27 Mayıs 2010 Perşembe

Tuvalet Eğitimi- Sonuç

Tuvalet eğitimine bundan 1 ay önce başlamıştık. Artık sonuç yazısını yazabilirim, ki Arda bu konuda da yüzümüzü kara çıkarmadı sağolsun. Ama gerek bakıcı teyzemizin, gerekse de kendi hakkımı yemeyeyim. Ve elbette ki ilk 3 gün için annemin.. Gayet sabırlı, başarılı ve istikrarlı bir el birliği çerçevesinde, işi hiçbir zaman inada bindirmeden, zorlamadan, hep mantıklı açıklamalarla, gece ve gündüz eğitimini aynı anda, 1 ay içinde hallettik.

Son 10 gün içinde, ateşlendiği dönemde 2 kez, park dönüşü tuvalete yetişemediğimiz için de 1 kez olmak üzere kaçırmışlığımız olsa da, bunların hepsinde öyle rahatsız oldu ki Arda, amaç tuvaletin nereye yapılmasını öğrenmekse, öğrendi ve bu kaçırmalar da bu amaç çerçevesindeydi..

Eğitime başlayacak anneler için birkaç tavsiyem var naçizane:

1- Bir kez başlamaya karar verdiyseniz, işi inada bindirmeden, zorlamadan bu eğitime devam etmeniz. (Çocuk daha öncesinden eğitime hazır olduğuna dair sinyalleri veriyorsa tabii!) Bunun için ben evdeki tüm bezleri attım, zorda kalırsam geri dönmek için elimin altında bez kalmasın diye.

2- Gece ve gündüz eğitimini beraber vermeniz. Gece fark etmem ıslanır hasta olur diye korkuyorsanız, külot bezlerden giydirebilirsiniz. (Ki ben bu eğitim süresince “bez” kelimesini hiç kullanmadım, bu külot bezlere de hep “uyku külotu” dedim.) Uyku külotlarından giydirseniz bile mutlaka en azından bir kez gece çocuğunuzu uyandırıp çişe tutmanız. Ve bunu yaparken çocuğunuz mutlaka uyanık olmalı ki rüyasında tuvaletini yaptığını düşünmesin.

Elbette sonrasında uyutmak zor oluyor. Hatta uykunun en tatlı yerinde uyandırılınca biraz huysuz olup ağlasalar da bir süre sonra rutine biniyor ve artık tutmayı öğrendikten sonra geceleri tuvalete gitme ihtiyacı da duymuyorlar.

3- Kaçaklarda sakın haa oflayıp poflamayın. Onun yerine, “oğlum ama tuvaletimizi tuvalete yapıyorduk değil mi? Unuttun mu? Neyse bu sefer ki son olsun, bir daha tuvalete yaparız tamam mı!!” tarzı bir yaklaşım sergilemeniz. Kızdığınız, sinirlendiğiniz vakit, tuvaletini külotuna yaptığında sizin sinirlendiğinizi öğrenecek, ve bunu ileriki dönemlerde sizi sinirlendirmek için bir koz olarak kullanabilecektir.

4- İlk 15-20 gün lazımlığımızı evin her yerine taşıdık biz. Oturmak istemediğinde ama tuvaletinin olduğunu bildiğimizde, hadi o zaman salona geçelim, hadi o zaman tv izlerken tuvaletimizi yapalım şeklinde kandırmacalarla, lazımlığımızı mobil şekilde kullandık. Fakat alışma evresi bittikten sonra, lazımlığın asıl durması gereken yerin banyo/tuvalet olduğunu da öğrenmesi gerek. Bu yüzden, mobilite bittikten sonra lazımlığın yeri hep sabit kalmalı.

5- Arda, ayakları yere değmediği için adaptörü pek sevemedi. Lakin dışarılara gittiğimiz vakitlerde de bunun sorun olmaması için yine ikna yoluyla ya portatif adaptörümüze oturtuyorum, ya adaptörsüz ben tutarak oturtuyorum ya da kucağımda sırtı bana dönük şekilde tuvaletini yaptırıyorum ki bu en kolay yol bizim için. (Erkekler için şişe olayını 2-3 kez yapmış olsak da bunu pek sevmedi Arda, ben de açıkçası pek sevemedim ne yalan söyliyim..)

6- Daha önceden de yazmıştım ama tekrar yazmak istedim; bu özel tuvalet eğitimi külotlarından ben hiç kullanmadım. Kullanan çok kişiyi duymuş olsam da bana fikren ters geldi..

7- Eğitimin başlarında ödüllendirme de bana kalırsa çok önemli. Çocuğu teşvik ediyoruz böylece. Ama bunun dozunu da iyi ayarlamak gerekiyor ki, bazı cin çocukların sürekli sürpriz çikolata almak için tuvaletlerini yarım yarım yapıp çikolataları kaptıklarını duydum yakın çevremden. Ki bu da bilindiği üzere prostata neden oluyor ileriki dönemlerde..

8- Özellikle çocuğunuzun sevdiği bir karakter varsa (bizim Caillou) o karakterin tuvalette olduğu görüntüler bizim işimize çok yaramıştı. Yine işimize yarasın diye tuvalet eğitimine başlamadan 10 gün kadar önce aldığım “Bay Bay Bezim” adlı kitap, BENCE gerçekten çok gereksiz ve fotoğrafları çok anlamsız bir kitap ki, böyle bir fikir çok daha güzel görsel öğelerle annelerin işine yarayabilirdi. İçeriğini görmeden internetten satın aldığım ve boşa para verdiğim için halen daha yanarım..

9- Bu konuda en çok hoşuma giden şey ise, bez parasından kurtulmuş olmamız.. Ciddi rakamlar ediyor ay bazına vurunca..

Aşağıdaki videoyu da son zamanlarda fotoğraf yerine daha çok video çektiğim için koymak istedim.. Müzik ruhun gıdasıdır ne de olsa :PPP
video

25 Mayıs 2010 Salı

Hoşgeldin Herpes!!!

Beklemiyorduk seni. Hiç hazırlık da yapmamıştık ama maşallah misafirliğe geldin, kuruldun evimize, gitmek bilmiyorsun!! Misafirliğin de bir raconu, bir usulü vardır yafuu, ne bu yüzsüzlük??

Arda’nın ağzındaki yaralar için, önceki yazımda da belirttiğim üzere, dün Hacettepe Pedodontiye gittik. Evet kesin tanı orada da kondu. Herpes simpleks virüsü, yani uçuk virüsü! Bu virüsün bir uzantısı, aynı zamanda 6. hastalık diye bilinen çocuk hastalığına da neden oluyormuş.

Pedodontist arkadaşım, insan vücudunun bu virüsle ilk karşılaşmasının çok ağır olduğunu, bundan sonrakilerin bu şekilde olmayacağını söyledi. Bu virüsün bulaşma şeklinin de; uçuğu olan bir kişinin kullandığı, havlu, bardak, kaşık vb. eşyalardan ya da uçuğu olan birinin öpücüğü sonucuna olduğunu söyledi.

Virüs, vücuda ilk kez girdiğinde, sadece aft ya da uçuk şeklinde kendisini göstermiyor maalesef. Ağrılı ve acılı yaraların dışında, dişetlerinde kabarma, hassasiyet de oluyor, ve elbette ki ateş. Ateş, çoğu zaman 1 hafta kadar sürebiliyormuş. (Biz 4. günün sonunda ateşi kontrol altına alabilmiştik. Doktorumuz bu konuda şanslı olduğumuzu söyledi.)

Ayrıca ağızdaki yaralardan ve acıdan dolayı çocuğun yemek yeme hatta sıvı tüketmesi de çok zor olduğu için, genellikle serum gerekli olabiliyormuş. (Bu konuda da şanslıyız çünkü Arda son 1 haftadır hayatını sadece meyve suyu ve su ile idame ettiriyor!! Seruma gerek kalmadı yani..)

Herhangi bir ilacı yok maalesef. Sadece ağzı rahatlatıcı jeller, karışımlar veriliyor. Baharatlı, sıcak, pütürlü yiyecekler yerine, muhallebi, süt, ayran, yoğurt, özellikle de dondurma yenmesi tavsiye ediliyor. Aslında meyve suyunda da asit olduğundan dolayı pedodontist arkadaş, meyve suyu vermeyin dese de, Arda bu dönemde süt içmediği için, diğer doktorumuz ne yerse, ne isterse verin, sorgulamadan sadece verin ki bünyesi daha da zayıflamasın dedi.

Kıssadan hisse;

---- Eninde sonunda her çocuk bu virüsle tanışacaksa yapacak birşey yok.. En azından 6 günümüz bitti diye sevinelim!!

---- Serumluk olmadığı için şükredelim...

---- Lütfen çocukları öpmeyelim, hele dudağınızda uçuk varsa yanına bile yaklaşmayalım...

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Hiç "üfff"lememek lazımmış...

Güya 2 gün daha yıllık iznimi alıp, 19 Mayıs tatiliyle de birleştirince, güzel mayıs havasında istanbul’a gidecektik, Büyükada’da otel rezervasyonumuz 1 ay öncesinden yapılmıştı zira… Böylelikle hem doğum günümü hem evlilik yıldönümümüzü bir taşla 2 kuş şeklinde ailecek cici cici kutlayacaktık. Çok heveslenmiştim yaa belliydi tersliklerin olacağı..

Önce eşimin iş sebebiyle Ankara sınırları dışına çıkmaması gerekti, üfffledim!!

Sonra 2 gün yıllık izin almış bulunmuştum ama bari bakıcı teyzemiz gelsin de ben de biraz dışarı çıkıp gezeyim dedim, bakıcı teyzemiz hastalandı gelemedi, üfffledim!!

Tamam dedim oğluşumla baş başa o park senin bu park benim takılırız dedim, meteorolojiye bir baktım tüm haftayı yağmurlu gösterdi, üffffledim!!

19 Mayıs günü Arda ateşlendi, akabinde ağzında ve dilinde sayamadığım kadar çok aft çıktı, çok canı yandı, üfffledim!!

Tüm yeme içme, uyku düzeni değişti. Bugün itibariyle tam 6 gündür midesine toplamda sadece bir kase çorba girdi, dilinin acısıyla o çok sevdiği çikolataya bakarak, içi gide gide yiyememenin üzüntüsünü çekti, üfffledim!!

Defalarca hastaneye gitmemize rağmen, idrar tahlili, genel kulak burun boğaz durumu temiz olduğundan bir türlü tanı konulamadı, üffffledim!!

En son dişetlerindeki kabarmayı fark edip, tekrar doktora götürdüğümde antibiyotik alıp sonrasındaki 2 günde bir miktar rahatlamasına rağmen açlıktan halsiz düşüp sürekli ayağımda sallamamı istedikçe, geceleri de dahil olmak üzere 24 saat elimi hiç bırakmadan uyumak istedikçe, sinirlerime hakim olamadım, üfffledim!!

Gözümün önünde canının yanmasına tanıklık edip elimden hiçbirşey gelemeyince üfleyemedim bile, onunla birlikte ağladım..

Bu sabah eşim 2 haftalığına iş için yurt dışına gidince, tek başıma, ailem, akrabam yokken acil bir durum olsa ne yaparım diye düşündüm durdum, üffffledim!!

Bu sabah ağzındaki bir sürü afta ilave, dudağında uçuk da çıkınca, ayrıca ön alttaki iki dişin arasında da etten bir memecik oluşup, oradan dudaklarına iltihap sızınca, artık üffflemedim.. Hep beterin beteri vardır derler diye, bu sefer korkudan üffffleyemedim. Hele ki sabah 6 günün sonunda 5 kaşık cici bebeli kahvaltısından yedi yaa, üffflemek ne kelime, ooohhhhhladım…

Hacettepe pedodontide diş hekimi bir arkadaşım olduğu için hemen onu arayıp Arda’yı sana getiriyorum dedikten sonra “bu öğlen gel” cevabını duyunca ooohhhladım…

Arda doktorlardan çok korkuyor artık, sürekli ağlamaklı, halsiz, huysuz.. Diş hekimine nasıl ağzını açtırtabiliriz ve hatta röntgen çektirebiliriz bilmiyorum. Ondan çok ben korkuyorum.. Ama üffflememek lazımmış.. Ne hayal ediyordum neler oldu… Sağlıklı olsun da, ben bir daha tatil hayalleri kurmam…

Umarım önümüzdeki günlerde şöyle derinden bir ooohhhhlarım.. Zira ben ve sevgili sinirlerim bittik artık…
Dip: Bu arada bugün Arda'nın 27. ayı bitti...

18 Mayıs 2010 Salı

Iıı--ıııhhh Benimmmm!!!

Bu aralar herşey onun. Diş fırçamı eline alıp, onun olmadığını gayet de iyi bildiği halde "beniiimmm, beniiimmm" diyor! Hayır oğlum o annenin, küçük olan senin dediğimde ise, inadına yaparcasına yavaş yavaş, tepkimi ölçerek fırçamı ağzına götürüyor. Ona bir eşya bizim değilse, sahibinden izin almamız gerektiğini anlatıyorum defalarca; sonuçta kabulleniyor, gidip eşyanın sahbinden "izin, izin" diyerek izin istiyor. Eğer izin alamazsa bırakıyor. Bu iyiye işaret bence?!!?

Geçen hafta çektim aşağıdaki videoyu. Tam modundaydı, ne desem kahkahalarla gülecekti zaten. Buldum bir tane çorap, o da geçen hafta Demir'lere gittiğimizde Arda çoraplarını ıslattığı için Ayça'nın vermiş olduğu çorap!! Gerçi ne zamanki çorabın Demir'e ait olduğunu söyledim, işte o an keyfi kaçtı, ciddileşti, savunmaya geçti, sahiplendi... Neyse video aşağıda...

video

11 Mayıs 2010 Salı

Tuz-la

Geçtiğimiz hafta sonu bir arkadaş ziyaretine ve elbette gezmeye Tuzla’ya gittik.. Gezinin Tuzla’daki bölümü muhteşem olmakla birlikte, gidiş ve dönüş kısmı bir o kadar rezaletti. Arda her 10 dakikada bir tuvalet diyip arabayı durdurdu. Bunların yarısı blöf çıktı. Bir süre sonra söyleyiş tarzından blöf olduğunu anlayabilsem de, elbette bunu riske atamadım. Kendisi arabadan inmeden tuvaletini pet şişeye yapmayı da reddedince, 4,5 saatlik gidiş yolumuz 6 saate çıktı!

Beterin beteri vardır derler yaa.. İşte o durum da dönüş yolunda yakaladı bizi. Aynı şekilde tuvalet olayı 10 dakikada bir yokladı... Tek fark, tüm dönüş yolu boyunca bardaktan boşalırcasına yağmur hatta dolu yağmasıydı. Eee dolayısıyla arabayı durdurup dışarı çıkamadık. Tuvalet olayımızı mothercare lazımlığa kucağımda poşet takıp, yine kucağımda Arda’ya tuvalet yaptırarak çözdük. 110 km hızla giden bir arabanın arka orta koltuğunda çiş yapan bir velet!! Ne güvenli, ne hoş!!! Öyle sıkıldı ki oturmaktan, gişelerde de 1 saat beklememiz üzerine tuz biber oldu… Yanımda abur cubur harici yiyecek bir şey de olmayınca aç aç uyudu miniğim. Gerçi gece 4 buçukta uyanıp çorba yiyerek çözdük bu problemi ama bundan sonra da eskiden yaptığımız gibi, uzun yolculuklara Arda’nın uyku vakitlerinde çıkmaya karar verdik.

Bir önceki yazımda yazdığım Arda’nın saçını kestirebilmek için eşimle scrabble oynadık. Birkaç kez yenmiş olmama güvenerek, bir cesaret hadi dedim büyük gün geldi.. Sonuç: Arda’nın saçları kesildi :) Scrabble’da yenilmiş olsam da, dediğimi yaptırırım ben!! :) Halen daha istediğim kısalıkta olmasa da; hızlı yükselişin, hızlı düşüşü olur!! Hedefe ulaşabilmek için minik adımlar atmak gerekir :)

7 Mayıs 2010 Cuma

Küçük Küçük Arda'dan...

Artık küsmeyi de öğrendi!! Kızdığım zaman sesimi hafifçe sertleştirdiğimde hemen yatak odasına gidip halının üzerine yüzüstü yatıp, elleriyle de yüzünü kapatıp ben yanına gidinceye kadar o şekilde bekliyor. Ne zamanki benden bir ses çıkınca, “Arda nerdesin?”, “Arda ne yapıyorsun?” gibi, “küüüşşştüümmm, anne küşşştttüüümm!!” diyor ve gerçekten de küsüyor. O anda öyle tatlı oluyor ki, haklı olsam da gidip bana sarılması için özür diliyorum!!

(Fotolar geçen hafta sonu gittiğimiz Esra'lardan... (Alt sağdaki hariç! :) )

Arabalara karşı özel bir ilgisi var. Yok yok oyuncak olanlarına değil. Dışarıdayken, evdeyken, parktayken bile aklına bir geldi mi illa ki arabaya gidecek, direksiyonla oynayıp, radyoyu açacak, silecekleri çalıştırıp tüm sinyal seslerini duyacak. Vay anam hayır olmaz arabaya inemeyiz dersek… Hoş gelir 2 yaş sendromu o zaman.. Onun haricinde sendromumuz çok sık yoklamıyor bu aralar neyse ki…

(Fotolar Sibel'in doğum günü kutlamasından, çok uzun bir aradan sonra oyun grubu nihayet dün toplanabildi..)

Hayvanlara özellikle de köpeklere ve kedilere bayılıyor. Tırmalayacaklar ya da ısıracaklar diye korktuğum için sahipsiz olanlara dokunmasına izin vermiyor, uzaktan sevelim diyorum. Neyse ki o da tek bu konuda da değil her konuda, benim onayımı almak için bana dönüp soruyor. Sanırım Arda’nın üzerinde bir otoriteye sahip olabildim nihayetinde… Bu da bana, babasını bana tercih etmesine maloldu!!! Evin kötü polisi olarak ben seçildim…

Haftalardır Arda uyuduktan sonra, eşimle scrabble oynamaya başladık. Başlarda hep yenilirken, eşimin beni hafife alması kendisi için hezimet olmaya başladı. Kendisini yenmem sıklaşınca, asıl oyunumu oynayacağım. Nesine mi? Yenersem, Arda’nın saçlarını istediğim gibi kestireceğim. Yenilirsem de sonsuza dek susacağım.. Yok canım sadece bu saç modeli mevzusunda.. Yoksa dırdırlarım devam edecek, bunu taahhüt ederim. :)

4 Mayıs 2010 Salı

Tuvalet Eğitimi - Gelişme

Tuvaletimiz gelişirken, gelişme döneminin başlarında ufak tefek kazalarımız ara ara oluyordu yine. Bunun sorumlusu bizdik ama kabul ediyorum. Artık ne zaman tuvaletinin geldiğini, o günkü sıvı tüketimini dikkate alarak tahmin edebildiğimizden dolayı, kazalar sadece ona tuvaletinin olup olmadığını sormayı unuttuğumuzda oluyordu. Hatta ya misafir geldiğinde ya da biz gittiğimizde Arda oyuna, ben muhabbete daldığımda ben sormayı o söylemeyi unuttuğu vakitlerde 3-5 damla kaçırmışlığımız olsa da, ikimiz de yeterince atik davranarak son çiş damlalarını tuvalete isabet ettirebildik :) Biz sormadan sadece kakasını haber veriyor, çişini söylemiyordu. Ama çişi varsa “var”, yoksa “yok” diyordu. Gelişme döneminin sonlarına doğru, artık çişi geldiğinde de haber vermeye başladı. Tek sorun, çişe de “kaka" demesi. :) Olsun, sonuçta haber veriyor mu? Veriyor! Tuvalete yapıyor mu? Yapıyor! Varsın çişin yeni adı da “kaka” olsun!!!

Kakada ise tek problemimiz, lazımlıkta ya da adaptörde uzun süre oturmaması. Dolayısıyla lazımlığa ilk pat (!!!) düştükten sonra bitti diyip sıkılıp kalkıyor. Yarım dakika sonra yine kaka diyor. Bu 2 bazen 3 sefer tekrarlandığı için sürekli bir koşuşturma içerisinde oluyoruz. Lazımlıkta kendisini sabitlemek için sürekli ona bir şeyler anlatıyor, sorular soruyorum, arada da “hadi oğlum ıkınalım!!” diyorum. Bazen 1 seferde bitiyor ama çoğunlukla 2-3 seferde!


Eğitime başlarken, özellikle dışarı çıktığımızda ne yaparım, kaçırır mı, kaçırırsa rezil olmadan ya da daha az rezil olarak nasıl üstesinden gelirim gibi kaygılarım vardı. Bunu da çözdük. Her dışarı çıktığımızda;” Oğlum bak dışarı çıkıyoruz, küloduna yaparsan başka pantolonumuz yok, ıslanırız. O yüzden tuvaletin geldiğinde bana haber ver tuvalete yapalım tamam mı?” diyorum. Hafta sonu full time dışarıdaydık. Hiç kaçırmadı, çoğunda haber verdi, geri kalan kısmında da ben sordum; var dedi gittik tuvalete yaptık. Tuvaletin uzak olduğu zamanlarda da yanımda taşıdığım mothercare’in portatif lazımlığı imdadımıza yetişti.

Ödüllendirme olayını da yavaş yavaş, fark ettirmeden sonlandırdım. Artık çikolata ya da şeker ödülleri yok. İlk seferlerde olduğu gibi bayram havası da esmiyor evde. Sadece “Aferim oğluma, aynı annesi babası gibi tuvalete yapıyor tuvaletini!!” diyor ve öpüyoruz. Sonuç bölümüne girdiğimizde bunu da sonlandıracağım.

Hiç alıştırma külodu kullanmadım. Bezden tek farkı; sıvıyı biraz daha az emmesi gibime geliyor. Tuvalet eğitiminde de amaç ıslak olduğunda duyacağı rahatsızlığı ona göstermekse, hiç gerek görmedim alıştırma külodunu. Arda, cicili bicili külotlarla ya da bunların düz ya da cicili olmasıyla da ilgilenmeyince, sırf kendi egom için, neredeyse 2 kat fiyat farkı verip cicili külotlar da almadım. Onun yerine mothercare'de satılan 10'lu beyaz, gri, lacivert düz ve tek renk külotlardan aldım. Külot lastikleri acıtır mı diye bir endişem var ama henüz bu tür bir rahatsızlığı dile getirmedi Arda. Yok yine içim rahat etmezse, boxer deneyeceğim.

Bu yazı dizisinin "Tuvalet Eğitimi - Sonuç" bölümünü ne zaman yazarım bilmiyorum ama 4 gecedir kuru kalktığımızı da göz önüne alırsak, yakın bir zamanda yazarım gibime geliyor.