25 Temmuz 2009 Cumartesi

Çocuk Çocuktan Öğrenir...

Yarın sabah Sermin'lerle 5 günlük bir tatile çıkıyoruz.. Tatil sonrasında bir 5 günlük daha iznim olması sebebiyle, Arda ve ben (babamız işyerinden izin alabilirse o da gelecek) İnkumu'na (Amasra'ya yakın minik bir sahil kasabası) ailemin yanına yazlığa gideceğiz.. Nete girebilir miyim bilmiyorum ama gitmeden önce geçen gün gittiğimiz Çukurabar Parkı'nda Arda'nın hiç tanımadığı ve kendinden büyük bir arkadaşla oyununu koymak istedim..

Kendi boyutunda bir bücür görünce bir hareketi 2. kez yapmaya bile gerek olmadan nasıl da taklit ediyor bu çocuklar... Boşa dememişler; çocuk çocuktan öğrenir...


video

24 Temmuz 2009 Cuma

Tatil Öncesi...

Hem tatilin son ayrıntılarını Çınar’ın annesi Serminlerle konuşalım diye, hem de tatil öncesi son bir özlem giderme amacıyla, Efe’nin annesi Evin bizi davet etti.. Sermin geç gelip Çınar’ı uyutmak için erken ayrılıp sonra tekrar geldi, lakin bu sefer Arda’nın çok uykusu gelmişti ve düzeni bozulmasın diye kendi evimizde uyutmayı tercih ettik, ayrıldık.. Sonuç olarak; tatilin son ayrıntıları da konuşulamadı, özlem de giderilemedi.. :)


Geceye damgasını vuran olaylar.. Arda’nın fırın kapağını sürekli, usanmadan açıp, paaatt diye kapatması, buzdolabını karıştırmaya çalışması, sürekli salondaki merdivenlerden inip çıkması, müzik setinin cam kapağını aynı fırın kapağı gibi çaaaattt diye açıp kapatması (gerçekten sağlammış!), Efe’nin merdivenlerden emekleyerek inme çalışmaları, Efe ve Arda’nın mum kavgası yapmaları (neyse ki bir zarar gelmedi kimseye), Çınar’ın salon halısının üzerinden ve özellikle babasının bacakları dibinden ayrılmaması, Sermin'in başlattığı kutu kutu pense oyununa bebişlerin acaip ilgi göstermesi ve hayatımda görmediğim büyüklükte pizza oldu..



Güzel ama yorucu bir geceydi.. Gerçi bizim için evde de, dışarıda da, her yerde de yorucu olacağı için, en azından sevdiğim insanlarla görüşme fırsatım oldu yaa.. Bu bile, bu yoğun ve pek de keyifli olmayan günlerimde ilaç gibi geldi bana..


Ne iyi etmişim de blog açmışım...

23 Temmuz 2009 Perşembe

ODC Park..

Bir pazartesi akşamı, iş çıkışı.. Gün içinde Ayça ile telefonlaşmıştık, tatil öncesi görüşsek yaa.??? İkimize de hem yakın, hem güzel bir yerde, Çiğdem’de (bazıları oraya 100. Yıl da diyor!) ODC Center’ın tam karşısındaki büyük parkta buluştuk..



1-1,5 saat kadar Arda pestilimi çıkardı.. Park çok kalabalıktı.. Bizimkinde de deli cesareti olduğundan, 7-8 yaşındaki çocuklarla beraber büyük ve dik kaydıraklardan kaymak için benimle cebelleşti durdu.. Sürekli Demir'in ellerini ısırmaya kalkıştı!.. Etrafta gördüğü herkese sataştı, izin vermediğim zamanlarda kızdı, sinirlendi, saldırganlaştı.. Beni çok kokutmaya başladı bu davranışları..




En nefret ettiğim çocuk tipidir, istediği olmayınca vurup kıran, kendini yerden yere atan, şımarık tiplemeler.. Hayır bir gün, o sataştığı büyük abiler buna bir çakacak, o olacak yani.. Ya sabır…

21 Temmuz 2009 Salı

Şikayetim var..

Bu çocuk çok geveze...

(Konuşmalar babaanneyle yapılmakta olup, megafon açıktır!)

video

19 Temmuz 2009 Pazar

The Ardas!!!

Açıkçası farketmemiştim hiç yorum yazmayanların ya da beni tanımayanların da bloğumu takip ettiklerini. Ve bir akşam bir mail aldım, düşündüğüm gibi olmadığını anlamamı sağlayan. Gurur duydum, onur duydum hatta abartıp popom kalktı bile diyebilirim! :)) Şaka bir yana Sinem'e bana yaşattığı bu güzel hisler için teşekkür ederim.

Eveettt şimdi gelelim filmdeki asıl oğlana! Sinem'in ve Bertan'ın oğlu 16 şubat 2008 doğumlu Arda.. Ya tüm Ardalar birbirine mi benzer??? Ayça'nın Ardası da var.. Boy kilo, doğum tarihi, göz rengi, saç rengi derken 3 Arda da birbirine o kadar benziyor ki...Bir kaç mailleşmeden sonra, nazik tekliflerini kabul ederek cuma akşamı evlerine gittik.. (Evleri muhteşem güzellikte, arada bunu da yazmadan olmaz!)



İlk gittiğimizde bizim Arda'da zaten hiç olmayan utanma, ar, bahçedeki salıncağı, kaydırağı görünce, yerini haylazlığa bıraktı.. Bu sırada onların Arda; "bu bücürük de nereden çıktı, anneeee söyle gitsinler.." tedirginliğiyle annesinin bacaklarına yapışmaktaydı..

Daha sonra evlerinin çatı katına çıktık ki burası tam da bebek için dizayn edilmiş bir yer. Buna rağmen rahat ettik mi?? Bücürlerin peşinde koşmaktan iki arada bir derede muhabbet etsek de, ne zaman ki babalar çocukları alt kattaki top havuzuna götürdü, işte o zaman rahat bir nefes aldık..



Bebeklerin uyku vakitleri sebebiyle tam da tadında bıraktığımız gece aslında şahsen bana yetmedi, hem muhabbete doyamamıştım, hem Sinem'den çekindiğim için onların Arda'yı pek sıkıştıramamıştım, hem de Boşnak böreğinden 4. dilimimi yiyememiştim! Bu pazar günü için sözleşerek ayrıldık..

Lakiiiiinn... Bizden kaynaklanan bazı çocukça sebeplerden ve onlardan kaynaklanan bazı bebekçe sebeplerden dolayı, pazar günkü buluşma yerini daha uygun bir zamana bıraktı... Ben de oğluşu aldım, Meral'den methini duyduğum ODTÜ Vişnelik Tesisi'ne gittim. "Vişne kurdu oyun parkı"nda oynadıktan sonra, baktım ki Arda açık havuzu olan bir mekan için uygun yapıda bir bebek değil, zira hala yüzmeyi bilmemesine rağmen cahil cesaretiyle kendini havuza atma girişiminde bulunuyor, topladım pılıyı pırtıyı biraz alışverişe sonra da eve döndüm.

17 Temmuz 2009 Cuma

Laubali, La La laubali...

Doktor teyzemizin sekreteri aradı akşam.

Sekreter: Buyrun Burcu Hanım, Alev Hanım’a mesaj çekmişsiniz “beni ara!” diye, Arda iyi mi? Bir problem mi var?

Ben: Ben mi mesaj çekmişim?? Yooo ben mesaj çekmedim, ayrıca Arda da gayet iyi bir problem yok yani??? Anlamadım ben???

Sekreter: 053…… nolu telefon size ait değil mi? Biraz önce bu numaradan “beni ara” yazan bir mesaj ulaştı Alev Hanım’a???

Ben: Aha şimdi anlaşıldı!! Telefonum Arda’nın elindeydi çantamdan almış, sanırım telefondaki klasik şablonlardan da direk mesaj göndermiş. Alev Hanım rehberimbe ilk sırada yer alıyor da!! Kusura bakmayın gerçekten çok özür dilerim :S (utanma sıkılma, yerin dibine geçme ifadesi, karşı tarafca telefonda bile anlaşıldı..)
Durum, vaziyet budur.. Sen git, kendi doktoruna “beni ara” diye mesaj at!!! Nereden bilecek doktor, yüzlerce kişinin kayıtlı olduğu bir telefondan “beni ara” şablonunu bulup da Arda’nın kendisine mesaj atacağını!!! Kadın ne düşünmüştür hakkımda?? “…Milyon tane hastam oldu, hiçbiri bu kadın kadar laubali değil!!!...”

16 Temmuz 2009 Perşembe

Başlangıç...

Sabah saat 07:30, atladım arabaya biricik dostum Aslı’nın doğumunda aldım soluğu.. Begüm Bebeğin hayatımdaki anlamı çok farklı benim için; Aslı ve eşi Volkan’ın tanışıp evlenmelerinde azımsanmayacak çabalarımız mevcuttu eşimin ve benim.. Belki de bu yüzden doğum anında orada olmak istemiştim, o ana yetişemesem de, bebeği ilk kucaklama anına, hep beraber salya sümük ağlaşarak ortak oldum.



Tam 16,5 ay öncesi aklıma geldi.. Zaten sulugöz olan ben, sanırım Aslı’dan daha çok ağladım :) Geçen sene bugünü ama tam da bugünü düşündüm.. Arda nasıldı acaba diye.. Ne kadar değişti her şey diye.. O zaman zor gelen, atlatılamayacak, baş edilemeyecek gibi gelen şeyler, şimdi nasıl da kolaymış dedirtiyor insana.. Ama şu anda yaşadıklarımızla baş edemeyeceğimizi düşünüyoruz şimdi de.. 3 ay sonra bunlar da basit gelecek..

İşte geçen sene ve bugün Arda….


13 Temmuz 2009 Pazartesi

Es Es Es Ki Ki Ki...

Babaanne, dede, amca ve halamızı görmeye Eskişehir'e gittik geçtiğimiz hafta sonu.. Yine dolu dolu günler, yine tatlı yorgunluklar vardı..



Bizim arabayla, 100-110 km/s hızla 2,5-3 saatte gittiğimiz yolun, hızlı trenle 1,5 saatte gidildiğini öğrenince ve sırf Arda'nın tren ya da uçakta zaptedebilip edemeyeceğimizi sınamak için, araba yerine hızlı treni denemek istedik.. Hemen internetten biletleri aldım ve yolculuk başladı.. Gidişte bizim olduğumuz vagon bomboştu ve tren öyle sarsıntısız gidiyordu ki, Arda sürekli koltuk aralarında dolandı durdu.. Sıkılmaya başladığı anda hemen ilginç bir oyuncak çıkarıp yolculuğu tamamladık.. Bu arada TCDD'yi tebrik ve takdir ediyorum. 1 dk bile rötar yapmadı tren, 1,5 saatin nasıl geçtiğini anlamadık bile... Ayrıca çok da ucuz, otobüs ve arabaya göre..

..Ve belki de bu hafta sonunun en unutulmaz, en güzel buluşması gerçekleşti.. Hiç ihtimal vermiyordum açıkçası, bunu mailimde de belirtmiştim Zeynep'e.. Malum Eskişehir'de gidilecek, el öpülecek çok yer çok kişi var.. Zaman ayıramayabiliriz ama imkan olursa Beril'i görmeyi çok isterim diye.
Sıcak hava belki de ilk kez işime yaradı.. Bir alışveriş merkezinde aldık soluğu ailecek.. Hemen telefona sarıldım, yakın oturup oturmadığını bile sormadan.. "Espark'tayız, hadi gelin!", "Tamam, Beril'in yemeği bitsin hemen çıkıyoruz!"
Meğer uzakta oturuyorlarmış.. Sonradan öğrendim.. Kendimi değerli hissettim...
Arda ve Beril'in ilk buluşma anı... Arda'nın dudağından öptüğü ilk kız oldu Beril.. Ama yeni bir aşk başlıyor sanıyorsanız.... Okuyun okuyun.. :)


Beril çok sevecen, çok cana yakın bir bebek.. Zeynep de bloğunda yazdığı gibi, ilk başta Beril'in Arda'yı öpme, sevme girişimleri, Arda gibi özgürlüğüne düşkün bir erkeği hem sıktı, hem kızdırdı.. Bu sıkıştırmaları önce kaçarak (ki bu "özgür ruh" sürekli bizi rahatsız ediyor ve ben her ortamda 16,5 aylık bir bücürün peşinde "duuuuurrrrr!!!" diye bağırarak koşan bir anneye dönüşüyorum) sonra da baktı vazgeçmiyor bu inatçı kız, cimcikleyerek, pat pat vurarak ve saçını çekerek tepkisini gösterdi Arda...

Ama bu sefer, hiç de cüssesinden beklenmeyecek bir tavırla karşılaşınca Arda, afalladı!! Evet evet, o çıtı pıtı, narin Beril gitmiş, göze göz, dişe diş kendini savunan minik, sevimli bir canavara dönüşüvermişti.. Ama arada birbirlerine iyi davrandıkları da oldu canım... Anladım ki bizimki zorlamaya gelmiyor. Ama ne zamanki Arda değil de Beril kaçmaya başladı, işte o zaman kıymete bindi Beril...


Neymiş??? Kaçan kovalanırmış :)

10 Temmuz 2009 Cuma

Alerjist

En son 3 hafta kadar önce yine öksürük ve burun akıntısı sebebiyle Arda’yı doktorumuza kontrole götürdüğümde, doktor bu kadar sık öksürük+burun akıntısının biraz fazla olduğunu, durumun alerjik de olabileceğinden şüphelenerek bir çocuk alerji uzmanına gitmemizi tavsiye etmişti. Ben de hep duyduğum, Ankara’nın en iyisi denilen çocuk alerji uzmanı Prof. Dr Bülent Şekerel’e götürdüm Ardayı geçtiğimiz Salı akşamı. Daha önce Arda 7 aylıkken yaptırdığımız alerji ve deri testine, öksürük şekline ve fiziksel durumuna bakarak, Bülent Bey Arda’nın bünyesinin alerjikten ziyade duyarlı olduğunu ama bunun için de ilaç vermeye gerek olmadığını, bu kadar sık öksürüğünün olmasının da muhtemelen viral enfeksiyonlardan kaynaklandığını söyledi. Buraya kadar her şey çok güzel hoş ama bundan sonra söyledikleri biraz garibime gitti açıkçası:

(Fotodaki yer: Bülent Bey'in muayenehanesi.)

Öncelikle Arda’yı kreşe gönderip göndermediğimi sordu, hayır cevabını alınca da, o zaman çok sık bebek/çocukla bir araya getiriyorsunuz değil mi dedi! Evet diyince, çocuklar paylaşmaya 2,5-3 yaşında başlarlar. Şu anda arkadaş grubu olsa da beraber oynamaz, oynasalar da muhtemelen kafalarına vurup, birbirlerini ısırıp dururlar. Onunla şu anda sadece anne-babası oynasa yeterli dedi. Hatta çok sık dışarı çıkarmanıza da gerek yok ama gördüğüm kadarıyla Arda 2 yaşındaki bir bebeğin sosyal davranışlarını gösteriyor ve bu saatten sonra da eve kapanmasını bekleyemezsiniz çünkü dışarıda zaman geçirmeye alışmış dedi. Ama özellikle Eylül ayından sonra biraz daha az çocukla bir araya gelmesi, viral enfeksiyona yakalanma riskini azaltır, bu konuda dikkat ederseniz o derece fazla hasta olmaz-eğer hastalıkları sizi rahatsız ediyorsa dedi. Ama şu ana kadar sadece 1 kez ateşli (max 38,5 derece) hastalık geçirdiğini, diğerlerinde max 37,5 derece ateşli ama öksürükle ve burun akıntısıyla devam eden hastalıklar olduğunu söylediğimde, işte zaten nezle virüsünün özelliğidir bu dedi.


(Fotodaki yer: CEPA önündeki Lunapark. Bebekler için
Atlıkarıncadan başka binebileceği bir oyuncak olmamasına
rağmen Arda'ya ilginç geldi ve eğlendi..)

Sonuç olarak şu anda ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Kendi doktorumuz Alev Hn Arda’yı gezdirin, dışarı çıkarın, hasta olacak diye kısıtlamayın…vb derken, alerjistimiz biraz daha konservatif yaşamamızı tavsiye etti!! İki arada bir derede kaldım.. Akşamları işten geldiğimde beni elinde ayakkabısıyla karşılayan bir çocuğu, nasıl evde tutmaya çalışırım ki hasta olmasın diye?? Ama şunlara kesin karar verdim:

1- Top havuzu artık yok,
2- Yanımda Pürel Junior çocuk el temizleme jeli bulunacak ve sık sık ellerimiz temizlenecek,
3- Özellikle hasta, ya da hastalığı geçmekte bile olan çocuklarla buluşma ertelenecek,
4- Kış aylarında çok fazla kapalı mekana gidilmemeye özen gösterilecek (nasıl olacak bilmiyorum!),
5- En kısa zamanda her şeyi ağzına almasını önlenmeye çalışılacak (hele bunu nasıl yapacağımı hiiiiiç bilmiyorum)
Bu arada 16,5 aylıkken, kilomuz 12,8 kg, boyumuz da 82,5 cm. Ama Arda yerinde hiç durmadığı için bunlarda (+,-) 0,5'ler var..

7 Temmuz 2009 Salı

Çıtır Çıtır...

Evin-Kemal-Efe üçlüsüyle, geçtiğimiz pazar sabahı Turan Güneş Bulvarındaki Çıtır Simit'e gittik. Burayı ilk olarak Banu'dan duymuştum. Gerçekten muhteşem bir yer.. Hatta şimdiye kadar, kahvaltı için gittiğim yerler arasında en keyif aldığım yer diyebilirim. Mama sandalyesi yok ama bu bize bir sorun teşkil etmedi pusetimizle gittiğimiz için. Kahvaltı açık büfe, pazar günleri brunch şeklinde.. Büfe de gayet başarılı bence. Ben şahsen tıka basa yiyerek verdiğim kiloları biiirrr biiiirrr alıyorum!..

Yalnız uyarı: Kahvaltı sırasında bacaklarınıza tüylü bir yaratık değerse şaşırmayın!! Kimse beni bu yaratıkların tavuk ya da horoz olduğuna inandırmaya kalkmasın!!! :) Ben 30 yıllık hayatımda bu cins bir tavuk-horoz her neyse görmemişken, Arda daha 16 aylıkken gördü yaa.. Pek bir şanslı!!! Damdan dama uçuşan tavus kuşlarından da çok detaylı bahsetmiycem, zira göz koyduğum gözlemeyi benden önce yiyerek, bir miktar kızdırdı beni!! Doğayla içiçe zaman geçirmek isteyenler için biçilmiş kaftan Çıtır Simit.



Bebekleri oyalama konusunda ise yine çok başarılı bir mekan. Oyun parkı var, salıncakları güvenlikli, parkın hemen karşı tarafında kafeslerde kuşlar, tavşanlar barınıyor. Ortada gezinen kedilerden, köpeklerden, horozlardan ve tavuklardan da bahsetmiştim az da olsa.. Çevresinde koruma telleri bulunan minik göller oluşturulmuş. Yani sonuç olarak, bebekleri oyalamak ve yormak konusunda, eğer yeterince enerjiniz varsa, çok uygun bir yer. Zaten Arda öyle yorulmuştu ki, eve dönüşte arabada uyuyakaldı..

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Gezmece Tozmaca...

Marmelatte muhteşem bir yer çocuklu aileler için diye duyuyordum sürekli zaten.. Nihayet, cumartesi sabahı kahvaltıya, yine 21 aylık bebişleri olan arkadaşlarımızla gittik. Gerçekten tam bir yazlık mekan hissiyatı uyandıran bir yer.. Çimler tertemiz, Park 166’nın aksine orada hiç kaşınmadım huylanıp da :) oyun parkı minik bebekler için çok da ideal olmasa da, mini ev yetti Arda’ya ve Sarp’a.. Açık büfe kahvaltıyı çok başarılı bulmadım açıkçası, yani bana yetti aslında ama çeşit çok yoktu. Yine de tavsiye ederim, güzel bir mekan, insanın gözü gönlü açılıyor…



Yine cumartesi günü Marmelatte sonrası evde gündüz uykumuzu uyuduktan sonra, Ankara anneleri yahoo grubumuzca karar verildiği şekilde, Akademi Restaurant’ta anne ve bebekleriyle hem tanıştık, hem de tanıdığımız anne bebeklerle özlem giderdik... Fotolarını çekebildiğim bebişler aşağıda ama çoğunun da çekemedim maalesef, malum Arda atom karınca misaliydi yine…



Sonuç olarak Akademi Restaurant bebeklerle, özellikle de 10 küsur bebekle buluşulabilecek bir yer değildi, oyun parkı da minik bebekler için uygun değildi ama yine de güzel bir buluşmaydı. Biz anneler, bebişlerden daha çok yorulduk ama zaten artık hep ayak üstü muhabbetler etmiyor muyuz?? Bu bile yetti…


3 Temmuz 2009 Cuma

Magicland

Yaz gelemedi bir türlü, akşam iş çıkışı ne güzel planlarım vardı oysa açık havada.. Yine yağmur.. Yine kapalı mekan... Yine Armada... Ama bu sefer Burger Kingin oyun parkında az durduk. Yok yok Arda değil, bendim sıkılan... Hadi dedim kocaya, toplanalım, istikamet doğru Magicland... Armadada 3. katta yine.. İçerideki oyun alanında 4 yaşından küçükler ,ebeveynleri nezaretinde kalıyorlar. Yarım saati 6 TL.. Akşam saat 8 den 8 buçuğa kadar, ne ben ne Arda nasıl vakit geçirdik anlamadık..



En çok da top havuzunu sevdi.. Tek kaygım, topları ağzına alması oldu.. Her bebeğin aldığını düşünürsek, hasta olmamız kaçınılmaz.. Ama nereye kadar onu mikroplardan koruyabilirim ki???

Akılda Kalan Notlar



  • Emzik alınca ağzına illaki yanında bulunan birinin elini tutacak. Bu daha çok ben ya da babası oluyor. Sadece baş parmağımızı tutuyor ve koltuğuna oturuyor. Dakikalarca o şekilde durduğu da oluyor.. Eğer başka bir odadaysam ııhh ııhh larla elimi tutup beni salonda bulunan kendi mini koltuğunun yanına getiriyor. Çok sevimli.. Emziği nasıl bıraktırcam ben yahuu???
  • “Kaka yaptın mı?” dediğimde, eğer yaptıysa “kıhhhh” demeye başladı son 2 gündür. Şans eseri mi diyor bilmiyorum ama birkaç hafta daha izliycem, bilinçli söyleyip söylemediğini kontrol için..
  • Dut kurusuna bayılıyor. Malatya’dan getirttiğim dut kurularını nerede kullanacağımı bilemeyince ona verdim tadına baksın diye, veriş o veriş, adını da öğretmeye çalışıyorum bastıra bastıra “dut” diyerek.. Bakalım öğrenecek mi??
  • Çok inatçı, anası kılıklı işte!! Asla unutmuyor. İlgisini başka yöne çeksem de, illa ki 10 dk sonra yine o yasak olan şeyi yapmak istiyor ve başlıyor yaygara… Sanırım Terrible Two olayına giriş yaptık.. Şimdiden böyle olursa… Beni zor günler bekliyor..
  • 4 gündür babası yurtdışında, evde dakika başı “baba”larla geçiyor günümüz.. Buzdolabının üzerindeki düğün fotomuzu istedi 2 gün önce, verdim babasını göstererek “baba” dedi defalarca.. Babasının ayakkabılarını alıp getirip “baba” diyor.. Kapı çaldı akşam, “babaaa” diye koşturarak kapıya gidiyor.. Çok özledi onu.. Keşke beni de onu sevdiği kadar çok sevse…
  • Şu anda söylediği kelimeler; 1- baba 2- anne 3- dede 4- at 5- kuu (kuş) 6- mama 7- meme 8- pisipisi 9- kıııhh (kaka)
  • 1 haftadir, TRT Çocukta Gece Bahçesi diye bir program var. Upsydaisy, Tombili Bu, Hahuular falan filan, saat 21:00 gibi bitiyor ona alıştırdım. Sonuç bölümü her aksam aynı.. Tüm oyuncular uykuya yatıyor. Anlatıyorum sakin ses tonuyla, bak Arda Upsydaisy de uykuya yattı eee – eeee yaptı, Maka paka da uyudu eee-eee yaptı, Hahuular da uyudu eee-eee yaptılar simdi de biz gidip eee-ee yapıp uyuycaz hadi bakalım diyip emziği verip ağzına beraber odaya yürüyoruz. Normalde TV’ye hiç bakmayan çocuk bir sabahları bir de akşamları özellikle kendi mini koltuğuna oturarak TRT Çocuk izlemek istiyor. Bir de her bitişteki müziği dinlerken dudaklarını büzüp ağlıyor ama öyle bağıra çağıra ağlama değil, gözyaşı akan ama sessiz sessiz iç çeke çeke… Hayret... TRT Market’te DVD’leri satılıyorsa alsam mı acaba??
  • İki gün önce gece hazır eşim yokken, Arda’yı uyuttuktan sonra eşimin hoşlanmadığı ama benim merak ettiğim bir film izledim. Sahtekar.. Angelina Jolie’nin.. Ağla ağla ağla…. Kimsenin çocuğuna bir şey olmasın...
  • Dün gece de Brad Pitt'in 5 dalda Oscara aday gösterilen filmini izledim dvd'de.. Benjamin Button'un Tuhaf Hikayesi.. Daha doğrusu hepsini izleyemedim.. Hem çok uzundu ve gece saat 1 olmuştu, hem de hiç sevmedim. Zaten özellikle bu Oscar’a aday gösterilen ya da Oscar alan filmlerin çoğunu bünyem kaldırmıyor.