30 Eylül 2010 Perşembe

Kreş 1-2-3

Kreşteki 4. günümüzdeyiz. Bir önceki yazımda da dediğim gibi; Arda beni şaşırtmadı uyum konusunda. Hele ki kreşe başladığının ilk günü, benden ayrıldıktan hemen sonra uçurtma şenliğine gitmeleri, orayı daha da çok sevmesine, ertesi günü iple çekmesine vesile oldu.

İlk gün, uçurtma şenliğine gidecek olmaları açıkçası beni biraz tedirgin etmişti. Dahası şenliğe gidecek olmaları değil de kreş sınırları dışına biryere servisle gidecek olmaları diken üstünde bıraktı beni. Ben ki; her konuda bir A, B, C ve hatta Z planı olan bir insanım, servis şoförünün cep telefonunu bile almadan, o kreşe çocuğunu gönderen başka bir aileyle tanışıp onlara ulaşılabilecek bilgileri edinmeden çocuğumu gönderdim yaa, o 2 saatin nasıl geçtiğini tahmin etmek hiç zor değil. Eşim hep der zaten; herşeyi kontrol edemezsin diye. İşte o anlardan biriydi.

Şenlikten dönüş haberi gelince, yemeğinin bir kısmını güzelce yediğini öğrenince, öğlen onu almaya gittiğimde şenlikte neler yaptıklarını heyecanla anlata anlata bitiremeyince, o gün hiç ağlamadığını duyunca kuş oldum uçtum sanki.

Aynı gün eve geldiğimizde hemen Arda’yı çapraz sorguya aldım. Didik didik anlattırdım her şeyi, o da zaten dünden razı bıcır bıcır döküldü!! Serviste ayakta gitmek isteyen yaramaz bir çocuğun olduğuna kadar her şey anlattı.. (Allahım hayatının her döneminde her saniyesini bana böyle anlatsa, çok mu gıcık bir anne ve kaynana olurum???)



Dün öğlen de kreş müdürünün beni cepten araması ve o günkü hal ve vaziyet hakkında beni bilgilendirmesi öyle hoşuma gitti ki. Daha bir güven duydum, daha bir özel hissettim.

Ufak, 3-5 dakikalık ağlayışlar elbette oluyormuş ara sıra... Gerek beni, babasını, bakıcı teyzesini özlediğinden, gerekse yeni bir ortamda kendini yalnız hissedebilecek olmasından kaynaklı.. Ama en azından sabahları istekli gidiyor ve ayrılık sendromumuz olmuyor şimdilik. Hayırlısı…

Bir de uykumuz aylardır o derece kötü ki, zombi şeklinde geziniyorum her gün. Bünyem kuvvetliymiş benim de maşallah. Geceleri defalarca uyanıyor ve beni odasına çağırıyor. O uyuyuncaya kadar yanında yatmazsam tüm ipler kopuyor gecenin bir vakti. Nereye kadar böyle sürecek? Ne zaman bitecek? “Oda-Ayırma-Son” yazısını ne zaman yazabileceğim? Onun yerine pılımı pırtımı toplayıp Arda’nın odasına mı taşınsam diyorum?? En azından uykumu alabilirim. Tükürdüğümü yalamış mı olurum? Oooofff iyi tamam, biraz daha sabır o zaman…

25 Eylül 2010 Cumartesi

Yarım saatte okullu olmaya karar verdik!

Aslında istediğim sadece oyun grubu şeklinde katılabileceği, haftanın 2-3 günü 2-3 saatlik, sırf enerjisini atsın diye, kışın parka bahçeye çıkamayacağı için tüm gün evde sıkılmasın diye göndermek istediğim bir yerdi.

Kreş müdürünün; "oyun grubu şeklinde tavsiye etmiyoruz, hem Arda için hem de benim buradaki çocuklarım için iyi olmaz. Her şey yarım kalır, bir gün gel 2 gün gelme sonra tekrar gel durumu adaptasyon sürecinde ters tepkiler yaratabilir…vb." gibi sözler sarfedecek olmasını daha giderken biliyordum, zira tüm bunları çok mantıklı buluyorum. Yine de şansımı denemek istemiştim. :)

Sonuç olarak… Arda artık yarım gün okullu. Ben şaşkınım. En çok da, hayatımın hiçbir döneminde yapmadığım bir şekilde, en ufak ayrıntıyı didik didik incelemeden aniden karar vermem şaşırtıyor beni. İşin diğer garip yanı da; içim şurada 2 gün kalmış olmasına rağmen gayet müsterih, sanki daha önce 10 tane çocuğumu kreşe vermişim gibi bir rehavet, bir rahatlık… Şimdiye kadar gezmiş olduğum kreşlerdekine inat, içimde buraya ve buradakilere karşı hissettiğim güven mi buna sebep acaba?
Arda’nın tepkisini merak ediyorum çok, aslında tahmin de ediyorum. Zira, bugün kreşe verilmek üzere sağlık raporu almak için gittiğimiz hastanede doktora; "Ben kıyeşe gidebiliiiiiiiyyyy miyim lüyyyyfffteeeenn??" şeklinde kaşlarını Küçük Emrahınkinden daha acınası pozisyona sokarak resmen sağlık raporu dilendi!! Hastaneye giderken korkmasın diye, "Sen hasta değilsin Ardacım, sadece doktor abladan bir kağıt istiycez, seni muayene edecek ve izin verirse kreşe gidebileceksin!" dememin, o kaşların duruşunu bu derece etkileyebileceğini hiç düşünmemiştim!!

Aktif, sosyal bir çocuk Arda. Şimdiye kadar bir yere giderken hiç ondan kaçarcasına evden çıkmadığımdan, hep belli bir saatte geri döneceğimi bilmesinden, ona oyuncak ve mama alabilmek için (!!??!!) işe gitmek zorunda olduğumu bilip bunu kabullenmesinden olsa gerek, gidişlerim problem çıkarmıyor artık. Kreşte de çıkaracağını sanmıyorum. Ona güveniyorum. Orada eğleneceğine, eğlenirken öğreneceğine, zevkle ertesi günü bekleyeceğine, herkese kendini sevdireceğine adım gibi eminim.
Göndermek zorunda değilim aslında, bakıcımız hala tüm gün evde olacak. Peki neden duygulandım şimdi ben?? Okula gidecek kadar büyümüş olması mı, artık çevresinin her koşulda benim kontrol edeMEyeceğim şekilde genişlemesinden dolayı mı kalbimde bir çarpıntı, gözlerimde aksam mı akmasam mı karaktersizliği yaşayan göz yaşları???

Umarım seçmiş olduğum bu kreş de bizi hayal kırıklığına uğratmaz. Umarım birbirlerini çok severler de ilköğretime kadar beraber olurlar... Umarım oğlumun bu hayatın tam da merkezine atacağı ilk adım herkese hayırlı olur.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Çakma Hırsız!!

Geçen hafta cep telefonumun hattını kapattırmak zorunda kaldım. Sorumlusu meğer Ardaymış!! CEPA’daki lunaparka gitmek için evden çıkarken cep telefonumu her zaman yaptığım gibi çantamın gözüne koydum. Lunaparkta fotoğraf çekmek için çantamı açtığımda, fotoğraf çekerken çantayı kapatmamışım, bunu fark eder fark etmez hemen cüzdana baktım, malum lunapark çok kalabalık. Baktım cüzdan yerinde içimden bir oh çektim. Sonra babamı aramam gerekti çantadan telefonumu alırken, orada olmadığını fark ettim. Eyvah dedim, cüzdana ulaşamadılar ama telefon gitti!!

Hemen eşimin telefondan aradık, daha yeni şarj etmiş olmama rağmen telefon kapalı!! Eşim, çalan adam teli kapattı demek ki dedi. Bir yandan karttaki tüm bilgiler, rehberim gitti diye üzülüyorum, bir yandan da amaaannn zaten yeni bir telefon istiyordum bu da bahanem oldu diye seviniyorum. Hatta eşime ben de madem geçen sene sana doğum gününde aldığım cep telefonunun aynısından alıyım dedim; o da aldığım cep telefonunu aslında beğenmediğini, en iyisi kendisininkini bana verip ona yeni bir cep telefonu almayı teklif etti. Eee haliyle bozuldum tabii… Aldığım hediyeyi beğenmemiş ve 1 senedir içinde bunu besliyormuş!!!

(Foto hafta sonu oyun grubu olarak gittiğimiz Çınar'ların hafta sonu evinde. Demir, Emre Jr, Çınar ve Arda)

Eve geldik. Bir 5-10 dakika Arda'nın hiç sesi çıkmadı. Kıllandım, bu çocuktan 5 dakika ses çıkmaması hayra alamet değil bir bakayım içeriye dedim. Bizim odada, hiç kullanmadığım bir çekmecenin önünde, ona verdiğim eski cüzdanımın içine babasının telefonunu sokmaya çalışıyor. Yanına gittim bir baktım babasının telefonunun yanında benim emektar telefon!!! Koleksiyon yapıyormuş meğersem. Lunaparka gitmek için evden çıkmaya saniyeler kala çantamdan alıp zulaya attı demek ki... Hayır üzüldüğüm o aradaki sürede 1 saat telefonda müşteri temsilcisini bekleyip hattımı kapattırmış bulunmam. Birinin çantasına bakmak için hep benden izin isteyen oğlum, benim çantamı karıştırmak için kafadan izin veriyor kendine!!

Bu Arda'nın ilk vukuatı değil. Sonuncu da olmayacak. Zira dün gece net bookumuz en son kendisinin elinde görüldü. O yattıktan sonra eşim internete girmek istedi ama tüm evi aradık taradık, tüm izbe yerlere baktık yok yok yok. En son bir de yatak odasındaki çamaşır çekmecelerine bakıyım dedim. Özenle oraya konup üzerine de 1-2 çamaşır serilerek saklanmaya çalışılmış. Lakin bu sefer de şarj aleti yok. İşte onu dün gece bulamadık. Onu bulmak için Arda'nın sabah uyanmasını bekledim, yerini o söyledi. Salondaki büfenin altında..

(Sağdaki foto Emre'den...)

21 Eylül 2010 Salı

Kreşlere Devam - 3

BALARISI KIDS YUVA

Daha önceki kreşlerle ilgili yazımda da yazmıştım (Kreş adına tık!) lakin o zamanlarda gidip görmemiş, bana aktarılan bilgilere dayanarak ve yapılan yorumlardan derleyip toparladığım bilgileri vermiştim. Bugün bizzat gittim, gezdim, gördüm.

Öncelikle kreş sahibi Sema Hanım çok tatlı, bilgili, güven ve huzur verici bir bayan. Kreşteki çocuklarından bahsederken bile gözleri parlıyor, belli ki onlarla en az aileleri kadar gurur duyuyor.

Kreş Çiğdem Mah.'nde Gökkuşağı Sitesinin içerisinde yer aldığından, oyun parkı yeşillikler içinde, çok güzel. Zaten Sema Hanım tüm yazı kreşte değil de değişik yerleri (Eymir, Mogan, Harikalar Diyarı...vb) gezerek geçirdiklerini söyledi. Kreşte çoklu zeka ve montessori harmanı bir eğitim programı uygulanıyor. 2 yaş, 3-4 yaş, 5-6 yaş sınıfları var. Sınıflar ortalama 11-12 kişiden oluşuyor.

Özellikle kullandıkları eğitici-öğretici-eğlendirici kitapların dev boyutlarda olması dikkatimi çekti. Çocukları olayın/masalın içine sokabilmek için, renkli renkli cıvıl cıvıl kitaplar var. Bunu da karşılıklı soru-cevap şeklinde, sadece kitabı tek kişinin anlatmasına bağlı kalmayarak, çocukları da aktive ederek, olayı yaşamalarını sağlayarak yapıyorlar. Bu çocukların özgüven oluşturması bakımından çok iyi bence.

Uyku için kampetler yerine ahşaptan ama yine yere yakın yataklar kullanılıyor (montessori tarzı). Bu en çok hoşuma giden özellikti, ki çoğu kreşte kampetler var. Yemekhanesi alt katta, oldukça temiz ve en önemlisi hiç koku yok. Yemekleri pişiren bayanın başında bonesi de mevcuttu.

Oyun ablaları çok güleryüzlüydü. Tam öğle arasında gittiğim için çoğu çocuk uyuyor ya da uykuya hazırlanıyordu, öğle uykusu uyumayan çocuklar ise gayet mutlu mesut oyun oynuyorlardı.

Sonuç olarak daha önceki yazımda belirtilen bilgilerin çoğunu gözümle gördüm ve beğendiğim kreşler listesine Balarısını da ekledim.

ROTA ÇOCUKLAR ANAOKULU

3,5 yaşında Nihan’ın ve 18 aylık Elif’in annesi olan Ülkü, Rota Çocuklar Anaokulu’nu gezmiş ve Nurturia’da bu anaokulu hakkında uzunca bilgi vermiş. Kendisinin de iznini alarak yazdıklarını buraya aktarıyorum.

“….Açık sınıf uygulaması çok yerinde olmuş. 3-4 yaş katını gezdik. Her 10 çocuğa bir sınıf açacaklarmış. "atölye" fikri yine kafamdakiydi. Yaşa özel sınıftansa aktiviteye özel oda fikri çok iyi. Her kreşte 3 yaş grubu sınıf, 4 yaş grubu sınıf diye gezdiriliyorum çünkü. Bir de ayrıca oyun salonları, sinema salonları falan oluyor. Ama burada her konsept için ayrı bir oda oluşturulmuş: Kukla atölyesi, günlük hayatı canlandırma atölyesi, resim atölyesi, vücudumuz-sağlık atölyesi, lego atölyesi, vs. oyuncak çeşitliliği çok fazla ve hem oyuncak hem çocuk mobilyalarının malzemesi çok iyi. Zaten odalar baştan aşağı ahşap, mobilyalar da öyle. Hayalimde olup da alamadığım bütün oyuncaklar ve fazlası ordaydı. çocukların bir de gerçek küçük bir mutfakları vardı, beraber kek falan pişirmek için.

Yemekhaneyi gezdik, sanayi tipi ocaklar, bulaşık makineleri, sterilizayon makineleri. kirliler ayrı yere geliyor, yemekler başka yerde pişiyor, birbirine karışmıyor. yemekler tabak asansörüyle çocukların yemek yiyeceği yere çıkıyor.

Doktor odası ve reviri de gördüm. Malik bey gerçek bir muayene odasına cevirmiş. Revir odasında da fazla sayıda oyuncak var, hasta çocukların günlük eğitimlerine devam etmeleri için gereken herşey var.

Bahçede ise iki şeye bayıldım: 1) Kum havuzu, kumları döküp aktararak oynayacakları "parlak" düzenekler yapmışlar. 2) Toprağın dışarıdan göründüğü bölmeler yapmışlar. Çocuklar sebze yetişirken ne şekilde toprağa tutunduğunu, toprağın içinde nasıl büyüdüğünü göreceklermiş.. Bir de en son bahçede "çamaşır yıkama" aktivitesi yapmışlar, leğenlerde çamaşır yıkayıp mandalla asmışlar.

Ayda ortalama 6 tane gezileri olacakmış, bunların hepsi ücretsiz. Doktor beyin muayeneleri de ücretsiz.

Bir de minyatür cadde var. Minyatür banka, terzi, kuaför, market, .., bir sokakta olan dükkanların minyatürü. Bunları ayrıntılarıyla yapmışlar. Opsiyonel ders yok, görecekleri bütün özel dersler de ücrete dahil (ingilizce, fotoğrafçılık, müzik, vs. ). Psikolog her gün her sınıfa yarımşar saat girip (ne kadar uygulanabilir bilmiyorum gerçi) çocukları gözlemleyecekmiş.
Rota Çocuklar'ın eksileri: Dik merdivenleri ve bahçesinin küçüklüğü...."

14 Eylül 2010 Salı

Bayram

Hep derim; bayramların amacı uzun zamandır göremediğimiz akrabalarımızla, arkadaşlarımızla buluşmak içindir, böylelikle aradaki bağların kopmaması sağlanır diye. İşte bu sefer de öyle yaptık. Hatta bu sefer Eskişehir'den Arda'nın babaannesi ve dedesi bize gelip, hep beraber Karabük'e anneannesi ve dedesine gittik..

Eee bizim gibi gurbette yaşayanlar için, hem anneanne hem babaannenin aynı an ve mekanda bulunması, bayram öncesinde beni ve eşimi sinema, cafe, bar, arkadaşlar, gezme, tozma...vb gibi hayallere itmiş olsa da, dedeler ve anneanne-babaanne dörtlüsü bizim bücürün hakkından gelemedi! Bazılarını 13 yıldır görmediğim lise arkadaşlarımla, muhteşem bir Safranbolu havasında, arkadan gümbür gümbür çalan müzikli bir cafe-barda, sadece 1 saat kadar görüşebildik. Sonrası.. Arda'nın uyanması ve biz eve dönene kadar susturulamaması... İnatçıdır benim oğlum.. Üstüne eve geldiğimizde de papara yedik bizim bücürden! Neden onu bırakıp gitmişiz??? Gelmiycez sanmış, çok üzülmüş...
Hayallerim ve ben bir yana, bayramların güzelliği diğer yana.. Kalabalık ailemizle görüştük, özlem giderdik, Arda el öperek ilk harçlıklarını aldı. 12 Dev Adam'a sevindik, Arda sandığa giderek benim adıma ilk oyunu kullandı. Güzeldi işte.. Bir de bayram sonrasında ben grip olmasaydım..

Bir de hep derim ya, bu yaramazlar sağ gösterip sol vururlar diye…Kendi kendime nazar ettim biliyorum. 4 gündür Arda uykusunda birer kez kaçırmaya başladı çişini. Hiç geri dönüş yaşamayız sanmıştım. Dahası o derece kolay öğrenmişti ki.. Çok yoruluyor son zamanlarda ve önceden olduğu gibi uyanamıyor tuvaleti geldiğinde. Sorun da buradan kaynaklanıyor galiba. Başka bir tezim de geceleri üşümesi, çünkü havaların soğumasına ikimiz de alışamadık, hala incecik atlet şortlarla ve üzerimizde birşey olmadan yatıyoruz. Geceleri problem değil, son 1 aydır hiç gece uyandırmıyordum, tutabiliyordu ama tekrar geceleri ben yatarken uyandırıp tuvaletini yaptırıyorum ve sonrasında yine kuru kalkıyoruz ama sorun öğle uykularında. Ki öğle uykusunda zaten sadece 1,5-2 saat uyuyor, bunda da 45. dakikada uyandırıp çişe mi tutmalıyım bilemedim. Uyandığında sorduğumuzda da; "ben farketmedim yapmış mıyım diyor!" Ailemizin çocuk gelişim uzmanı Sermin, erkek çocuklarda geri dönüşün çok daha fazla olduğunu, bu süreçte görmezden gelmemiz gerektiğini söyledi. İçimden oflaya puflaya görmezden geliyorum ben de..

(Foto, bayramdan önce Nilsu ve annesi Özlemle gittiğimiz ODTÜ Vişnelik'ten...)
Oda ayırma mevzuumuz da aşırı sıcaklar ve Arda'nın odasında bu sıcaklar nedeniyle asla durulamayacak olmasından dolayı bir müddet sekteye uğramıştı. Bayramdan hemen sonra, yani 3 gündür, havaların serinlemesiyle odamızı tekrar ayırdık. Geceleri 3-4 kez uyanıyor ve beni yanına çağırıyor, o uyuyana kadar odasında bekliyorum. Kendi kendine uyuma konusunda da evet artık ayakta sallamıyorum. Ayakta sallarken maksimum 10 dakikada uyuyan çocuk, artık sallanmadan ama beni de odadan göndermeyerek 45 dakikada uyuyor!! Aklımı seveyim... Bazı zamanlarda "Oğlum bu gece sallıyım seni hadi, öyle daha güzel rüya görürsün", "Ardacım bu gece sallanarak uyur musun, deden öyle uyumanı istedi!!!"... vb gibi saçma sapan cümlelerle iknaya çalışıyorum ama çoğunda da başarılı olamıyorum maalesef.  Durduk yere, kendi kendine uyuma konusunda kendime iş çıkardım ona kızıyorum, salla işte ne var??!!??

(Foto: Emre'den... Bayramdan önce iftara gittiğimiz Emre Jr'lerde.. Kimler mi vardı? Demir, Çınar, Emre Jr ve Arda..)

3 Eylül 2010 Cuma

2. Dil

Anadolu lisesinin hazırlığında İngilizce öğrenmeye başladım.Üniversite mezuniyetine kadar da aldığım tüm dersler sadece İngilizce verildi. İş hayatımda çok sık ihtiyacım olmadı İngilizceye ama o kadar işlemiş ki artık unutulmuyor, sadece telaffuz biraz tarzanca oluyor o kadar.

3-5 yıl yurt dışında yaşamış olsaydık kesinlikle doğumdan itibaren Türkçe ve İngilizce konuşur, iki dili de öğretirdim oğluma, ama daha küçükken yanlış yapılan telaffuzları ileride düzeltmenin ne kadar zor olacağını tahmin ettiğimden cesaret edemedim. Bunun yanında eşimle beraber, Arda’dan gizli saklı yapmamız gereken konuşmaları da, Arda’nın kulaklarını dikip bizi çaktırmadan dinlemesinden ve bu duyduklarını ileride aleyhimize delil olarak kullanmasından dolayı, İngilizce olarak yapmamız işimize geliyordu.

Ne zamandır aklımdaydı 2,5 yaş gibi ufak ufak ingilizceye girmek. En azından kulak dolgunluğu olması açısından önemli bence. Ufak bir araştırmadan sonra Action English’in 3-7 yaş arası VCD/DVD lerini buldum. Set halinde de satılıyor ama ben öncelikle deneme amaçlı 2 adet VCD aldım. Action English Tatilde ve Action English Hayvanat Bahçesinde.

2 gündür sabah ve akşamları, artık Caillou yerine yarım saat ya da 40 dakika kadar Action English Tatilde’yi izliyoruz. İlk 1-2 ay sadece Tatilde CD sini izleyeceğiz. Hepsinde beraber izliyoruz elbette, aralarda kelimeleri ve cümleleri tekrar ediyoruz çünkü. 2 günde bile 2 kelime öğrendi Arda. Tahminimizden çok çabuk kapıyorlar her şeyi. Ayrıca VCD içeriği de hoşuma gitti. Eğlenceli ve öğretici. Başta çizgi film tarzında başlıyor, sonra aynı çizgi filmi gerçek çocuklarla ve büyük çizgi film kostümlü oyuncularla canlandırıyorlar. Ses kalitesi çok çok hoşuma gitmese de, cümleleri tane tane ve 2-3'er kez söylemeleri, olayı pekiştiriyor.

Belki bu yaptığım çok amatörce. Daha profesyonelini seneye başlayacağı kreşe bırakıyorum ama o zamana kadar ne öğrense kârdır. Hayır arada ben de pratik yapıyorum ya, bir taşla iki kuş... :)