29 Haziran 2009 Pazartesi

Parksızlık!!!

Maalesef ki oturduğumuz yere yakın bir oyun parkı yok Arda’nın oynayabileceği.. Ya da parklı bir sitede oturmuyoruz.. Belki de sırf bu yüzden sürekli Armada’daki Burger’a gidiyoruz havaların serin olduğu zamanlarda.. Ya da güzel havalarda yine kilometrelerce gidip farklı yerlerde gezdiriyoruz Arda’yı.

İşte geçen gün de güzel bir haftasonu akşam üstünde evimize 2-2,5 km uzaklıkta bulunan Çukurambar Liva’nın tam karşısındaki Çankaya Belediyesi’nin çocuk parkına gittik. Genellikle belediye parkı dendiğinde bünyem biraz irkilse de, gittiğimizde gördük ki, tersine çok nezih, çok güzel, çok güvenilir bir park.. Şimdiye kadar gitmediğimize yandık. Parkta her şey düşünülmüş. Yer zemini bile sert süngerden yapılma, çocuklar düşünce can acıtmayacak cinsten. Bilumum salıncak var her yaşa uygun. Kaydıraklı oyun parkı da, henüz kaymayı bilmeyen küçük yaştaki bebekler için bile uygun. Bundan sonra akşamları iş çıkışında atlayıp arabaya oğluşu oraya götürmeye karar verdim.



...Ve Arda bu yorucu günden sonra her zamankinden birazcık daha erken uykuya yatınca, anne babayı Kıtır'a gönderir, baba 15 dk sonra bol acılı iki kokoreç ve bolca midyeyle eve geri döner ve dvd keyfi yaparlar... Darısı yenmeyi bekleyen diğer kokoreçlerin başına...


24 Haziran 2009 Çarşamba

"Çocuğum ve Ben" Dergisinde...

Tam 3 ay önce göndermiştim bu yazıyı... Derginin Haziran ayında çıktı..




"Hiç beklemediğim bir anda girdi hayatıma… Kendimi inanamayışlarda buldum çoğu kez.. İçimde hareketlerini hissedinceye kadar da geçmedi bu inanamayışlar.. Mutluyduk ama, çok mutluyduk da hazırlıksız yakalanmıştık işte… Ben ona alışmaya çalıştıkça, mide bulantılarıyla, yorgunlukla, sürekli uyuklamalarla, halsizlikle, o kendini bana alıştırtmamaya özen gösteriyordu sanki!!
İlk 3 ayım çok zordu hamileliğimde.. Hamile olduğumu fark etmediğim dönemde yaptıklarım, hiç içmediğim halde, sanki inadına yaz tatilinde her gün nargile ve türk kahvesi içişlerim, ve hatta hayatımda ilk kez etli çiğ köfte yiyişimin bile o döneme rast gelmesi.. Sonra hoplaya zıplaya basketbol oynayışlarım, göbek üstü havuza atlayışlarım, içki içişim, antibiyotik, ağrı kesici kullanışım… Bunları düşündükçe çıldırır gibi oluyordum.. Ya ona bir şey olduysa, ya sağlığını bozduysam.. Folik asit bile almamıştım o döneme kadar, Allahım hamilelik düşünmeden 3 ay önce başlanmalı yazıyor internette, ben 1,5 aylık hamileyim daha hiç kullanmadım!! Yok yok kesin mutant olacak bebeğim, ya da terk edecek beni… Daha şimdiden “kötü bir anneyim” ya doğduğunda ona bakamazsam, ya kötü bir anne olursam’larda buldum kendimi.. Kendimi bir yağmur damlasından bile sakındım ilk 3 ay…Yolda giderken yanlışlıkla omzuma çarpıp beni sarsanlarla kavga edecek kadar, yavrusunu koruma içgüdüsündeki kaplan gibiydim…
2. üç ayımda her şey çok yolundaydı.. Doktorum muhteşemdi, rahatlatıyordu beni, bulantılarım bitmiş, psikolojikman anneliğe hazırlanmış bir şekilde son 3 aya girdim. Ben 6 aylık hamileyken eşim askere gitti. Yanarım da yanarım bir naz yapamadım diye.. Ha bu arada aşermek diye bir şey hiç olmadı bende…
Eşim askerliğini, çok çalışıp uzun dönem kura sınavında tümen 1. olup kuraya katılmadan tercih kullanmasına bağlı olarak, yaşadığımız şehirde, Ankara’da yaptı. Sırf askerliğini oğlumuzun, benim yanımda yapabilmek için deliler gibi ders çalıştı.. Doğum tarihim belli olsun diye, askeriyeden izin alamaz, doğumumda yanımda olamaz diye normal doğumdan vazgeçtim, sezeryanda aldım soluğu. 38 haftalık hamileyken, 24 Şubat 2008 Pazar sabahı saat 8’de doğum odasındaydım. Eşimin eli elimde, aileler ve en yakın arkadaşlarım doğumhane kapısında… Doktoruma söylemiştim: "Oğlum balık burcunda olacak, aşırı duygusal bir erkek çekilmez, bari yükselenini koç burcu yapalım, dolayısıyla en geç saat 9’a kadar doğmuş olmalı Arda" diye. Sonuç: Doğum saati: 08:57, Burcu: Balık, Yükseleni, 3 dakika ile Koç!!! Ne garip şu annelik, 3 dk ile çocuğumun karakteri değişecek sanki!!! Ama ya göl yoğurt tutarsa!!!!! :)
Arda doğdu, 3,570 gr.. Minicik, yüzü gözü şiş, uykucu!! 21. günlükken kolik oldu.. 3,5 aylık olana kadar ağlama krizleriyle boğuştuk.. Ne saç kurutma makinesi, ne arabayla gezinme, ne kolik cdsi, ne su sesi… İllaki akşam 17:00 ila 21:00 arası nefes almadan, katıla katıla ağladı… O ağladı, ben ağladım.. O sustu, ben hala ağladım… Dipteydim, sinirlerim yıpranmış, hayatım altüst olmuş, tecrübesizlikle boğuşurken su üstüne çıkmaya çalışan yaralı bir kuş gibiydim.. Emmiyordu bir de beni… En yıpratıcısı da buydu belki de benim için.. Yarım annelik hissiyatı... Çevredekilerin “aaa emmiyor muuu, ama anne sütü alması lazııımmmm…” laflarıyla daha da dibe batıyordum her geçen gün…Tam 7 ay, her gün 2,5 -3 saatte bir pompa başına geçip 40 dakikalık seanslar halinde süt sağdım.. Sütün kırmızı da olabileceğini ilk o zaman gördüm… Acı çeke çeke, ama manen tatminkardım.. Ha memeden, ha biberondan ne fark ederdi, arada mama destekli de olsa, anne sütü alıyordu yaa.. Sütüm artsın diye denemediğim kalmadı.. 3 gün içmesem aramam dediğim sudan, günde 4-5 litre içer olmuştum, kusana kadar.. Arttı sütüm.. Hiç yılmadan 7 ay sağdım 3 er saatte bir sütümü, gece gündüz.. 7 aylık olunca bıraktım artık, çünkü hedefim sadece 4 aydı aslında, ve ben çok yıpranmıştım, pompayı görünce midem bulanmaya başlayacak kadar…
Oğlum 13 aylık şu anda, ben 14 aydır deliksiz 3 saat uyku uyumadım…Her gün yeni şeyler öğreniyor, her gün bizi biraz daha şaşırtıyor Arda.. Her gün ona olan sevgim, bağlılığım daha da artıyor… Biliyorum ki ben iyi bir anneyim.. Biliyorum ki ben çok şanslı bir anneyim.."

23 Haziran 2009 Salı

Haftasonu ve Babalar Günü..

Cumartesi günü babamızın da tüm gün mesaide olmasını fırsat bilerek oyun grubundan arkadaşlarla yine bir buluşma yaptık. Lakin, bu sefer sayımız önceki buluşma kadar kalabalık olmadığı gibi, buluştuğumuz yer de fazla sayıyı kaldırabilecek kapasitede değildi. GOP, Arjantin Cad.’nin hemen bitimindeki Yeşil Vadide buluşmaya karar verdik.. Sandım ki yeşiiil bir vadiyle, kocaman oynanacak bir alanla karşılaşırım.. Halt etmişim!! Sadece bir restaurant şeklinde küçücük bir oyun parkı olan masalar arası sıkış pıkış bir mekan. Yok yok güzel bir yer aslında, şehrin ortasında doğayla iç içe ama 4 puseti masa kenarına sığdırmak biraz zor oldu ve sadece 1 adet mama sandalyesi olunca da biraz dır dır etme hakkı görüyorum kendimde!!



Çiğdem-Selin, Sibel-Emre, biz ve sonradan katılan Ayça-Demir ile çok güzel, bol hareketli bir gün geçirdik.. Ne yediğimizi tabii ki yine anlamadık ama bebişlerimizin mutluluğu, haylazlıkları, sevimlilikleri, her şeyi çok güzel yaptı… Bu buluşmada en çok aklımda kalan ise, Arda ve Selin’in birbirlerine ilgileri.. Ne zaman yan yana gelseler el ele, göz gözelerdi.. Ki Arda son zamanlarda bir vurma eyleminde ki sormayın.. Bir bebekle karşı karşıya gelince ona vuracak diye korkuyorum ama Selinle beraberken tamamen her şey farklı Arda için.. Yanaklarını sevmeler, elini tutmalar, gülüşmeler.. Ha bir de ikisi de bıcır bıcır konuşup bir şeyler anlatıyorlar birbirlerine ama aynı anda değil. Önce biri konuşuyor diğeri dinliyor, sonra diğeri ona cevap veriyor.. Alem bunlar… :)



Pazar günü yani babalar gününde, ne zamandır gitmek istediğim bir mekana, İncek’teki Park 166’ya gittik arkadaşlarımızla beraber.. Park 166, yeşillikler içinde, çimenlerin üstünde armut koltuklar, alçak masaların olduğu geniş bir yer.. Oyun parkı da var, ama mama sandalyesi yok haberiniz olsun!! Güzel ve lezzetli bir köy kahvaltısı sonrasında, Arda da açık havada uykuya dalınca temiz havanın keyfini çıkardık.. Bu arada babalar günü için Arda’nın babasına hediyesi, aşağıdaki fotoda yer alan t-shirt.. Hem kendisi hem babası için.. İnternetten,
Tish-odan alınma… Düşünürseniz, penye kalitesini beğendim ben..


Park 166’dan sonra evde güzel bir uyku çeken Arda, öğleden sonra klasik ODTÜ turuna çıktı.. Yine kuş kovaladı, kedileri pisi pisi diye çağırdı, tenis topuyla uzunca bir süre oynadı..

19 Haziran 2009 Cuma

Terlik..



Bu aralar en büyük zevki benim ya da babasının terliklerini/ayakkabılarını giyip evde öyle gezinmek.. Düşecek diye ödüm kopuyor ama, o şekilde yürümek de hem onun hoşuna gidiyor hem çok komik oluyor!!

video

17 Haziran 2009 Çarşamba

Bingooooo!...

Haftalardır aradığım biberon kapağını, güneş gözlüğümü ararken buldum!! Yanına da süs şeklinde iliştirilmiş 2 adet mandalla beraber..


Ha güneş gözlüğüm mü??? Tüm evi talan edip, 3 yıldır kullanmadığım çantalarımın içine bile bakıp bulamayınca, babamızın aklına, bıcırığın geçen gün cep telefonunu balkondan aşağı (5. kat) atması gelince (bu arada nokia gerçekten sağlam telefonmuş!!), son şans eşimi bahçeye gönderdim.. Bingooo... Neyse ki bahçe kilitli ve kimsenin giremeyeceği bir bahçe de, kimsecikler bulamamış gözlüğümü...
Bu aralar böyleyiz işte... Bulduğu herşey balkondan aşağı...

15 Haziran 2009 Pazartesi

Dağılmak Ya da Dağılmamak...

Bu aralar çok sorgulamaya başladım kendimi, oğluma verdiğim / veremediğim / vermeye çalıştığım ama başarılı olamadığım / planladığım ama yapmaya zaman bulamadığım eğitimleri... Hem eğlenerek, hem öğrenerek, hem oynayarak, hem gülerek, hem zevk alarak beraber öğretmeyi/öğrenmeyi... Zaman bulamıyorum hiçbirşeye... Keşke çalışmayıp evde oğlumla ilgilenebilseydim sadece.. Ev hanımlarını çok kıskanıyorum bu aralar... Ama harbiden kıskanıyorum yani... :(

Hafta sonu okuduğum kısacık bir yazı, minicik bir foto dağıttı beni.. Dağıldım resmen, hala da kendime gelemedim..


Foto, 2 hafta önce Sare'lerde çekildi.. Fotosuz kalmayalım diye...

10 Haziran 2009 Çarşamba

Efe Efe Efe...

Salı akşamı, Arda’nın yeni arkadaşlarından biri olan Efe’lere gittik ailecek.. İlk olarak Armada Burger King’de tanışıp beraber oyun evinde oynayan Arda ve Efe, birbirlerini görünce resmen çıldırdılar.. Ne yediklerimizden anladık peşlerinde koşturmaktan, ne de doğru düzgün muhabbet edebildik atom karıncalar uyuyana dek…



Kırılan bir biblo, üzeri biberondan damlatılan suyla lekelenmiş bir cam sehpa, çorbaya bulanmış bir anne ve yerlerle biten ve sonrasında da minik canavarların melekler gibi uyumalarıyla ve bol kahkahalı muhabbetle son bulan harika bir geceydi..


Umarım atom karıncaların dostlukları uzuuuun yıllar böyle hınzırca devam eder, tabii ki bizim de…

6 Haziran 2009 Cumartesi

Saçlar Gittiiii!

Son 3 seferdir Arda'nın saçlarını kestirmek için kuaförüme gittiğimde, daha dükkandan içeri girer girmez cıyak cıyak ağlayan oğlum için 4. bir denemeyi pek uygun görmedim. Doktorumuzun geçen kontrolde söylediği "bu dönemdeki bebekler balık hafızalıdır" teorisine de kesinlikle katılmıyorum!!
Eee naptık?? Aldık elimize makasımızı, oturttuk Ardayı mama sandalyesine, koyduk önüne bilimum oyuncağı, babası karşısında şebeklik yaparken, ben de bir güzel kestim o güzelim saçları... Pişman değilim, yine olsa yine yaparım.. Hatta başarılı bile sayılırım sanırım :) Tamam kabul ediyorum eskisi kadar dikkat çekmiyor belki, standart bir erkek bebek tipinde oldu bebeğim ama yamuk yumuk saçlarına rağmen yine de çok güzel, çok özel bir bebek o... Ve tabii ki artık ensesi çok daha rahat bir bebek! :)

Sonra da kendimizi ödüllendirmek için, güzel havayı da kaçırmadan attık kendimizi Eymir Gölü'ne, aile dostlarımızla beraber, kocamaaan bir grupla... Göl kenarına 3 sefer gitme gafletinde bulunduk Ardayla, taa ki Arda göle girmeye kalkışıncaya ve giremezsin dediğimizde tüm Eymir'i çınlatana dek.. Göller uzaktan da sevilir misali, daha çok kara tarafında tavşan kovalamakla, civciv yavrularının peşinde koşturmakla geçirdi Arda gününü.. Önceki gece uykusuzluğun ve huzursuzluğun doruk noktalarını yaşamasından mıdır, temiz havadan mıdır bilinmez, 2 saatlik uzuuuun bir de uyku çekti ki, işte o süre, yediğimiz balık ekmeğin, içtiğimiz cam bardaktaki çayın tadına tat kattı...



2 Haziran 2009 Salı

Artık Büyüdü mü Ne???

Sanki orada tanıştığı arkadaşının dediklerini anlıyormuşcasına, kahkahalarıyla tüm salonu inletti, herkesi güldürdü..

video

1 Haziran 2009 Pazartesi

ODTÜ Açıkhava Buluşması...

Bebişlerin açıkhava buluşması geçtiğimiz cumartesi günü gerçekleşti.. Bıcır bıcır, vıyır vıyır, en hareketlisinden, en temiz havalısından, en kuşlusundan, hiç kedilisinden, balık ekmeklisinden, dondurmalısından...
Biz zaten neredeyse her hafta sonu ODTÜ’ye gittiğimiz için, mail adresini bildiğim, çoğunluğu oyun grubumuz olan arkadaşlarıma bahsettim. Biz oradayız hadi kapıp gelin minikleri, eğer tanıdıklarınız da varsa onları da çağırın, hem tanışalım hem oynayalım şeklindeki önerim, tahmin edemeyeceğim şekilde geniş bir gruba dönüştü, çok da güzel oldu..



Fazla muhabbet etme fırsatım olmadı aslında, özellikle Arda başına buyruk topluluktan uzaklaşıp, yalnız kovboy şeklinde çimlerde dolanmaya başlayıp kuş kovalamaya kalkınca, ben de yerdeki çerçöpü yemesin diye peşindeydim. (Bu arada itiraf ediyorum, eşim olmayınca benim belim ağrıyor!! Meğersem , Arda’nın kucağa alınması gerektiğinde büyük yardımcımmış kendisi. Bir de hiç yardım etmiyor derim. Nankörüm ben nankör!!!) Gidip oradaki masalarda yer kaptığımda Arda uyuyordu. Ben de ilk gelenlerle rahatça özlem giderdim.



Uzun zaman olmuştu, bebişler çok büyümüş, hareketlenmişlerdi.. Gelen geçenler orada bulunan pusetleri görünce bir miktar korkmuş olsalar da, hepsinin yüzlerinde bir gülümseme belirdi ve en az 10 bebek görenler, her birini severek muhtemelen tüm bebek sevme özlemlerini giderdiler. Bizleri gören öğrenciler de, muhtemelen ileride çocuk yapmaktan vazgeçtiler!! :)