26 Şubat 2010 Cuma

Emzikten Kurtulmaca - 1


Arda ile ilgili, 2 yaşından sonrasına ertelediğim tüm yapılması gerekenler geceleri üzerime zebani gibi yükleniyor günlerdir. 2 yaş benim için bir milattı, 2 yaşına gelsin hallederiz nasıl olsa diye sürekli bir erteleme ile yaşıyor, içimi öyle rahatlatıyordum. Tembel bir insan da değilimdir ama işte insanın kendi kendini de bazı sorumluluklar için hazırlaması gerekiyor...

Arda’nın 2 yaşı sonrasında yapmam gereken 3 şey var sırasıyla;

1. Emziği bıraktırmak,
2. Odalarımızı ayırmak,
3. Tuvalet eğitimi.

Sıraya sadık kalarak işe, 2. doğum günümüzden 2 gün önce emziklerimizin sayısını teke indirerek başladım. Kalan bir tanecik emziğimizin de her yerinde iğne ve bıçakla bir sürü delikler açtım ki içindeki hava boşalsın. Böylelikle emerken eskisi kadar zevk almayacağı yazılıydı okuduğum yüzlerce kaynakta! Kendim denedim, şahsen hiçbir fark hissetmedim!! Sonra işi daha ileri boyuta götürdüm emziğin ucunu yarım cm kadar kestim ve “Bak böcekler emziğin ucunu yemişler annecim, çöpe atalım mı memeyi?” dedim, cevap; “Iıııı ıııhhhhh!!!”

Geceyi eskiye göre hiçbir fark olmadan tamamladık, ki bizim için emziksiz uyumak bir hayal!!! Ertesi gün ilginç bir şekilde uyanır uyanmaz emziği çıkarttı ağzından ve “böcük, pis” dedi. Hemen atladım “evet evet böcekler yemiş ucunu atalım çöpe hadi??” Cevap; “Iııı ıııhhh!!”



O gün ucunu bir yarım cm daha kestim. Kendim denedim, eyvah bu geceyi atlatırsak atlattık, çünkü emecek kadar uç bile kalmamaya başladı!! Yine ilginç bir şekilde böceklerin yediğini kabul etti ama çöpe atmaya cesaretimiz yok henüz!! Ama ilk defa arabaya bindiğimizde meme meme diye sayıklamadı ve tüm yol boyunca hiç meme istemedi. Bunlar küçük görünen ama bizim için büyük adımlar. Ve o minicik uçlu emziği emerek huysuzluk etmeden uyudu Arda.

Emzik bıraktırma işlemimiz hızla devam ediyor. Çaktırmadan, tüm suçu böceklerin üzerine ataraktan bu işten kazasız belasız, üzmeden, üzülmeden, oğluş üzerinde travma yaratmadan halledebilirsek, diğer 2 iş için de cesaret toplayacağım… Devamı gelecek…

24 Şubat 2010 Çarşamba

Tam 2 Tanecik Yaşımız Var Artık...

Düşündüm düşündüm, yine ziyaret etmedi beni ilham perilerim.. Hani insanın 2 yaş şerefine, beraber yaşanılan, paylaşılan, öğrenilen, şaşılan, gülünen, eğlenilen, korkulan, üzülünen, sinirlenilen, mutlu olunan, koskocaman ama aslında minnacık bir zaman dilimi olan 2 yıl hatırına şöyle damardan bir yazı yazası geliyor ama…



Yok yok, amacım bu minicik görünen ama koskoca 2 yılı 3-5 paragrafta anlatmak değil… Ki zaten bunu 3-5 paragrafa sığdırabilecek yeteneğim de yok! Kelimelere çok fazla anlam yüklemem, onları bu duygu ve sevgi yükünün altında ezmem gerekir ki, bu da ayrı bir meziyet ister.

Ben derim ki;

* Ben anneyim.
* Dünyanın en güzel varlığına sahibim.
* Nokta kadar bile değilken, sevgimle onu büyütenim.
* O güldüğünde yüzümde güller açan, ağladığında hayata küsenim.
* Onu bırakıp sinemaya gittiğimde bile vicdan azabı çekenim.
* “Daha iyi” nasıl olabilirim diye hayatımda ona sahip olana kadar hiç yapmadığım özeleştiriyi yapanım.
* Bir yandan her istediğini almak isteyip, bir yandan şımarmasın diye almasam mı ikilemi yaşayanım, hep arada kalanım.
* Doğru olmadığını bile bile, yine de büyük bir zevkle, halen daha kokusunu içime çekerek uyuyanım.
* Mutlu olsun, eğlensin diye, yorgunluktan yerlerde sürünsem bile park park dolaşanım.
.....
.....
.....
.....
.....
* Sanırım ben dünyanın en mutlu kadınıyım...

Mutlu yıllar sarı şekerim... Beni/bizi seçtiğin için teşekkürler...

19 Şubat 2010 Cuma

Öğretmen

Hiçbirşeyle ilgisi 5 dakikadan fazla değil derken, birşeyler öğrenmek için konsantre olmak gerek derken, beni yalancı çıkarttı!..

Meğer herşeyi hafızaya yazıyormuş.

Meğer kocaman 30 yaşındaki annesiyle babasını kandırıyormuş.

Meğer aynı anda 3-5 işle birden de ilgilenebiliyormuş.

Arda'nın "ilk"leri olarak kayıtlarda kalsın diye...

video

(Arda, yumurtaya "suvak", muma "adodo" diyor. Doğrularını da söyleyebilmesine rağmen bunlara asıl adlarını yakıştıramadı galiba!!! Bir de aynı şekilde "yıldız" kelimesini beğenmiyor, biz kullandığımızda da hemen "aydede"ye düzeltiyor! Farkettik ki artık biz de bilinçsiz olarak "yıldız" yerine "aydede" yi kullanıyoruz. Bu çocuğun ikna kabiliyeti çok güçlü!! :) )

Ha bir de babası iş için 2 günlüğüne şehir dışındaydı. Bu süre içinde sabah akşam babasını sordu nerede diye. Gece geç vakit gelince babası, uyandı Arda, "baban geldi bebeğim, hadi öp babayı, özledin mi?" diye sordum.. Küsmüş meğersem… Hıh yaptı döndü poposunu uyuma numarası yaptı. :) Her sabah defalarca babasını soran çocuk, o sabah bir kez bile babasının adını ağzına almadı. Aynı hareketi, taşınma zamanında onu bakıcı teyzesinin evine bıraktığımızda, akşam eve dönerken arabada da yapmıştı. Oto koltuğunda oturmayı hiç sevmeyen, ya huysuzlanan ya da bıcır bıcır konuşan çocuk, yarım saatlik yol boyunca hiç yüzümüze bakmadığı gibi sesini dahi çıkarmamıştı. Küsmeyi de bilirmiş...

15 Şubat 2010 Pazartesi

Faaliyet Raporu

Hakikaten rapor gibi birşey olacak bu yazı!! Ne yoğun bir hafta sonuydu, malum yaşıtımız arkadaşlarımızın doğum günü kutlamaları, partiler derken bir baktım ajandamın her yerinde birilerinin doğum günü hatırlatmaları yazıyor!! Bu günlere göre randevular, planlar ayarlanıyor... Aynı geçen seneki gibi tatlı ve güzel yoğunluklar...

Mira ve Zeynep'in Curcuna Parti Evi'nde beraber düzenledikleri partiye, uyku saatimiz olması nedeniyle 1 saatliğine katılabildik. Zaten uykusu olan oğlum, oradaki top havuzunu, kaydırağı görünce kalan son enerjisini de orada tükettikten sonra, arabayla sadece 1 dakikalık mesafede olan evimize giderken, yolda uyuya kaldı :)



Aynı gün akşam saat 16:00-18:00 arasından Renewa'nın çocuk klubünde ise Demir'in doğum gününü kutladık. Uykumuz yoktu, karnımız aç değildi ve son derece keyifliydi Arda.. Bol bol dans etti, Uğur böceği ablayla (kendisi ona palyaço diyor!!) bol bol muhabbet edip, pek iyi kaynaştılar..

Nilsu ile Arda'nın muhabbetleri ise yine bir numaraydı, nazar değdirmekten de korkuyorum ama bu kadar mı iyi anlaşan 1,5-2 yaş arası minik olur… Şunu da anlamış bulunmaktayım ki, Arda'nın hafızasına kazıdığı belli isimler var bu arkadaş çevresinde, onlara ne kadar sert davranıyorsa, yine kafasında belirlediği başka 4-5 bebeğe de ona ne yaparlarsa, ne kadar sert davransalar da, oyuncağını elinden alsalar da sert davranmıyor Arda. Nilsu'nun annesi Özlem buna, yıldızların uyumu diyor :) Kesinlikle inanıyorum insanların birbirlerinden aldıkları enerjilere...



Arda, doğum gününde genel olarak Uğur Böceği ablanın peşindeydi. Ona onlarca balon şişirtti, yetmedi kendi şişirdi, onunla dans etti.. Oldum olası palyaçodan ve böyle garip giyimli kişilerden korkmadı.. Zaten hayatı boyunca kimseden korkmadı. Keşke en azından korktuğu bir tanecik kişi olsaydı, belki zor durumlarda işe yarayabilirdi... Korkmayı bilmeyen, heyecan seven bir çocuk o...




...Ve 14 Şubat sabahı, bizim aileler sabah kahvaltısında bizdelerdi.. Sevgililer gününü kutlamayan, kutlamayı sevmeyen 4 aile, bugüne özel kutlamalara bin basar şekilde güzel bir gün geçirdik.



Sonrasında ise havanın yazdan kalma güzelliğini fırsat bilerek, soluğu Çukurambar Parkı'nda aldık ve döner kaydırakta Arda ilk denemelerini yaptı. Biz diken üzerindeyken o kahkahalarıyla ortalığı şenlendirdi..

Kocamın bana, benim de ona bundan daha güzel bir sevgililer günü hediyesi vermesi mümkün müdür sanki??? Üstelik para da vermedik!!! :PP

video

9 Şubat 2010 Salı

Şom Ağızlısın İşte!!!

Hep benim yüzümden işte… Şom ağzımı açmasam da, sadece aklıma gelmesi bile nazar değmesine yetiyor!!


Daha 4 gün önce, aylardır aklıma düşmeyen şey nedense aklıma geldi; aman dedim dile vurmayayım, ne zaman dile vursam ertesi gün oluyor!!! En son ateşli hastalığımız geçtiğimiz yaz 10 gün hastanede yatarak tedavi gördüğümüz Ağustos ayına denk geliyor. O günden sonra bu zamana kadar geçen sürede, Arda gibi alerjik bronşiti olan bir çocuk, hiç ateşli hastalık geçirmedi. İşte bunlar geldi aklıma… Hay aklıma… Ertesi gün ateşi bir yükseldi, düşürebilene aşkolsun!!



Ateşin yanında öksürük de eşlik edince, sadık hastalığımız olan bronşiolitin, bizi uzun aradan sonra tekrar ziyarete geldiğini anladık. Hatta orta kulak iltihabını da beraberinde getirmiş ki, cümbül cemaat gayet şatafatlı geceler yaşadık hep beraber!! Hiç 40 dereceye varan ateş görmemiştik biz. Hiç fitil+c.alpol+i.bufen 3’lüsünü bir arada verip, işe yaramadığına da şahit olmamıştık.


Soluğu Güven Hastanesi acilde aldık. Antibiyotik, öksürük şurubu, ateş düşürücüler... 40 derece ateşliyken bile koltukların üzerinde zıplayan, meşhur 2'nin hakkını olabildiğince veren, ama neyse ki kısa açıklamalar yapınca "tamam" diyip dediklerimizi yapan, şurup içirme konusunda hayatı boyunca bize hiç çile çektirmeyen aksine 2. kaşığı vermemiz için ağlayan, güçlü iradeli minik bir adam o... Ama ne yalan söyliyim, hastalığı hiiiiiççç çekilmiyor!!...

3 Şubat 2010 Çarşamba

Çocuk Psikologu Görüşü

2 yaş sendromundan, en etkili şekilde piyangodan bahtımıza çıkanı alınca ve almaya da süratle devam edince, bazı durumlarda ne yapılması gerektiğini - her ne kadar konu ile ilgili kitap, makale okuyor ve teorik olarak öfke nöbetlerinde neler yapılması gerektiğini biliyor olsak da - bunu bir de çocuk psikologundan duymanın, belki de bilmediğimiz bilgiler edineceğimizin ve pratikte hiçbir şeyin teorikteki gibi kolay olmadığını yüz yüze görüşerek daha uygulanabilir metotları öğrenmenin, bu zor süreci atlatmaya çalışırken daha etkili olacağını düşündüm.

Zira ben de son zamanlarda sabrımın üst sınırında, hatta o sınırı aşmış şekilde azarlayarak davranışlar sergilemeye başladığım ve durum bu şekilde olunca daha da kötüye gittiği için, birinin beni de silkelemesi gerekiyordu.

Madalyon Psikiyatri Merkezi’nde konu ile ilgili uzmanlaşmış bir çocuk psikologuna gittim. İnternetten araştırırken özellikle çocuğu olan bayan bir psikolog aradım ve buldum.
Yarım saatlik görüşmemizin önemli kısımlarını aşağıya yazıyorum:

"Bu yaşlar (18 aydan itibaren) yasakların, kuralların konması gereken dönemlerdir ve bu dönemde kurallar konulmazsa ileride tatminsiz bir çocuk yetişir. Mesela oyuncağını duvara mi fırlattı, önce uyarın. O oyuncağı duvara fırlatmanı istemiyorum diyin. Yine atacaktır. 2. defa daha attığında oyuncağı tekrar atarsan onu senden alırım diyin ve yine atacaktır. 3. de o oyuncağı uyarı yapmaksızın elinden alin. Ağlayacak, kendini yerlere atacak, o zaman da arkanızı dönün ilgilenmeyin" dedi.


Vurma konusunu da sordum. 3 ay kadar önce başlamış bir huy bu Arda'da dedim. Genellikle ya çok uykusu olduğunda ya da bir arkadaşı elinden oyuncağını almaya kalktığında karşısında kim olursa olsun vuruyordu. 1 aylık süren "Hayır Ardacım vurmuyoruz cici yapıyoruz çünkü arkadaş cici, onu seviyoruz" cümlesinden sonra bu huyumuz yok denecek kadar azalmıştı. Ta ki daha geçenlerde benim de artık sabrımın tükenmesi vesilesiyle bir hata yaptım ve sesimi yükselttim, azarladım. Zaten hırçınken, daha da hırçınlaştı ve bu huyumuza tekrar merhaba dedik maalesef!!!
Bu geri dönüşümün benim gözümün önünde olmasından dolayı ve bunu farketmemle bağırma, azarlama durumlarını tamamen kaldırdım hayatımdan. Bunun için daha fazla çaba gösteriyorum. Artık içimden 10’a, olmadı 20'ye kadar sayıyorum ve bu süre içinde olumlu sonuçları da görmeye başladım ne mutlu ki..
Öfke nöbetleri sırasında ya da vurduğu zamanlarda:

Onu sakin bir yere çekin ve orada oturmasını isteyin ama bu 2 dakikayı gecmesin. Oturmaz çıkar gider odadan, denedim bunu dediğimde, o zaman siz de odadan çıkmayın ve her kalktığında oturtun yerine dedi. (Mola Yöntemi)
Tutarlılık konusunda:
Anne-baba arasındaki mutabakat çok önemli, birinin evet dediğine diğerinin hayır demesi çocuğun aklını karıştırır, onu mutlu edecek kişiye yönelir dedi. Sakin sakin “hayır”ı kısa ve net cümlelerle ona açıklamamız gerekli ama ASLA ilgisini dağıtmaya çalışmayın dedi. Bu görüşmeden çıkardığım en önemli sonuç bu aslında. Çünkü ben her öfke nöbetinde, her vurduğunda, her “hayır”dan sonra ilgi dağıtırdım ama psikologun açıklaması da çok mantıklı geldi. Şöyle ki; ilgi dağıtırsanız çocuk bunun yanlış olduğunu anlamaz ve unutur. Ama sizin ona yanlışı öğretmeniz ve her yapılan yanlıştan sonra aynı şekilde tavır koymanız gerekir dedi.
Şimdilik bu şekilde sinirlenmeden, sakin sakin anlatınca “tamam” diyor, ısrar etmiyor. Vurmalarını da, uykusuz ve aç olmadığı zamanlarda büyük ölçüde azalttık ama her an en ufak bir azarlamada tekrar pik yapacak diye korkuyorum elbette.
2 ay kadar önce çekilmiş bir videoydu aşağıdaki, unutmuştum... Biraz eğlenmek için...


video

1 Şubat 2010 Pazartesi

TT

Bu makale , şimdiye kadar 2 yaş sendromu ile okuduklarım arasında en "bitmesin lütfen, biraz daha anlatsın, açıklasın" dediklerimin başında gelenlerden.

Herkese kolay gelsin inşallah...