29 Aralık 2009 Salı

Geçen sene ve 1 sene..

Geçen sene yıl sonu...



Allahım nasıl büyüdüler hepsi...

25 Aralık 2009 Cuma

Nilsu'lu Hayat...

Bu aralar oyun gruplarımızla çok buluşmalarımız, oyunlarımız, eğlencelerimiz, üzüntülerimiz oldu ama her birini buraya yazmak istemiyorum artık.. Günü gününe detaylı bir şekilde Arda şunu yaptı, bunu dedi..vb gibi şeyler yazmanın tadına yeterince vardım sanırım. Özlem'in benzetmesi çok güzel bunun ifadesinde; hani ilk facebook çıktığında bir heyecan günün her saati facebooka bakar, ilkokul arkadaşlarıyla buluşur, her gün mailleşirdik yaa... Ama şimdi facebooka girdiğim ayda yılda bir misali.. Hevesimi aldım, geçti gitti...



Bloglarda da aynı hissiyatı yaşamaya başlıyorum son zamanlarda.. Ne oyun grubu buluşmalarında foto çekesim var, ne de bunları tek tek yazasım... Sadece çok değişik, ilginç, güzel olaylardan bahsedesim var...

İşte öyle bir akşamdı Nilsu ve ailesinin bize geldiği akşam. 8 yıllık iş yaşamımda, o günkü kadar yoğun ve yorucu bir günüm olmamıştı, ev adresini Özlem'e mail atmayı bırakın, öğle yemeği yiyemedim, popomu koltuğa koyamadım tüm gün, akşamına da mesai cabası...



Eve gittikten 1 saat kadar sonra geldiler Nilsular. Özlemlere gittiğimiz günkü hareketleri, sürekli sarılmaları, öpüşmeleri acaba devam edecek mi, acaba birbirlerini hatırlayacaklar mı diye merak ederken, şap diye yapıştırdı iki bücür cevabı!! İki tane sevecen, enerjik, arkadaş delisi çocuk ancak bu kadar sevimli olabilirdi sanırım. Sürekli öpüşmeler, sarılmalar... En ufak bir sert davranış bile olmadı aralarında-ki bu da Arda'nın sadece kendini sinirlendiren ve kendisine sert davrananlara karşı tavır gösterdiğinin kanıtı kanımca.



Uyku saatleri gelince iki bücür de uyudular ve biz de cümlelerimiz yarım kalmadan muhabbet edebildik Özlem ve eşiyle.. Eşlerimizin de birbirleriyle bu kadar iyi (hatta haddinden bile daha iyi) anlaşmalarını keyifle izledik. İzlemeye de devam edeceğiz...

16 Aralık 2009 Çarşamba

Şifre

Son zamanlarda yazılarıma gelen garip yorumlardan sonra ki, bunların çoğunu yayımlamadım, ve counter’dan baktığımda bazı hayatımızı takip etmesini istemediğim şahısların (aslında –ler, -lar dediğime bakmayın bu kişi sayısı çok çok az ama) beni izlediklerini bilmek rahatsız ediyor. Oğlumun sayfasına girmeleri ve benim bunu engelleyemiyor oluşum sebebiyle, oğlumun sayfasını; sadece bildiğim, güvendiğim ve akli dengelerinin sağlam olduğunu bildiğim insanlar ile paylaşmaya karar verdim. Aksi durum, dünyada ne tip insanlar olduğunu TV’den, gazetelerden görürken, açıkçası tedirgin ediyor beni.

Bu sanal alemde herkesin, kendim gibi iyi niyetli olduğunu düşünerek çıkmıştım yola ama maalesef öyle değilmiş. Buna; bir pire için yorgan yakmak da derler ama ben mevcutta ulaşabildiğim kişilerle devam etmeye karar verdim. Elimde mail adresi olan arkadaşlarıma şifreli sayfamızın davetini göndereceğim. Elimde mail adresi bulunmayan arkadaşlarım da burcu_gumus@hotmail.com adresine mail atabilirler...Yarından itibaren şifreliyim.. Öperim..

15 Aralık 2009 Salı

2 Yaş Sendromu, var mı 3'ü, 4'ü, 5'i???

· Bu terrible two dedikleri nane, akşamdan sabaha geçişte, birdenbire mi olur?

· Peki bir başladı mı mutlaka devam mı eder?

· Hemen bitmesini beklemek için hiç mi umudum olmamalı? Umutsuz yaşar mı insan?



· Hep, sakin olun, huyuna gidin böyle sendromlu vakitlerde derler yaa uzmanlar, dışarıda hava -3 derece iken, üzerinde yalnızca bezle balkona çıkmak isteyince de anlayışlı mı olmam gerekir????

· Peki, ya sakince olmayacağını anlattığım vakit, anlamamakta ısrar edip kendini yerden yere atarak, saçını başını çekerek beni cezalandırmaya çalışınca ne yapmalıyım??

· Hmmm evet çok kolay değil mi?? “İlgisini başka yöne çek!!”

· Çekilmiyor kardeşim işte, çekmeye çalıştıkça daha da sinirleniyor hatta… Hem Harvey Karp amcam da demişti Mahallenin En Mutlu Yumurcağı’nda, bu onları daha da sinirlendirir diye.. Şimdi ilgiyi başka yöne mi çekmek gerek, yoksa çekmemek mi gerek??? Kim doğruyu söylüyor yahu???

· Yeni komşularımız mı?? Apartmanda görünce utancımızdan gözlerimizi kaçırıyoruz, diyecek lafımız yok yaa; “kusura kalmayın nolur”dan başka…

· Ha bir de ütü yapma mevzuu var… Tamam problem yok, koyuyorum yere ütü masasını, ütüyü de veriyorum eline, ortaya da açıyorum bir t-shirt’ü, ütüle bakalım.. İyi de bu çocuk hangi arada prizi, ütünün sıcak olması gerektiğini öğrendi? Pil pil pil diyerekten priz koruyucularını sökmeye çalışmasından korkmalı mıyım? Yeterince sıkı mıdır bu güvenlik önlemi diye satılan koruyucular, sökebilir mi acaba bunları?? Ya da 21,5 aylık bir çocuğun bir prize fiş sokmak için ağlama süresi ne kadara kadar normaldir??

· Yok artık 1,5 saat mi?? Eğer varsa aynı durum başkaca çocuklarda, kusura bakmayın ama kendi adıma sevineceğim, örnek teşkil ediyor babında!!

.....
.....
.....
Geçtiğimiz Cumartesi günü, Nilsu'nun annesi Özlem'in nazik davetiyle gittiğimiz evlerindeki, Nilsu ve Arda'nın oyunlarını, öpücüklerini, el ele tutuşarak cilveleşmelerini hatırlayarak yüzümde tebessüm beliriyor günlerdir..



Çınarişkom da vardı o gün, ama bu sefer Nilsuyu mu paylaşamadılar, yoksa başka mıydı sebep bilmem ama; Arda ve Çınar kankilik ilişkileri boyunca ilk defa bu kadar anlaşamadılar, bu kadar paylaşamadılar.. Yine de ayrı ayrı şekerlerdi işte... Nilsu'nun annesi mi? Kesinlikle çok hanımefendi, çok nazik, çok becerikli... Nilsu'ya söze hacet yok.. :)


Bu cüceler bu kadar şeker olmasalardı, bu 2 yaş sendromu nasıl çekilirdi ki??

11 Aralık 2009 Cuma

Hayat Arkadaşlarla Güzel...

Geçtiğimiz Cumartesi Ayça ve Demir’in evindeydik ailecek. Arda’nın kadim dostu Çınar da vardı elbet. Beyler salona kurulup, kapıyı da bir güzel kapatıp, çocukları annelere teslim ederek bir güzel muhabbet ederken, biz de Demir’in cici odasında bıcırıklarla cebelleşiyorduk… Geceye, Arda’nın Çınar’ı iki eliyle kendine doğru çekip şapır şupur öpmesi damgasını vurdu.




Çok güzel oynadı çocuklar, biz de çok güzel muhabbet ettik..




Salı akşamı da, yine eşimin ülke dışında görevli olmasını fırsat bilerek, Bige-Duru ve Meral-Melisa’yı davet ettim. Sağolsunlar kırmadılar beni ve çok güzel bir akşam geçirdik.. Tabii, Arda ve Melisa da Duru gibi uyusalardı, kız kıza huzurlu bir şekilde muhabbet edebilirdik ama, Meral’in yine çocukları muhteşem bir şekilde oyalama yeteneğinden yararlanıp, Bige ve ben bolca sohbet edebildik.



Özellikle Sibelimin fikri olan koli kutusundan tünel yapma oyunu, çocukları uzun süre oyaladı, biz de o vakitte mamalarımızı yedik. Ondan sıkılınca, noel ağacı süsleme girişimimiz büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı!! Taktığımız tüm süsleri Arda yemek isteyince, çam ağacını da Melisa Arda’nın yatağına çıkarıcam diye tutturunca süssüz püssüz bir çam ağacıyla elimde süslerle öylece kalakaldım!! :)




Arda, gece misafirlerimiz giderken “Meyiiişşaa” diye uykuya dalmıştı.. Ertesi sabah da “Duyuuuu” diye uyandı… Sevdi onları Arda, hep gelin o zaman olur mu Melisa ve Duru??

Bu arada söylemeden geçemiycem, takip ettiğim blog anneleri arasında en güzel yüz hattına sahip olan anne olarak Bige'yi seçiyorum.. Naçizane... Maşallah çok güzel, bebek gibi bir yüzü var.. Allah kocasına, eşine, ailesine, sevdiklerine ve sevenlerine bağışlasın...

7 Aralık 2009 Pazartesi

İlk Sarılış..



Dün, ilk defa bana sarıldı, sımsıkı.. Hayatında ilk defa… 21,5 aylık yaşamı boyunca, beni ilk kez sarılarak öptü.. Ama sımsıkı, sımsıkı.. Duygulandım, ağladım.. Ne güzel bir hismiş Yarabbim..

4 Aralık 2009 Cuma

Yeni Odamız

Eski evimizdeki oda düzenimizi ufak tefek değişikliklerle yeni evde de aynen uyguladık..

Öncelikle Arda doğduğundan beri park yatakta bizim yanımızda yatıyor. İşe, ona kenarlıklı çocuk yatağı almakla başladık. Parmaklıklı beşik almadık çünkü parmaklıkları kullanamazdık, zira park yataktan bile atlıyor artık.. Çilek’ten Denizci yatağı ve 2 adet kenarlık aldık ama odasında uyutmaya 1 ay kadar sonra başlamayı düşünüyorum. Dahası odamızı ayırma fikrine ben henüz kendim hazır değilim. Düşerse, üzerini açarsa, ağlarsa ve duymazsam…


Ve halı… Eski evimizdeki halımız mevcut odamıza küçük geldiği için özellikle de kışın üşür diye odayı halıfleksle kaplattırmak daha mantıklı geldi. Ama yazın kaldıracağımız için yapıştırtmadık.

Bir de odamızın duvarlarını daha önce nette gördüğüm bir fotoğraftakine benzer şekilde yaparak kopya çektim!! Arda balık burcu olduğu için belki de, onu hep balığım benim diye severim :) Odasının duvarlarındaki stickerları taktık ve hepsinin tek tek adını söyledik.. O da tekrarladı.. Bir “ahtapot” diyişi var ki çok güzel ve muntazam.. :)



Arda’nın, aylar önce hep yakındığım kitaplara ilgisinin az olma huyunu, tüm oyuncakları kaldırıp ortada sadece 3-4 adet kitap bırakarak ve 10 gün süresince bunu sürdürerek çözmüştük. Artık kitapları çok seviyor. Şimdi de puzzlelara olmayan ilgisini aynı yöntemle çözmeye çalışacağız.

Ortalıkta çok fazla oynayabileceği oyuncak bırakmamaya özen gösteriyoruz. Ama asla kaldırmadıklarımız; boya kalemlerimiz (Crayola marka) ve boş kağıtlar. Ve her daim raflarında kitaplar oluyor. 3 adet büyük plastik ikea kutularımıza, oyuncakları böldüm taşınırken. 10-15 günde bir oyuncak değişimi yapıyoruz. Böylelikle saklanmış olan oyuncakları yeniden gördüğünde daha uzun vakit geçirebiliyor onlarla. Mesela Konuşan Köpek Puppy’mizi sanırım 1,5 aydır ortaya çıkarmamıştım. Dün akşam çıkardım ve sarılıp öpüp durdu Arda Puppy’i :) Puppy ne dediyse onu gösterdi, “hadi şarkı söyleyelim ve oyun oynayalım” dediğinde la la la diye başladı şarkı söylemeye.. Artık her şeyi anlıyor, tüm denilenleri yapıyor (işine gelenleri tabii!!) ve bu köpek sanki artık daha faydalı olmaya başlıyor :)



Montessori eğitiminde kafama en çok yatan oda düzenlemesi olmuştu başından beri. Çocuklara düzenli olmayı, her işi kendi kendine halledebilmeye teşvik ederek medeni cesareti güçlendirmesi, bireyin gizli kalmış yeteneklerini ortaya çıkarmasına imkan verecek şekilde onu özgür bırakması gibi sebeplerle ilgimi çekiyor bu eğitim. İşte bu yüzden özellikle Arda’nın odasındaki raf sistemini buna göre ayarladım. Yatağı da aslında montessoriye uygun olarak yer yatağı şeklinde yaptırmak istememe rağmen, eşim, ki bir anti-blogger ve anti-montessorici olarak (!!!), birincisi; yer yatağında üşür oğlum, yerde yatırmam, ikincisi de yer yatağını bir tek uyumak için mi kullanacağını sanıyorsun, üzerinde zıplayacak, yemek yiyecek, sürekli kirlenecek ve akşamları da orada uyuyacak demesi üzerine, gönlüm elvermeyerek de olsa hak verdim kocama ve klasik bir yatak aldık..

2 Aralık 2009 Çarşamba

Aşı

İçim artık rahat.. Olsak mı, olmasak mı? Yan etkisiydi, yarar-zarar fizibilitesiydi, squaleniydi derken, herkes domuz gribi hastalığı ve aşısı uzmanı oldu aylardır!! Basın abarttıkça abarttı, delinin biri, kuyu ve taş misali 60 milyon kişi o taşı çıkaramadı!!

Ben kendi adıma ve ailem adına çıkarttım o taşı.. Çok araştırdım, okudum.. Okuduklarım, dahası değerlendirme aşamasında kaale aldıklarım, gazeteler ya da mail kutuma kimden geldiği belli olmayan forward mailler değildi asla. Net bir karar vermemde de Kitubi’nin şu yazısı çok etkili oldu.



Dün gittik oğlumla sağlık ocağına ve olduk domuz gribi aşımızı ana oğul.. Babamız da yarın olacak. Arda’nın 2. dozu 3 hafta sonra.. Aşı olduktan sonraki ilk 10 gün dikkat etmemiz yeterli.. Şimdiye dek herhangi bir alerjik reaksiyonumuz olmadı ikimizin de.. Benim kolumda hafif ağrı var, oğlumda da olduğunu düşündüğümden dolayı ona c.alpol verdim.


Kuş gibi hafifledim ben.. Alerjik astımı olan oğluma, risk grubunda olmasından dolayı da içim ferah bir şekilde aşıyı yaptırdım. (Aşı için bu zamana kadar beklememizin sebebi, 5’li karma aşımızı 3 hafta önce olmamızdı. Doktorumuz, iki aşı arasında en az 3 hafta olması gerektiğini söylediği için, 3 haftanın dolmasını bekledik.) Umarım 3-5 sene sonra bahsedilen yan etkilerden nasibimizi almayız ama biraz da kaderci olmak gerek sanırım.. Ben önlemimi aldım.. Çünkü ben devletime güveniyorum. Ben doktorumuza güveniyorum. Ben artık, hasta olmayalım diye hayatımı, oğlumun hayatını kısıtlamak istemiyorum.

Her koyun kendi bacağından asılır..