22 Ekim 2010 Cuma

Öksürük için...

Kreşe başladığımızdan beri hafif şekilde süregelen öksürüğümüz son günlerde kendini artan şiddetiyle gösterdi. Neyse ki ateşimiz çıkmadı hiç ama kullandığımız ilaçlar da öksürüğümüzü kesmeye yetmedi işte.

Özellikle geceleri oğlumu bir türlü uyutmayan geniz akıntısı ve öksürükle mücadelede kaldığım çaresizlik, beni tabir-i caizse "kocakarı" ilaçlarına yönlendirdi. Yok yok öyle ıhlamur, deniz kadayıfı falan değil.. Mert'in annesi Ayça'nın önerisiyle, aslında hiç tasvip etmediğim, işe yarayacağına bir dakika bile inanmadığım bir şeyi, gecenin 2'sinde hala öksürmekten uyuyamayan oğlumda denedim. 2 tatlı kaşığı balın içine az miktarda kara biber döküp, oğlumun sırtına sürdüm. (Bu arada uygulamak isteyenler, aynı anda sırta ve göğüse ASLA sürmeyin) Evet kulağa vıcık vıcık, yapış yapış geliyor değil mi? Çaresizlik insana neler yaptırıyor işte... Bu uygulamayı bulan "kocakarı"nın alnından öpüyorum, zira günlerce kesemediğimiz gece öksürükleri, sırtına karışımı sürdükten 5 dakika sonra bıçak gibi kesildi. İnanılmayacak birşey ama evet, kesildi. Üstelik, atleti balın tüm vıcıklığını emmiş, yapışık hiçbirşey de kalmamıştı sabaha.. Sadece sırtındaki karabiberleri silkelemek düştü bize... Bal cildi güzelleştirirmiş ya zaten, öptüm öptüm bitirdim o sırtı :)


Kreşe başladığından beri oyun kurma, konsantre biçimde oyun oynama konularındaki ilerlememizden her fırsatta bahsediyorum zaten. Artık kusturacak kadar sanırım hatta :) Ama napıyım, bu, Arda gibi kıpır kıpır  bir çocuk için beklentimin çok ötesinde birşeydi. İşte son zamanlarda evde en çok ve en uzun süre oynadığımız oyun da, renkli ahşap küplerden çiftlik yapmak ve oyuncak hayvanlarımıza o çiftliğin içinde yeni hayatlar kurmak. Her akşam en az 3 sefer çiftlikçilik (!!) oynuyoruz. Sonrasında dev gibi bir kule kuruyor ve uyuyoruz. Ve bu ahşap oyuncakları yerden toplamamıza hiç izin vermiyor Arda, ki bu duruma alışmak da benim gibi düzen hastası biri için öyle zor ki...

(Fotoğraf makinasının pilini yeni değiştirdiğimden tarih yanlış..)

Ayrıca oyun hamuruyla oynayışımız da en son seferde tam 70 dakika oldu. Şok şok şok... Artık Arda kesinlikle 2 dakika bile yerinde duramayan bir çocuk değil... Tam 2,5 sene sonra olması gerektiği gibi normal bir çocuk kıvamına geldi. Bu zamana kadar da bizi çok yordu ama sayesinde sabır yetimiz de tavan yaptı. Biz onu eğitirken, o da bizi eğitti çaktırmadan...

13 Ekim 2010 Çarşamba

Cam Fanus

Kreşteki öğretmeni aradı: Arda ve arkadaşları top havuzunda oynarken, çocuklardan birisi "Ben köpeğim, ben köpeğim!!!" diyerek Arda'nın bacağını ısırmış. Çok ağladı mı diye sordum, hayır "hiç acımadı" dediğini söyledi öğretmeni, krem de sürmüşler...  Olabilir böyle şeyler dedim, kreşte de olur, evde de, misafirlikte de, dışarıda da. Haber verdikleri için teşekkür ettim.

Pimpirikli bir anne olmama rağmen, bir çocuğun hiçbir zaman cam fanusta yetiştirilmesine onay vermedim, vermem de. Elbette ısıracaklar bacağını, elbette kavga edecekler birbirleriyle, elbette oyuncakları paylaşamayıp bağıracaklar, yeri geldiğinde oyuncak kavgası, benim-senin kavgası yapacaklar. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenecekler hayatta, daha 1,5-3,5-5,5 yaşında da olsalar.

Nereden geldim bu konuya?? Çocukların cam fanusta yetiştirilmesinden. Elbette bu konuda tek bir doğru yoktur ama eğer bir ebeveyn kendi çocuğunun hiçbir şekilde bu tür davranışlarla karşılaşmasını istemiyorsa, bünyesi bunu kaldıramıyorsa, çocuğunun kendisini nasıl savunması gerektiğini öğrenmesini istemiyorsa, her dakika onu kollayabileceğini, koruyabileceğini sanıyorsa, bu tür kalabalık ortamlara sokmaması gerektiğini düşünüyorum. İşte bu yüzden hiçbir zaman "aaa ne kadar kötü yetiştirmişler çocuklarını, hiç ısırılır mıymış başka bir çocuk!!!" şeklinde düşünmem.

Evet, benim oğlumun bacağında şu anda kırmızı ve kocaman diş izleri var. Ben orada değildim, bundan sonraki dönemlerinde de her saniye yanında olamayacağım. Bunu büyük bir olay haline mi getirmeliyim peki kreşte?? O zaman demezler mi bana, madem gerçek hayatla karşılaşmasını istemiyordunuz, ortama sokmayın çocuğunuzu diye?? Elbette bir anne olarak en doğal hakkım; bir daha daha dikkatli olmalarını ve zamanında müdahale ederek olası daha kötü sonuçları önlemelerini istemek.

Elbette yukarıda yazdığım şekilde telefon alıp da, "siz nasıl benim çocuğumu koruyamazsınız, nasıl bunu engelleyemesiniz...vb" şeklinde tepki verenler de olabilir. Hatta çok yakın bir arkadaşımın kreş değiştirmesine sebep olan bir olaydır bu. Evet belki daha dikkatli olsalardı böyle bir olay olmazdı, ama bu, benim şiddetle, bağıra çağıra, olay kreşte olduysa kreş yönetimine, misafirlikte ya da parkta olduysa zarar veren çocuğun annesine/babasına sert, ters, laf çarptırarark ya da laf çarptırmadan direk kafa göz girmemi doğru mu kılar?? Maalesef ki bir de şu tipte insanlar var; 1,5-2 yaşındaki bir çocuk kendi çocuğuna bu şekilde davrandığında, kocaman yaşına rağmen çocuğun ebeveyniyle değil de direk 2 yaşındaki o çocukla muhatap olup ona avazı çıktığı kadar bağıran ve hatta ittirip kaktıran.. Evet evet bu tarz insanları da bizzat gördüm ben :)

Daha büyük kazalarla karşılaştırmasın Allah... Elbette herkesin kendi çocuğu daha özeldir, daha korunulası, daha emek verilesidir. Kirpi bile yavrusunu pamuğum diye severken...

Çocuklarımız hepimizin gözbebeği, içinde sevgi dolu olan bir anneye/babaya, sadece kendi çocuğu değil her çocuk pamuk gibidir...

6 Ekim 2010 Çarşamba

"ZOO"

Geçtiğimiz haftasonu uyandı, kahvaltısını daha önce bahsettiğim CD’yi izleyerek yaptı. Sonra da “Zoo”ya gidelim diye tutturdu. Baktık hava ne çok sıcak ne de yağmur yağacak, daha önce, Ankara Hayvanat Bahçesi hakkında duyduğum tüm olumsuz cümlelere rağmen, hadi dedik gidelim.


İyi ki de gitmişiz. Uzun zamandır Arda’yı hiç bu kadar çok eğlenirken görmemiştim. CD’de gördüğü çoğu hayvanı canlı olarak gördü, İngilizce anlamlarını söyleyerek bizi şaşırttı, pony ata bindi hiç korkmadı, tavşanlara elleriyle havuç yedirdi, onları sevdi, kuğuları yakalamaya çalıştı, gorilleri ve maymunları şaşkınlıkla izledi, zürafa onunla konuşmadı diye kızdı, oyun parkında oynadı, özenip elma şekeri aldırdı ama ilk yalamada çöpe fırlattı...


Gözlemleyerek öğrenmenin, pratikte görerek akılda tutmanın, teoriğe göre ne kadar kolay olduğunu öğrenmiş bulunduk biz de yeniden. Belki de hayvanat bahçesine gidilebilecek en güzel mevsimde gittik.

Bu arada, kreşte 8. günümüz tamamlandı. Son 6 gün çok zordu benim için, onu kreşe bırakırken. Malum, yine sağ gösterip sol vurdu Arda. Kendimden emin; "oooohhh işte hemencecik alıştı kreşe oğlum" derken, inatlaşmalar, kreş kapısında benden ayrılamamalar baş gösterdi. Beklenen buydu aslında, kreş müdürümüz en başından söylemişti, 3. gün ağlayacak maksimum 2-3 haftada ancak alışır diye. Biz de istatistiklere güvenip bekliyoruz o sürenin dolmasını. Yalnız şunu 1 hafta içinde bariz bir şekilde fark ettik ki; 2 yıldır hep kendi kendine oynamıyor, konsantre olamıyor, 2 dakika içinde sıkılıyor vesveselerimde bir azalma var. Böyle olunca da akşamları evde beraber oynamak daha zevkli hale geliyor.


Sanırım bir çocukla beraber olunabilecek en zevkli döneme girdik... Söylenenleri anlıyor, istemediklerinde itiraz ediyor, kendi karakterinden ipuçları veriyor, seni yönlendirebiliyor, konsantre şekilde oynayabiliyor, hayal gücünü kullanarak yeni oyunlar üretebiliyor, sizi her an yeni cümleleriyle, eşleştirmeleriyle dumura uğratıyor.