20 Haziran 2011 Pazartesi

Ben Bir Minik Kelebeğim...

Zor bir hafta geçirdim hamilelikle ilgili olarak. Tam çözülmüş değil hala ama daha iyiyim, önümüzdeki günlerde gerçekten bunun bir sorun olup olmadığını öğreneceğiz. Ve ben inanıyorum ki hiçbir problem olmadan, sağlıkla kucağıma alacağım bebişimi. Şimdilik detay yazmaya gerek görmüyorum zira güzel şeylerden bahsedeceğim...

Geçtiğimiz Pazar günü Arda’nın ilk yılsonu gösterisine gittik. Bir önceki postumda da yazdığım gibi giderken tedirgindim çok, acaba gerçekten bazı kişilerin söylediği gibi bu gösteriler çocuğun psikolojisini çok mu ters yönde etkileyip, onları strese sokuyor diye. Gördüm ki pek de öyle değilmiş. En azından benim o gösteride gördüğüm, yalnızca Arda’nın yaş grubu değil diğer büyük yaş gruplarındaki çocuklar da çok mutlu ve kendilerine güvenlilerdi.

Hatalar yapılmadı mı hiç?? Elbette yapıldı.. Ama sonrasında velilerden gelen alkışlarla gülünecek, eğlenilecek ortamlar yaratıldı. Küçük yaş grubunda ağlayan çocuklar oldu gösterinin ortasında, öğretmenleri hemen yanlarına gidip-gösterinin bozulacağını hiç önemsemeden- onları sakinleştirip, yanaklarına bir öpücük koyup, onları oyuna devam etmelerine zorlamadan ağlamalarını engellediler. Hiçbir zorlama yoktu, dalga geçme, rencide olma gibi hiçbir negatiflik yaşanmadı. Ardaların sınıfı tüm sene boyunca öğrendikleri şarkıları, dansları bize gösterdiler. Bunda da hiç de gösteri için bir zorlama fikri oluşmadı benim gözümde. Kreşten kreşe, öğretmenden öğretmene değişir tabii, zorlayan öğretmenler de vardır ama iş düzgün yapıldığı sürece ben yılsonu gösterilerine karşı değilim şimdilik. Tersine Arda gösteri sonrasında dedelerinin babalar gününü kutlamak için onları aradığında anlat anlat bitiremedi yaptıklarını, eve gelince çektiğim videoyu izleye izleye bir türlü bıkmadı. Hep yüzünde bir tebessümle…

Büyük yaş grupları olunca uzun sürdü gösteri. Miniklerin gösterileri bitince, kucaklarımıza verdiler çocuklarımızı. Yıl boyunca yaptıkları faaliyetlerin sergisini gezdik, kendimizinkileri aldık, evde sergi açtık… Toplamda 15 dakika kadarlık gösterilerinden 2 dakikalık bir kısım var aşağıda… Arda’nın ilkleri olarak, ilk yılsonu gösterimiz kayıtlarda bulunsun, özellikle de dedeler, anneanne ve babaanne izlesin diye…

video

15 Haziran 2011 Çarşamba

Gösteriler...

Kreşlerdeki yılsonu gösterileriyle ilgili kemikleşmiş bir fikrim yoktu açıkçası. Hala daha da olduğu söylenemez. Evet 3-4 yaşındaki çocukların, henüz olayın çok da farkında olmadıkları, bu gösterilerin çocuklardan ziyade ailelere yönelik olduğu herkesçe malum ama şu yazıyı okuyuncaya kadar da durumun bu derece kötü sonuçlara ulaşabileceği aklıma gelmemişti.


Açıkçası hala daha “yok yok kesinlikle böyle gösteriler yapılmamalı!” diyemiyorum. Çünkü çocukların topluca, el birliğiyle, bir düzen ve tertip içerisinde ve çok da sıkı olmayan kurallar çerçevesinde grup çalışması yapmalarının, o özel günde değişik kıyafetler giyip marifetlerini kalabalık bir ortamda paylaşmalarının onların gelişimleri ve özgüvenleri açısından kesinlikle faydalı olduğunu düşünüyorum. Hele ki, linkini verdiğim yazıda bahsi geçen tarzda kötü sonuçlanmamış gösterilerin, onların hayatında heyecanla anlatacakları güzel bir anı olacağı konusunda da hemfikirim.


Tek bir şartla… Bu gösteri olayını hem öğretmenlerin hem de ailelerin abartmaması koşuluyla… Sonuçta o gösteriye giden çoğu veli, başka çocukları değil sadece kendi çocuğunu izleyecek! Rezil olma, utanma gibi bir durum zaten olamaz, olmamalı veliler için. Ya da öğretmenler için de herhangi bir terslik durumunda bu bir başarısızlık sayılamaz, sayılmamalı.

Benim çocuğum daha 3 yaşında. Daha olayın farkında bile değil belki de. O sadece oyun oynamak, dans etmek, eğlenmek istiyor. Ben de onun için aynı şeyleri istiyorum zaten, beklentim sadece bu yönde. Hem ondan, hem kreşten. Bizim gösterimiz 19 Haziran’da. Bakalım bu gösteri sonrasında da aynı şekilde mi düşüneceğim… :)

11 Haziran 2011 Cumartesi

Geçici Sinovit

Tatilimizin bitiminden sonraki gün Arda’yı kreş için hazırlarken sağ ayağının topalladığını farkettim. O gece de ara ara uyanıp anne ayağım ağrıyor diyordu ama anlam verememiştim. Topallamasını farkettiğim anda ayağın mı acıyor diye sordum, hayır dedi. Koşmasını ve birkaç çeşit artistik hareket yapmasını istedim, gayet topallama olmadan seri bir şekilde yaptı ve ağrı hissetmediğini söyledi yine.

Ertesi sabah yine aynı şey oldu. Akşamları da mesela yolda yürürken topallama oluyordu ama hiçbir şekilde bir ağrı ya da acıdan şikâyet etmiyordu. 5. Gün sonunda ortopediden randevu alıp doktora götürdü babası. Ben film çekileceğinden çok emindim, zira dıştan hiçbirşey belli olmuyordu ve sorduğumuzda da ağrı/acı yok diyordu Arda.


Ortopedist “Geçici sinovit” diye bir hastalıktan bahsetti. Hastalığın nedeni bilinmiyormuş. İnternette yaptığım araştırma da doktorun söyledikleriyle örtüşüyor; “…Genellikle geçirilmiş üst solunum yolları enfeksiyonunun akabinde ortaya çıkması kalça eklem kapsülünü içten döşeyen sinovya dokusunun bakteri, ya da virüslere karşı hassaslaştığını düşündürmektedir….

…Ayrıca, 1-13 yaş grubundaki 100 çocuktan 3’ü bu dönem içerisinde bu hastalığı en az bir kere geçirmekte ve her yıl çeşitli nedenlerle hekime başvuran 1-13 yaşları arasındaki her 1000 çocuktan ikisine geçici sinovit tanısı konmaktadır...

Hastalığın öyküsünde genellikle 10-20 gün önce geçirilmiş bir üst solunum yolu enfeksiyonu, bademcik iltihabı, diş çıkarma, ya da hafif sistemik ateşin bulunduğu bir durum mevcuttur.

Hastalığın şiddetli dönemi 2-3 gün sürer. Daha sonra eklemdeki aşırı sıvının emilmeye başlamasıyla genellikle en geç 2 hafta içerisinde kaybolur. Bu süre geçtiği halde hala aksayan ve kalça eklem hareket açıklığında kısıtlılığı bulunan çocuklarda muhakkak ileri tetkik yapılmalıdır….”
bilgisine ulaştım.

Şimdi bu bahsi geçen 2 haftalık sürenin geçmesini bekliyoruz. 2 hafta sonunda topallaması devam ederse işte o zaman film çekilip daha detaylı araştırılmaya başlanacak.

Ben böyle bir hastalık duymamıştım, çok şükür ağrısı sızısı yok da içim rahat bir şekilde sürenin geçmesini bekliyorum. Eğer bir gün başınıza gelirse aklınızda bulunsun…

7 Haziran 2011 Salı

Denizleri Aş da Gel Kurbanın Olam…

Yıllardır plan olarak kalmış ama bir türlü hayata geçirilememiş bir şeyi yaptık bu sene. Tam Şubat ayında erken rezervasyonla annem babam, kayınvalidem ve kayınpederimle beraber geçirebileceğimiz, 3 ailelik tatil ayarladık. Riske atmadık yine, her sene gittiğimiz ve her seferinde yine bayıla bayıla döndüğümüz, yine gideceğimize söz verdiğimiz otele gittik.


Sanırım Alanya’nın en güzel döneminde gittik; klimaya gerek olmadan ama akşamları da gayet kısa kollularla gezilebilecek kıvamda ılıklıkta.. İncekum’um denizine zaten lafım yok.. İncecik kumları, git git derinleşmeyen ılık denizi önce Arda’nın sonra bizim keyfimize keyif kattı.. Öyle ki Arda geçen sene bir türlü ayrılmak istemediği kaydıraklardan sadece 10-15 sefer kaydı, geri kalan zamanlarda kovasıyla küreğiyle, büyük kürek ve tırmığıyla incecik kumlarda olmayı tercih etti. Bol bol kumdan kaleler yaptı…


Evet kabul ediyorum kendi açımdan da bir çıkar düşünerek tatile anneanne ve babaanneyle gitmeyi ekstradan istemiştim. Güya akşamları Arda’yı onlara teslim edip karı koca keyif yapacaktık!! Kıl kuyruğumuz bizi yalnız bırakır mı hiç??? Yine de çok uyumluydu, genellikle de üzmedi bizi… 


En zoru da böyle bir tatilden sonra tekrar işe dönmek… Tamam kabul ediyorum bir süre sonra yemek ye denize gir sonra yine yemek ye ve uyu rutininden de sıkılıyor insan ama belki de hayatımda ilk kez çalışmayıp, evde olmayı istedim.

Artık klasikleşmiş fotoğrafımızdan bu sene de çektirmesek olmazdı.. Aynı yerde, 1'er sene arayla… Ömrümüz ve sağlığımız yeterse seneye ve sonraki senelerde de aynısı için söz verdik birbirimize.. “Ufak” bir eklenti daha olmak kaydıyla :)))  

1 Haziran 2011 Çarşamba

Sokak Çocuğu

Tam bir sokak çocuğu oldu. Hafta içi akşamları babası işten eve benden yarım saat kadar önce geliyor mesaisi olmadığı zamanlarda. Öğle uykusundan uyanıp yemeğini yedikten sonra bakıcı teyzesiyle dışarı çıkan Arda, babasını sokakta karşılıyor. Yarım saat sonra da babasıyla Arda da beni... Ya bisikletiyle, ya akülüsüyle... Hayır evimizin önünde öyle arabaların geçmediği, oyun parkı olan bir alan da yok. Her seferinde türlü tembihler yapıyorum herkese, aman arabalara dikkat edin, aman teyzenin/babanın sözünden çıkma...vb gibisinden. Yine de içim bir türlü rahat etmiyor.

Mahallede herkesce tanınıyor Arda. Büyük küçük farketmeden herkes çok seviyor Arda'yı... Nasıl yaptı bilmiyorum ama büyük abileri bile Arda'yı görünce "Aaaa Arda gelmiş, hadi Arda futbol oynuyoruz sen bizim takımdan ol!!" diye oyuna katıyorlar cüceyi!! Kendimden biliyorum o yaşlardayken benden 1 yaş bile küçük  olsalar sallamazdım kimseyi!! :) Markete gidiyoruz mesela, tüm market çalışanları, istisnasız hepsi, Ardayla muhabbet ediyor. Arda da herkese hatırlarını soruyor. Artık oradakiler de öğrenmiş çikolataya alerjisi olduğunu, her gidişimizde çikolata-şeker yerine Habertürk'ün her Pazar günü gazeteyle hediye ettiği Caillou CD'lerinden hediye ediyorlar. Tüm serimiz tamam!! 2'şer 3'er adet olmak üzere... :) Şeytan tüyü var bu oğlanda, babasında da vardır zaten. Genetik herhalde bu tüyler!! :))

Tabii her zaman herşey bu kadar laylaylom değil. 2 yaş sendromu bitti, kurtulduk derken, 3 yaş sendromu da arada yoklamıyor değil hani. Küçücük, saçma sapan şeyler o kadar büyük problemlere dönüşüyor ki bazen. Sebepsiz ya da (bizce) saçma sebepli ağlama krizleri çileden çıkarıyor bizi. Ki düşündüm de; son 3-4 aydır Arda'ya sadece böyle sabepsiz şeyler yüzünden ağladığı zaman bağırmışım, kızmışım. Artık konuşabilen, kendini ifade edebilen bir çocuğun, iletişim kurmak yerine ağlamasına çok bozuluyorum. Bunu kabullenemiyorum ve sonrasında da benim hemen sakinleşememem işi daha da büyütüyor ve işi inada bindiriyor. Bir de küsme konusunda ve küseceği zamanlarda söylenecek sözler konusunda öyle profesyonel oldu ki, artık cevap bile veremiyorum. Artık bizimle konuşmayacakmış, bizi sevmeyecekmiş, bizi çöpe atacakmış!! (Ne demekse çöpe atmak!!!), sadece bizi sevmemekle kalsa iyi; artık hiçbirşeyi, hiçkimseyi sevmeyecekmiş!!

Kardeşi olacağını henüz söylemedik. Doktorumuz en erken 5. ay bitince söyleyin demişti yaa zaten.. Geçen gün ise, Harvey Karp'ın Mahallenin En Mutlu Yumurcağı adlı kitabını okurken, Harvey Karp'ın şu cümlesini gördüm: "...Çocuğunuza "Anne'nin karnındaki bebekten" bahsetmek için doğuma iki ay kalana kadar bekleyin..." (Sayfa: 380) Ben bekleyebilirim, bu konuda sabırlıyımdır, keza eşim de... Lakin şu anda daha 4 aylık olmasına rağmen, karnımın büyüklüğü 6 aylık hamile bir kadınınki kadar!! Göbeğim nereye gidiyor bilmiyorum! Bu hızla büyüyeceğini düşünecek olursam, olursaaammmm, olurrrrsaaaaammmm... Yok yok o hesap kitap işine hiç giresim gelmiyor, zira sonucu beni çok korkutuyor! O yüzden şu anda bile karnımı Arda'dan zor saklarken, doğumdan 2 ay öncesine kadar saklayabilmek, benim beceri alanımda değil maalesef...

Müziğe olan ilgisi son raddesinde.. Her sabah uyanır uyanmaz gitar resitali veriyor bana. Bir de akşamları babası dümbeleği alıyor eline, bizimki de gitarını, getiriyorlar sandalyelerini, bildikleri tüm şarkıları söylüyorlar. İleride pop star falan olursa da; "Daha 3 yaşındayken müziğe adımımı attım, Aha bu da kanıtı!!!" diyebilsin diye, aşağıdaki videoyu da buraya koyuyorum!! :))

video