa tatillere gidenler sanki daha çok gezebiliyor İstanbul'u... Zira İstanbulda 6-7 yıldır oturan ablamlar bile henüz hiç Kız Kulesi'ne çıkmamışlar!! İnanamadım duyunca... İstanbul'da yaşayanların %30'unun daha Boğaz'ı görmediğini de okumuştum gazetelerden. İyi tamam sustum sustum.. :)

İstanbul tatilimiz de çok güzeldi, güzelleştiren en önemli etken de sonunda Ankaracığıma döneceğimi bilmemdi belki de :) Arda kuzeni Borayla oynadı, büyüklerle daha iyi anlaşıyor bu oğlan. Küçük Nida'yı sevdi sonra, içim rahatladı biraz daha, çünkü ne kıskandı Nida'yı kucağımdayken, ne de zarar verecek en ufak birşey yaptı... Sevecen oğlum benim...


Belki de bu tatilin en güzel yanıydı Pazar günü, Ankara'ya dönmeden önce ilkokul, ortaokul ve liseden arkadaşlarımla yaptığımız brunch... Yıllardır görüşememiştik bazılarıyla, az buz değil hatta Banu'cumla en son 8-9 sene önce görüşmüştüm. Çok iyi geldi bana..
Yok yok güzel memleket İstanbul.. Kızmasın İstanbul aşıkları bana. Ama ben yine de Ankara'da kalıyım :)

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Sözde 3, Özde 6 Kişilik Tatil...

Tüm sene, tabir-i caizse eşşek gibi çalıştıktan sonra, tüm senenin yorgunluğunu atmak için iş yerlerimizin bize uygun gördüğü 1-2 haftacık tatil zamanlarını, deşarj olmak ve bir sonraki senede de yine eşşekler gibi çalışabilmek için iyi değerlendirmek, iyi planlamak gerektiğini düşündük hep eşimle. En iyi tatilin de- hele ki çocukluysan- yine çocuklu, kafa dengi arkadaşlarla yaparsan daha da güzel geçeceğini de önceki tatillerimizden tecrübe ettik.

Oğlu oğlumun, kendisi kendimin kankisi olan Sibellerle ayarladık bu seferki tatilimizi. Tatilin bitiminde eşim, Emrelerle uyumlu, ve eğlenceli tatil geçireceğimizi tahmin ederdim ama bu derece olabileceğini düşünmezdim bile dedi... Yaaa dedim, bir de anti-bloggersın. Bak ne güzel insanlar katmışım hayatımıza, aklımla bin yaşayayım :) Evet evet 15 yıllık arkadaşlarımızla bile tatile çıkmazken, son 2 yıldaki yaz tatillerimizi blogdan tanışıp kanki olduğumuz ailelerle geçirdik.


Alanya'daydık yine. Bizim mekanımızdır orası. Ankara'ya araba ile en yakın mesafede olması bu niteliği katmıştır ona. Hem hamilelikten ötürü, hem de tatilin tüm gününü yolda geçirmek istemediğimizden en yakın yerleri tercih ederiz hep. Uçak denen bir ulaşım aracının varlığını da biliriz de, bir türlü sığamayız o sayılı valizlere :)

Otelimiz, yemekler, havuzlar, çalışanlar, insanlar çok güzeldi. Tek güzel olmayan şey ise deniz ve çakıllı plajdı. Havuzdan o kadar korkan tipleriz ki, sonrasındaki olası hastalıklarla uğraşmak fikri ödümüzü koparır Sibelin de benim de.. Ama otel odamızı, bitişik daireler ve havuza tam 1,5 metre şeklinde bahçe katı olarak verince tur şirketi, gel de çocukları havuza girmekten alıkoy!! Öyle güzeldi ki otel odamızın konumu, benim haricimde herkes odaya girmek için balkonu kullanıyordu. Ayrıca çocukları gece uyuttuktan sonra mayolarımızı giyip güvenlik bizi kışkışlayana kadar havuz sefası bile yapabildik, tüm balkon kapılarını perdeleri açıp, çocuklar uyanırsa nasıl olsa seslerini duyarız diyerekten... Tabii ki uyanmadılar... Ve tabii ki güvenlik, 1 saatlik gece havuz keyfimizden sonra, bizi kışkışladı :)) Bunun tek iyi yanı, havuzların gece 12'den sonra gerçekten klorlanması ve asitle sterilize edilmesine tanıklık etmemiz oldu.


Oturduğumuz yerde kalmadık tatilde... Dim Çayı'na gittik beraber. Dolphin Park'a gittik sonra. Çocukları yunuslarla yüzdürmekti hayalimiz ama yaşları tutmadı maalesef... Gerçi Arda yunustan ziyade fok balıklarıyla yüzmeyi istedi ama o da olmadı!!





Hiç bitsin istemedim, istemedik. Evet, çocuklar uykusuz olduklarında özellikle, birazcık gürlediler birbirlerine ama onun haricinde paylaşarak, birbirlerinin diplerinden ayrılmadan, çok güzel bir şekilde oynadılar, eğlendiler.. Daha ilk günden de bir rutin oluşturduk ikisine de; saat 13:30-16:30 arası uyku halinde geçirerek, güneşten de koruduk. Yeme içme de hiç sorun olmadı, hadi Arda'nın zaten problemi yoktur, acıkınca acıktım diyip yer de, ciddi yeme sorunu olan Emre Alp'in bile iştahı açıldı orada. Havuzun, güneşin tadını çocuklar, onlara bakıyoruz ayağına da babalar çıkardılar :) Sibel yemeklerde hem Emre Alp'i hem Arda'yı doyurdu, ben hamilelik ayağına ooohhh keyif yaptım :)


Evet seneye bizimle birlikte tatile gelmek isteyen?? Ama hatırtlatırım 7-8 aylık bir de bebişimiz olacak.. Sütüm azalır, üzmeyin beni ayağına yine yan gelip yatma hedefindeyim!! Gelen bakar bana ne!!! :)))

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Havuzumun Üstüne Cup Dedim Atladım...

Normalde de sıcak olacak diyorlardı ama bu derece etkileneceğimi hiç düşünmezdim. Geceleri azap çekiyorum resmen, gün üstüne gün gece üstüne gece uykusuzluk çok zormuş. Hayır sebebin sıcaktan, hiç rüzgar esmemesinden kaynaklı olması ayrı bir trajedi. Güya evde klima var ama taşınırken evde taktıracak daha uygun bir yer bulamadığımız için salonu soğutuyor sadece. Sanırım bundan sonraki adımım, salonda yemek masasının üzerinde uykuya dalmak olacak!!! 

İşyerindeki adı "soğutucu" olan ama kendini bile soğutmayı başaramayan alete ise hiçbirşey diyemiyorum. İşyerinde sandaleti ve kolsuz bodyleri yasaklayan yönetmeliklere de... En son ayaklarım babet şeklini alıp, açıkta kalan yerler, babet altında kalan yerlere göre 3'er cm yukarı doğru şiştiğinde, kurallara da karşı çıkıp gayet sandalet giymeye başladım. Buyursunlar beni şikayet etsinler... 



Hamilelikte 24. Haftam bitti. Aylık baza vurursak 5,5-6 aylık sayılırım. Dışarıda görenler “Oooo doğum çok yakın herhalde!” diyorlar!! Doğumun çok yakın olduğu zamanlardaki karnımın büyüklüğünü tahmin etmekte ise zorlanıyorum.

Arda’nın bal kaymak halleri son hızla devam ediyor. Bizi yaşına göre beklenenden daha olgun davranışlarıyla, konuşmalarıyla, hareketleriyle her gün daha da şaşırtıyor kaymağım. Her sabah karnımı öpüyor. Çok sevecen şimdilik kardeşine karşı. Yine de tetikteyim... Zira 2-3 hafta önce bana sorduğu; "Annejim kardeşim senin karnından çıktıktan sonra bizimle yaşıycak ama annesiyle babası gelmiycek mi bize??" sorusundan sonra, anne ve babasını o gelecek kardeşle paylaşması gerektiği fikrinin henüz kendisinde oluşmadığını düşünmeye başladım. Sevimli bir şekilde anlattım onun da annesinin babasının bizim olacağımızı ama pek hoşuna gitmedi bu fikir ilk anlattığımda. Ben de -doğru mu yaptım bilmiyorum ama- "Ama biz en çok senin annenle baban olcaz" diyiverdim. Sevindi...



İnsanların arkadaşları olmaya görsün... Hafta sonunu bir apartman dairesinde yaşamalarına rağmen, koca balkon/teraslarında çocuklara havuz sefası yaptıran süper ailelerle geçirdik.. Cumartesi günü Arda'nın yeni kreş arkadaşı Ege ve Pazar günü de oyun grubu arkadaşı, kankisi Emre Alp ile beraber. Çok daha eğlenceli günler bizi bekliyor.... :)


P.S: Fotoların güzel çekilmiş olanları Emre Eldemir'den :)