31 Ağustos 2010 Salı

Ah İstanbul İstanbul Olalı...

30 Ağustos'un resmi tatil olmasından faydalanarak ne zamandır gitmek istediğimiz İstanbul'da aldık soluğu. Hamiş ablamı da, yeğenimi de çok özlemiştim zira.. Arda için de çok güzel bir 3 gün oldu bu. Yeğeni Bora ile öyle güzel oynadılar ki, Ankara'ya dönüşümüz en çok da Arda ve Bora için zor oldu.


Gitmişken liseden birkaç arkadaşım ile de buluşmaya fırsat buldum. Üniversite sınavı sonrasında herkes İstanbul'a gitmişken, ben Ankara'ya gelmiş ve çoktan yollarımız ayrılmıştı. Keşke herbirine ulaşabilseydik de daha geniş bir buluşma olsaydı.. İstanbul'da bir sürü akrabamız olup, vakit sınırlı olunca da sadece eşimin halasını ve halasının kızlarını ziyaret edebildik.


Gündüzleri çok sıcaktı İstanbul. Yanımızda da bir hamiş olunca sıcakları genellikle kapalı mekanlarda geçirdik. Şansımıza 30 Ağustos sabahı hava biraz bulutlu olunca, soluğu Ortaköy'de aldık. Lezzeti pek iyi olmayan ama manzara ve keyif açısından herşeye bedel bir kahvaltıdan ve Arda'yı da kolluksuz burada yüzülmez diye ikna edebildikten sonra, sabahın o erken vakitlerinde tenha olan Ortaköy sokaklarında koşturduk.


Vapur turu yapmayı öyle çok istiyordu ki Arda... Maalesef saat 14:00'ten sonra başlıyormuş seferler. Çok üzüldü Arda vapur giderken insanlara el sallayamadığı için, bir dahaki sefere söz dedik, son ana bırakmıycaz özür dileriz dedik, oradaki vapurlardan birine bindirdik az da olsa gönlü olsun diye ama halen daha "gemiye binemedim ben" diyor ağlamaklı :(



Dönüş yolumuz yine uzuuun saatler aldı. Yahu bir çocuğun hiç durmaksızın konuşabilme süresi maksimum ne kadardır ki? 5 saatlik yolu tuvaletti, suydu, sıkıldımdı, terledimdi derken 7,5 saatte tamamladığımızda, 7 saat boyunca bir çocuğun o tiz sesini duymaktan mütevellit kafamız kazan gibi indik arabadan! Son yarım saatte uyuyakalmıştı neyse ki de, baş ağrım henüz pik yapmadan, dilimde de ancak bitmeye yakın tüy kalmışken biraz sessizlik oldu arabada.


Velhasıl, İstanbul çok çok güzel bir memleket. Hem tarih kokuyor, hem modernlik. Ama BENCE yaşanılacak bir yer değil. Beni hep korkutmuştur. Benim gibi planlı, programlı, düzenden hoşlanan biri için sadece gezilecek bir yer olarak kalsa çok daha iyi.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Sanki...

Daha da mı kolaylaşıyor biryerlere gitmek çocuklar büyüdükçe? Ya evet, ya da ben o şanslı kullardanım. 2,5 yıldır yaptığımız en güzel tatildi bu sefer ki. Artık mantıklı açıklamalar yaptığımızda söz dinlemesi mi, bazı şeyleri kendi başına halledebiliyor olması mı kolaylaştırıyor acaba?



2,5 senedir gittiğimiz otele gitmeye karar verdik yine, hep memnunduk bu sefer daha da memnun ayrıldık. Çünkü Arda'nın yaşı itibariyle geçen yıllarda otelin kullanamadığımız aktivitelerini bu sene, sonuna kadar kullandık, hiçbirşeyden eksik kalmadık. İşimize de geldi bu açıkçası, o kadar yoruluyordu ki Arda, mama sandalyesinde ağzında lokma varken uyuyakaldığı bile oldu!


Uykuyu çok da sevmeyen Arda, her sabah yine horozlarla beraber uyandı, biz de elbette.. Turist çocuklarının yemeklerini kendilerinin yemeleri beni bu sene de gaza getirmiş ve üstüne herpes virüsünden dolayı Arda'nın 10 gün tamamen aç kalıp yaşayabildiğini görmek de bana cesaret vermiş olmalı ki, turistler kadar rahat olmasam da bu sene yemek yememesini hiç dert etmedim, 2 gün sonunda Arda acıktığında acıktım diyip kendi yemeye başladı :) Şu kesinlikle çok doğru ki, sen stres olmazsan çocuk da stres olmaz... "Yemeyecek misin Arda, sen bilirsin, o zaman akşam 4'teki kek saatine kadar bir şey yiyemezsin.. Bilmiş ol.." cümlesi ne kadar gaddarca gelse de, bu tatilde bizim işimize çok yaradı. Hatta Ankara'da da artık aynısını uygulamaya kararlıyım, hastalık durumlarında hariç!!



Kahvaltı sonrası otelin bilimum kaydıraklarına ve havuzlarına attık kendimizi. Çocuklar için düşünülmüş öyle çok eğlence mekanları vardı ki, Arda önde biz arkada o nereye isterse oraya gittik, ne yapmak isterse onu yaptık. Bu bizden çok onun tatili oldu, en çok eğlenen, en değişik şeyler yaşayan, gören hep o oldu ve elbette en çok anlatacak şeyi olan da… Meşhur havuz sefamızın bir kısmı da şöyleydi işte...



Arada ben de faydalandım elbette, mesela şu kocaman kaydıraklardan hep korkmuşumdur, belki de suyu çok sevmediğimden, ama Arda tutturunca kaycam diye, sayesinden ben de belki de hayatımda ilk kez bu kadar çok kez kaydım ve eğlendim. Arda mı?? Ohoooo…. Her bir kaydıraktan en az 35-40 sefer kaydı, hepsine kendisi merdivenlerden çıktı, sonuçta yorgunluktan öğle uykusu 2,5 ila 3,5 saat arasında değişen sürelerde oldu.. Böylece günün en sıcak saatleri olan 13:00- 16:00 arasını da onu dışarı çıkmaksızın oyalamaya gerek kalmadan atlattık.


Uyandıktan sonra hemen kendimizi denize ve o altın kumlara bıraktık. Denize, havuza, suya doyduğundan olsa gerek, İnkumu’ndaki gibi bodoslama dalmadı denize bu sefer. Daha çok incecik kumlarla oynadı, kumdan kaleler yaptı, üzeri kum olunca dizine kadar denize girip üzerini temizledi, eğlendi de eğlendi… Akşamları mini diskoda şahane dans gösterileri sundu bize, orada da öyle yoruldu ki, akşam 21.30 gibi pusetinde uyuyakaldı ve bize de beraber gittiğimiz aile dostlarımızla sohbet etme fırsatı tanıdı.


Tatile kafa dengi arkadaşlarla gitmek kadar akıllıcası yok bence. Hele bir de onların da sizinkiyle yaşıt çocukları varsa… Geçen sene ki gibi.. Arda'nın Ankara'da en sık görüştüğü arkadaşlarından birileri olan Efe ve Kaan ile de çok güzel paylaşımlar içerisinde olması keyfimize keyif kattı..



Hiç bitmesin istemiştik ama her şeyi tadında bırakmak gerek değil mi? Bu yazıyı da olduğu gibi…

Dip: 2,5 yılı devirdik hep beraber.. Hastalıkla, sağlıkla, üzüntüyle, mutlulukla.... Ama hepsi ayrı güzeldi oğlumuzla beraber olunca... Sarı şekerim, beni tam 2,5 yıl önce anne yaptığın için teşekkürler..

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Bu günleri de görecek miydim!!??!!

Kendime Kasım ayında başlamak üzere koyduğum; Arda'yı tek başına, sallamadan uyutmaya alıştırma hedefim, ilginç bir şekilde tam tatilimize 1 kala bugün Arda'nın "ben artık abi oldum, beni sallama kendim uyuuuucam" demesiyle ve benim de "Peki tamam ama uyumazsan yine sallarım çünkü bu henüz abi olamadığını gösterir" diyerek onu tahrik etmemle, bugün başlamış oldu. Yani sanırım olmuştur. Çünkü devamı gelir mi bilmiyorum çünkü Kasım ayına kadar istediği zaman yine sallarım, çünkü o zamana kadar ona bu hakkı vermiştim ve bunu onun elinden 3 ay öncesinde almak ona haksızlık olur. Verilmiş haklar geri alınmaz ne de olsa!!!

Bu kendi kendine uyuma nereden çıktı diye düşünürken, 2 gün önce Caillou izlerken, Caillou'nun uykuya gittiği bölümde "Bak Caillou büyük abi olduğu için onu annesi sallamıyor, kendi kendine uyuyor o" dememin mi bu duruma neden olduğunu bilmiyorum ama bence etkisi var. Bunun yanı sıra, uzun zamandır herşeyi "ben, KENDİM yapıcam" davranışları mevcut olduğu için ve son günlerde de bunun abartıya kaçmasının da etkisi olduğunu düşünüyorum.
Mesela, tuvaletini artık canı istediğinde lazımlığa yapıyor, istediğinde klozete. Ama hepsinde de başından sonuna kadar kendisi yapıyor, benim ona hiçbir şekilde dokunmama izin vermiyor. Klozete adaptörünü koyduktan sonra, basamak olmadığı halde, biryerlere tutunup tırmanarak ve düşmesin diye ona dokunduğum anda cırlayarak ve gerisin geri tekrar aşağı inip herşeye baştan başlayarak, ayakkabısını giydirdiğimde yine ağlayarak, gerisin geri çıkarıp tekrar baştan kendisi giyerek, aynı şekilde kıyafetlerini giyerken de benzer davranışı göstererek, bana abi olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. :)

Bütün bunları sakinlikle karşılıyorum(z), çünkü bizim yapmamıza göre biraz daha vakit harcansa da, kendi kendine birşeyleri başarması ve bundan acaip keyif alması, motivasyonunu daha da artırıyor. Bu şekilde de çocukların daha çabuk öğrenip, kendine daha güvenli olduklarını düşünüyorum. Bol bol yaaa sabır çekerek de sakinlikle ve suratımda aptal bir gülümsemeyle oğlumu "aferim benim oğlum abi olmuş da kendisi başarıyor"larla destekliyorum.
Arda gün içinde toplam maksimum 2 saat televizyon izliyor. Sabahları kahvaltı yaparken bir de akşamları akşam yemeği yerken Caillou (ortalama 35-40 dk) izliyoruz. Zaten akşamları da 21:00 veya en geç 21:30 gibi uyuyor. Rutini çoğu zaman değişmiyor. Bu zaman diliminde de izlediği Caillou'nun pozitif etkilerini çokça gördüğümü düşünüyorum. Gerek konuşmasının hızlanması, gerek ordan elde ettiği çıkarımlar bizi olumlu yönde etkiliyor. Bunun yanında bir seferinde ona haklı olarak kızdığımda; "Ama Kayyunun anneşi ona hiç kızmıyoo" diyip, şöyle bir olduğum yerde kala kalmış olsam da, bu tür yan etkiler, ana etkilerin yanında önemsenmeyecek kadar küçük bence :) Evet kıyaslamak kötü belki ama ben de biraz empatiyi öğretmek adına, "Sen de Caillou gibi uslu olursan ben de sana kızmam" dedim!! :)

5 Ağustos 2010 Perşembe

Beyza

Evimizin yandaki apartmanda apartman görevlisinin kızı var ilkokul 3’e gidiyor, Beyza. Aynı apartmanda oturan Kaan adında bir çocuk daha var, o da 5 yaşında. Her akşam sözleşmişler Ardayla, saat 16:30 da Beyzaların bahçede buluşuyorlar. Bir güzel oynuyorlarmış bakıcının söylemesi. Aralarında en küçük o, bıdıcık boyuyla herşeye atlıyor, o yönetiyor grubu diyor bakıcı teyzemiz. Dediklerini yapmayınca da sinirlenip kızıyormuş arkadaşlarına. Geçen gün de Beyza’nın sandalyesini istemiş, Beyza vermiş, sonra dakikalarca sandalyeyi Kaan'a kaptırmamak için kalkmamış sandalyeden, bu sefer de Beyza küsüp eve girmiş. Her akşam böyle 1,5-2 saat dışarıda oynuyor büyüklerle. Sabah da uyandı ben Beyzayı özledim, Beyzaya gidelim onu çok seviyorum ben diyor. Daha bana seni çok seviyorum demeden!!

Ben işteyken de bir hayatının olması, Beyza'yı, Kaan’ı hiç tanımıyor oluşum, tedirgin ediyor beni. Ya da bakıcıyı kıskanıyorum desem daha doğru olur. :((( Hakim olamadığım, benim dışımda birşeyler oluyor oğlumun hayatında, ben müdahale edemiyorum. Etsem, akşam dışarı çıkma desem, biliyorum bana küsecek… Her oğlan annesinin içinde gizli bir kaynanalık yatıyor galiba… Ben öyle olmak istemiyorum, kendi kayınvalidemden kaynanalık görmediğim için olsa gerek, gelinime ileride kaynanalık yapmam derim hep ama kıskanıyorum oğlumu herkesten... Engel olamıyorum...

10 gün sonra tatile çıkacağız, tam bel ve sırt ağrılarım için gittiğim fizik tedavimin bittiği günün ertesinde. Evet evet o bel ve sırt ağrılarım da, geçen ayki tatilimizde Arda’yı denizin dalgalarından korumak için günde 1000 kez hoplatmaktan kalan ağrılar…Fizik tedavi iyi geliyor mu peki?? Keşke gelseydi ama psikolojik yararın dışında pek bir etkisini göremedim henüz. Zira 55 dakika boyunca zaten 40 derece olan Ankara’nın sıcağında, belimde 60 derecelik sıcak su torbasıyla sucuk gibi bitirsem de tedaviyi, kitap okuyabilmek için aylardır bulamadığım fırsatı yakaladığım için de seviniyorum.

Beslediğimiz su kaplumbağalarını nihayet aldığım pet shop'a geri verdim. Yemleri bitmişti, ben onlara bakmaktan sıkılmıştım, kaplumbağalar her su değişiminde Arda'nın ellerinde işkenceye maruz kalmaktan bunalmışlardı falan filan derken, herkes huzura kavuştu nihayet... Arda ertesi sabah sorduğunda da, kaplumbağalar tatile gitmişler oğlum dedim. Ben yalancı mıyım??!!??

Arda, Caillou'nun bölümlerinden biri olan "Kayan Yıldızlar"ı hiç sevmiyor. Günde 2 sefer izliyor 6'şar bölüm, sabah kahvaltı yaparken ve akşam yemek yerken. Her seferinde açarken; "Nütfen bana kayan yıldızlayı açma anne, sevmiyom onu" diyor. En favori bölümü ise bu aralar "Küçük Kuş" ve "Kayıp Köpek".

Bu aralar yazacak birşey bulamıyorum bloğa, yazmak istiyorum ama bulamıyorum işte.. Foto da yok elimde zaten. Bu yüzden de konudan konuya atlıyorum minik notlar şeklinde.

Canım piknik yapmak istedi. Bu sene hiç yapamadık…