27 Temmuz 2010 Salı

Aklıma Estiği Gibi Yazdım Bu Sefer...

Hani yeni doğmuş ya da kolikli bebekleri arabada gezdirerek uyuturlar yaa anneler-babalar, işte biz hiç öyle olamadık. Bir türlü arabanın arka koltuğunu sevemedi Arda. Totosunda pireler uçuştuğundan olsa gerek, hiçbir koltukta olmadığı gibi araba koltuğunda da o toto ve koltuk buluşması 10 dakikadan fazla süremedi. Sürdüğünde genelde cıyak cıyak ya da vıyak vıyak tamamladık araba gezilerini. Arabanın arka koltuğunun oyuncak dükkanından farksız olmasının nedeni de bu zaten, oyalama amaçlı.

İşte tam da bu sebepledir ki mesela yaz tatiline ya da 1 saatten uzun sürecek yola giderken, yolculuğu hep uyku saatine denk getirmeye çalışmam. Yoksa o yolculuk zehir olur bize. İşte tüm bunlara rağmen, 29 ayımızın bitiminde arabada artık ön koltuğa yatay hatta diklemesine geçiş yapmış bulunmaktayım. Elbette bu sadece Ankara içi yolculuklarda. Ohooo şehirlerarası yolculuklarda ön koltukta olmayı hayal bile edemiyorum.

Yalnız şu da var ve halen daha bunun nedenini çözmüş değilim, eğer arabayı ben kullanıyorsam ve yalnızsak, bu vız vızlık durumu bahsettiğim şekil kadar kötü olmuyor. Yine de bazen onu oyalamak için hikayeler anlattığım oluyor aynı anda araba kullanırken ama sessiz kaldığımda da çok problem çıkarmıyor. En azından bana karşı.

“En azından bana karşı” demişken de; zaten bu aralar özellikle dikkatimi çekiyor; Arda benim sözümü dinliyor. Yasakladığım şeyleri yapmıyor mesela. Ya da izin vermeyebileceğim şeyler için bana bakıp, “yapıyım mı??” şeklinde izin alıyor, soruyor, tepkimi ölçüyor. Ama bunları babasına yapmıyor mesela. Ya da babası/teyzesi/başkaları şunu yapma, bunu etme gibi şeyler söylediklerinde onları dinlemiyor ama anne bunu yapmana izin vermez dediklerinde ya da annen bunu böyle yapmanı istedi dediklerinde aynen uyguluyor. Benden çekindiği için mi acaba bu? Ya da tutarlı olduğum için, yapıcam dediğimde gerçekten yaptığım ve onu hiç kandırmadığım için mi bilmiyorum ama bir çocuğun çekindiği biri mutlaka olmalı diye düşünüyorum.

Evet evin kötü polisi benim maalesef, belki de eşimin asla kızamayacak yapıda olmasından ve bendeki kızma potansiyelinin varlığından :) Ben ne kadar kuralcıysam, eşim o kadar geniş. Ben ne kadar planlı programlıysam, eşim o kadar rahat. Zıt kutuplar birbirini çeker misali.. Arda da çözdü artık bizi. Çözmeye başladıkça da kolaylaşıyor sanki her şey. Tamam kabul ediyorum; Arda çok zor bir çocuk, çok hareketli, çok yaramaz ama en azından laftan sözden anlıyor ya aslından önemli olan da bu sanırım. Ne yapsın çocuk, içindeki enerjiyi atması gerek, en azından şımarıkça yapmıyor bunu.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Havuz

1 sene aradan sonra yine bir cesaret Ankara’nın kuru sıcağında biraz olsun serinlemek için Ayçalarla beraber havuz sefası yaptık. Sabahın 10’undan akşamın 6’sına kadar havuzdan hiç çıkmayan Arda ve Demir, suratlarında kocaman bir gülümsemeyle ne kadar mutlu ve bize ne kadar minnettar olduklarını gösterir gibiydiler.


Arda’nın küçüklüğünden beri seste ve dışarıda her ortamda uyumaya alışmış olması yine işime yaradı, bazı harici ve dahili bedhahlara rağmen şezlongda 1,5 saat kadar uyuyarak bize de dinlenmemiz için zaman tanıyan oğluşum, uyandıktan sonra da yemeğini güzelce yiyerek, çocukların ailelerini denize nazaran havuzda daha rahat ettirdiklerinin kanıtı oldu. Gerçi yemeği yine tehdit (bazıları buna anlaşma diyor) yoluyla yedirdim, yemeğini yemezsen buradaki ablalar havuza girmene izin vermeyecek şeklinde ama anlaşma anlaşmadır!! Keşke Demir de gündüz uykusunu güzel alabilseydi ama yarım saatçik uykuyla yine de iyi dayandı bebeğim.

İnkumu’nda denizin dalgası ve deniz dibi derinliğinin sabit ve düzgün olmaması (İnkumu’nun hemen derinleşen ve sonradan yine sığlaşan bir denizi var) beni perişan etmişti. Çocuk havuzunda bir çocuğu zaptetmek kolaymış ya da ben en zorunu gördüğüm için bana kolay geldi. (Bu arada bel ve sırt ağrılarım logaritmik bir şekilde artıyor!)

Çok fotoğraf çekemedik, çünkü tesis içinde fotoğraf çekmek yasaktı. Biz de uyarı alana kadar çekebildiklerimizle kaldık :)

Bu sefanın sonu yine cefa olmasın diye sürekli dualar okudum içimden. Sakınılan göze çöp batar misali gece saat başı ateşine baktım Arda'nın. Gecenin 1’ine kadar her şey yolunda giderken, sonrasında bingo!... Viral enfeksiyon olduğunu zannetmiyorum, daha çok güneş çarpması gibi geliyor bana ama bunu da zaman gösterecek.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Kökü Sende Değil mi?

Evet evet fotolardan da anlaşılacağı üzere nihayet muradıma erdim ve Arda'nın saçlarını kestirdim(k). Yok yok eşimi scrabble da yendiğim için yapılan bir kesim değildi, ha son zamanlarda sürekli yeniyorum o ayrı ama bu sefer eşim kendisi istedi kestirmeyi, oğlanın ensesi tatilde sürekli terden isilik olunca...

Bundan önce aldığım 2 adet güneş gözlüğünü ilk 10 dakika içinde kırmıştı. Tatilde çocuklarda görüp yine istemişti ama "sen hep kırıyorsun bir daha almam" diyordum. Ankara'ya dönünce mothercare'de indirime girmiş, aldım, ona verirken de "sakın bunu kırma, hiç paramız kalmadı başka alamam!" dedim. Artık eve misafir geldiğinde ilk işi gözlüğünü çekmecesine saklamak; misafirlerin çocukları alır da kırar diye!!


Tuvalet olayında başından beri "Benim çok kakam var!" diye haber veriyordu. Hiç üzerine düşmedim kaka yerine tuvalet ya da çiş demesi konusunda. Geç kalmaya başlıyorum sanırım, işe el atsam iyi olacak, kulağa hiç de cici gelmiyor zira... Bir de tuvaletini bitirince; "Benim çok kakam bitti!" diyor! :) Bu kısmı ise düzeltmeyi hiç düşünmüyorum, her seferinde çok sevimli geliyor bana ve gülüyorum :))

Tatilde aynı odada ve hatta bazen aynı yatakta uyuduğumuz için, oda ayırma mevzumuzun başa döneceğinden korkuyordum. Öyle olmadı ama hala daha geceleri çok uyanıyor ve bazı geceler de yanımıza geliyor. Ben de odasına geri göndermiyorum. Uyusun yanımda kuzucuk, ben çok keyif alıyorum...

Geçen sene Ağustos ayında havuzdan kaptığımız mikroptan dolayı 10 gün hastanede yatmıştık, sancılı bir süreçti bizim için. Bir daha asla havuza sokmam demiştim, o günden sonra da sokmadım. Ama Ankara'nın kuru sıcağında, hazır havuzu olan üye olduğumuz bir merkez de varken, tükürdüğümü yalasam mı diyorum??!!?? Hele ki kolluklarla cup cup kendileri yüzen bebeleri okudukça bloglarda, özeniyorum. Hasta olur mu ki yine??

Birkaç gündür akülü traktörüyle bizim kapının önüne indiriyor babası. İlk kullanışı felaketti, kaldırımlara çarpıp kikir kikir gülüyordu. Gittikçe direksiyon hakimiyeti iyileşti ama hala daha kıvama gelmedi. Geçenlerde CEPA'daki lunaparkta çarpışan otolara binmiştik ve arabaların üzerine üzerine sürmüştük bilinçli olarak, sanırım çocuk doğru kullanmanın o şekilde olacağı sonucunu çıkardı. Şimdi doğrusunun bu olmadığını gel de anlat!!!


Konuşması çok hızlandı, hiç duraksamadan, eee, aaa demeden telaffuz edebildiği kadar konuşuyor. Bazen bu hıza yetişemiyoruz ama...Daha, önceki kelimeyi çözemeden ardarda kelimeleri sıraya dizince, aradan anlayabildiğimiz kelimelerle puzzle tamamlıyoruz! Bir de konuşurken, yüz mimikleri, kaş-göz hareketleri, dudak şekillendirmeleri var ki, benzer mimiklerle ona cevap vermezsem kendimi suçlu hissediyorum :)

Aylar önce aldığımız su kaplumbağaları, Arda'ya rağmen hala sağlıklı bir şekilde yaşamaya devam ediyorlar.. Gerçi ben de gözüm gibi bakıyorum onlara, her gün sabah güneşleniyorlar, vitaminleri, yemleri belli saatlerde, onlara da rutin oluşturdum. Pet shop sahibi 2 günde bir suyunu temizlemelisiniz, yoksa gözleri mikrop kapar iltihaplanır dedikten sonra, 2 günde bir değil her gün değiştiriyorum sularını. İşte bu su değiştirme zamanlarında da Arda kaplumbağaları eline alıp ters çeviriyor, kaplumbağalar dönmek için debelenirken de "dokunma anne onlay kendileyi dönüyooo" diyor!! Sanırım pet shop'a iade edeceğim kaplumbağaları, bu sorumluluk ağır gelmeye başladı bana :)

Herşeyde ben yapıcam inadı son sürat devam etmekte. Bir yandan hoşuma gidiyor bu kadar azimli olması ve kendi başına birşeyleri halledebiliyor olması. Kendine güveni de artıyor bu şekilde ama bazen evden dışarı çıkmamız saatleri bulabiliyor tüm kıyafetlerini ve ayakkabısını kendisinin giymesini beklerken... Bol bol yaaaa sabır çekmelerdeyim yani bu ara...

8 Temmuz 2010 Perşembe

Tatilde miyiz neyiz???

İnkumu’ndayız. Aslında internet bağlantısı problem değil burada, problem; hiç vakit bulamamam. Pestilim çıkmış vaziyette ama keyif alıyorum burada olmaktan da.. Yaban bir çelişki biliyorum, zira tatilde insanlar dinlenir daha çok, hem fiziksel hem kimyasal olarak, ben fiziksel olarak çökmüşleri oynuyorum.. Babamız işleri yoğun olduğu için sadece 3 gün katılabildi bize, biz bir anne bir anneanne ve bir dede, 90 küsur cm lik bir cüceyle başedemiyoruz! Aslında ediyoruz etmesine ama şu 2 yaş sendromu uzun süredir bizi ziyaret etmemişken, tatilde de bize eşlik etmeseydi daha iyi olurdu sanki...


Herşey 2 yaş sendromundan değil tabii ki... Annem bile, ki diğer torununu 3 yaşına kadar büyütmüş, çevresinde yüzlerce torun yetiştiren arkadaşlara sahip biri olan ve sabır konusunda daha sabırlısını tanımadığım kişiden bahsediyorum, işte o bile; ben hayatımda Arda gibisini görmedim, bu kadar hareketlisini, bu kadar cinini, bu kadar dediğim dedikini, bu kadar her işi ben yaparım diyenini... Gerçekten abartmıyorum adam yerinde oturduğunda bile illa ki elleri ayakları bir yerleri oynayacak. Asla düz bir şekilde yatamıyor mesela Callio izlerken, takla atıyor, yuvarlanıyor, yatak üzerinde zıplıyor.. Ama aynı zamanda çevresindeki herşeyle de ilgilenebiliyor, gözünden hiçbirşey kaçmıyor.

Bir yerde okumuştum, özellikle bu dönemdeki çocukların (2 yaş sendromu dönemindekilerden bahsediyorum) bu dediğim dediklikleri, inatlaşmaları ne kadar çoksa, çocuk o kadar güçlü karakterli, ne istediğini bilen ve istediği şeye ulaşmaya çalışan biri olurmuş ileriki hayatında... Sanırım dünyanın en güçlü karakterine sahip olacak insanlarından birini yetiştiriyorum!! ??!!


Şu anda belim, sırtım, kollarım, bacaklarım, her yerim ağrıyor. Tamam balık burcu Arda. Ama bu kadar hakkını verenini de görmemiştim! Karadeniz’in azgın suları bile dayanamadı da beyaz bayrak attı ringe... Dalgaların üzerine su yutma pahasına bodoslama dalan, su üstüne her çıkışında kahkahalarla gülen, kumla oynayalım dediğimizde bağıra çağıra ağlayan ve "hayııııyyyyy denize giiicem ben kum iştemiyoooommmmm” diye avaz avaz bağıran çocuğun annesiyim ben.. Evet evet denizde bir yandan çocuğunu tutmaya, bir yandan bikinisini düzeltmeye çalışan, çocuğunun kahkahalarıyla coşan ama 15 kiloluk bir ağırlığı özellikle deniz dalgalı olduğunda, günde en az 1000 kez hop aşağı, hop yukarı kaldırmaktan heryeri tutulmuş o kadın benim!


Bunlar denizdeki hallerimiz.. Bir de akşamüstü sahil yolu yürüyüşlerimiz daha doğrusu yürüyememişlerimiz var ki, önden bizim cüce 60 km hızla, ben arkadan 40 km hızla bir türlü ona yetişemeyen, hiç elimi tutmayan bir veledin arkasında “oğlum koşma, yola çıkma araba çarpar, elimi tutmazsan dondurma vermem/yarın denize götürmem/caillou izlettirmem"...vb gibi tehditler savuran o kadın da benim. Polyannacılık oynamak gerekirse: hafta içi neyse ki çok kalabalık değil de İnkumu, yoldan çok araba geçmiyor!


Ha bir de kumsalda çişimiz gelince tuvalet olayımızı naparız diye çok düşünüyordum! Malum kafası karışırdı mayosunu indirmeden kuma yap desem. Korktuğum gibi olmadı, ilk 1-2 gün portatif lazımlığımızı getirdim yanımda, ama sonra Arda denize yapmayı keşfetti. Walla ben bişey demedim denize yap diye, bizden kimseye de birşey dedirtmedim. Minik Arshimed suyun kaldırma kuvvetini de, emülsiyon olayını da kendisi çözdü! Neyse ki henüz süspansiyon denememiz olmadı, umarım olmaz da :) Korktuğum gibi de olmadı, denizde yaptığını dışarıda yapmadı :)


Dün dedesi, dünümü kurtaran hatta bundan sonraki tatillerimi de kurtaracak olan birşey yaptı ve Arda’ya bot aldı. Dalgasız denizde can yeleği giymeye ikna edemedik Ardayı. Simit taktık, kafasını suya sokamadığı için beğenmedi beyefendi. Çözüm meğerse botmuş! En azından şimdilik sıkılmadı ve ertesi günü iple çekiyor tekrar botuna binip yüzmek için. Yüzme öğretme çabalarım da başlamış durumda. Daha yolun başındayız elbet, ama yüzüstü yatırıp alttan tutup hadi yüz dediğimde ayakları ve kolları çırpıyor. Ama dedim ya, şu kafayı denize sokma kısmını nasıl aşarız bilmiyorum. İnsan tuzlu su içmeyi sever mi??? Hadi sevdi diyelim, yuttuktan sonra kahkahalarla güler mi???


Şu 3 günde buranın muhtarı olmuş bu arada!! Yolda her gören merhaba Arda diye sesleniyor!! Yafuu hangi arada tanıttı kendini anlamadım ki.. Hayır, sanırım gözümü bir an olsun onun üzerinden ayırmadığım için, tüm dikkatleri üzerimize çektiğimizin farkında değilim. Aralarda, denizde oynarken yanımıza gelip "yerim seni bıdık” diyenler, “bir lokmacıksın oğlum neyine güvenip böyle suya dalıyorsun” diyenler oluyor ama, asıl şaşırdığım bloğumdan falan hiç haberleri olmayan kişilerin bile Ardaya sarı şeker lakabı takmaları. Ki güneşte de iyice sarardı bizim oğlan.

Sabahın köründe uyandığı için Arda ve bazen de hava rüzgarlı olduğu için denize gidemediğimiz vakitlerde, onu oyalamak için yanımda getirdiğim parmak boyası da yapıyoruz terasta. Tabii sadece 15 dakika kadar oyalanıyor ama sonradan da dedesine ve anneannesine yaptıklarını anlatmak için bir yarım saat daha oyalanıyor. Her sabah da uyandığında mutlaka anneannesinin yanına gidip doktorculuk oynuyorlar. heryerini muayene ediyor anneannesini ve teşhisini koyuyor! "Şen haştaşın ananne, al bu ilaç!" diye...

Bu tatilde de anladım ki, tamam otellerde yapılan hazır yeme-içmeli, bol eğlenceli tatiller de çok güzel ama, bizim için ev ortamı olan denize yürüme mesafesindeki küçük sahil kasabaları daha eğlenceli ve daha tatmin edici... En azından yemekler sağlıklı mı derdi yok, istediğimiz zaman yemek yeme, denize gitme, geri dönme seçimimiz var, o kadar para bayıldık, şu eğlenceye de katılalım, şunu da yapalım stresi yok... Hele bir de anneniz varsa yanınızda ooohhh değmeyin keyfime...

Velhasıl tatilimiz güzel başladı, güzel gidiyor, umarım güzel de noktalanır.

2 Temmuz 2010 Cuma

Doktor Beyyy...

Bu aralar doktorculuk oynuyoruz. Hiçbir oyunda Arda’nın bu derece konsantre ve bu derece uzun süreli oynadığını görmemiştim. Neredeyse 1 saat boyunca beraber sırayla doktor olup, diğerimizi muayene ediyoruz.

Geçenlerde düşündüm, Arda neden hiçbir oyuncağıyla 2-3 dakikadan daha fazla oynamıyor diye. Sonra nerdeyse son 7-8 aydır oğluma hiç yeni oyuncak almamış olduğum aklıma geldi. 10ar gün arayla oyuncaklarının bir kısmını kaldırırken, diğer kısmını ortaya çıkarıp, diğerlerini 10 gün içinde unutmasını sağlıyordum!! Sanki, o 10 günlük süre sonunda oyuncakları tekrar ortaya çıkardığımda, “aaaa annem yeni oyuncaklar almış yuppiii!!!” diye sevinecek!!! Yer mi bu cüceler??? Onu kandırmaya çalışırken, ben kendimi kandırmışım aylardır.


Sonunda dank etti kafama, gittim doktor seti aldım. Özellikle içinde iğnesi olan bir set aradım çünkü son zamanlarda Arda giyinmeyi reddettiği için; “aaa bak bunları giymezsen hasta olursun doktor abla da sana iğne vurur!!” diyerek yaptırıyordum(k). Elbette bunun yanlış olduğunu bile bile söylüyorduk bunu. Ama artık öyle bir noktaya geliyor ki insan ilerisini düşünemiyor ya da düşünmek istemiyor. Amaç sadece o anı kurtarmak oluyor.

Neyse… Sonuç olarak güzel bir doktor seti buldum. Ona ilk verdiğimde bir yarım saat kadar odasından çıkmadı tek başına onlarla oynadı, bebeğini muayene etti, ateşini ölçtü…vb. Aradan 10 gün geçti hala en favori oyuncağı o. Eve gelen her misafirin kalp atışlarını dinliyor, ateşini ölçüyor, kulaklarına bakıyor, not defterine notlarını alıyor.. Bize iğne vururken de "acımaj acımaj şen hiş meyak etme" diyor. Bu doktor setini alırken aynı anda yolda giden araba seti de aldım. Henüz kutuyu açmadım, onu, bundan sıkılınca açacağım.

Bundan sonra alacağım oyuncak, Sermin’in ve Sibel’in tavsiye ettiği inşaat legosu olacak ama evdeki Disney'in oyun parkı kurma legosu ile Arda hiç ilgilenmediği için ve Çınarlarda iken de inşaat legosu pek ilgisini çekmediği için boşa para mı veririm acaba diye de düşünmüyor değilim. Ama bundan sonra ne tur oyuncaklar almam gerektiğini çok iyi kavramış bulunmaktayım. Tamamıyla hayatla iç içe, onun da dahil olduğu, yaşamdan kesitler sunan oyuncaklar… (Ve evet büyüyünce oğlumun doktor olmasını çok istiyorum. Ya da avukat.. Beyin yıkama operasyonlarım tam gaz devam edecek :PP)