31 Aralık 2008 Çarşamba

2008'i Oyun Grubu ile Bitirirken...

2008 muhteşemdi.. Bir yıl içinde ne kadar da büyüdüm oğlumu büyütürken.. Herşeyin ötesinde; "Anne" olmanın zorluğunu ama bir o kadar da güzelliğini öğretti.. Bir gülücüğün, insanın içini nasıl ısıttığını, bir damla gözyaşının, gözlerimde nasıl okyanuslara dönüştüğünü... Uykusuz gecelerde sabırı öğretti, yediği fazladan bir lokmanın ne büyük heyecanlara sebep olduğunu.. Hiçbirşey bilmeyen bir bebeğin öğrenmek için durmaksızın çabalamasına rağmen, koca insanların hemen pes etmesinin şaşkınlığını, bir öksürüğünün hayatımı nasıl zindana çevirdiğini öğretti.. Anlaşabilmek için, illa da kelimelerin gerekmediğini, deniz gözlerin kalbini, içini nasıl da delip geçebileceğini öğretti.. Öğrendim, öğreniyorum, öğreneceğim ve öğreteceğim..

2008'i Arda'nın arkadaşlarını evimizde ağırlayarak, oyun grubumuzun 2. partisini düzenleyerek bitirdik.. İnşallah 2009 da 2008 tadında hatta daha da tatlı geçer... Mutlu yıllar herkese....
video

28 Aralık 2008 Pazar

Bir Koca ve Bir Babadan da Öte...

Doğum günün kutlu olsun kocacım... İyi ki varsın...

video

25 Aralık 2008 Perşembe

10 Aylık Olduumm...

Dün 10. ayımızı kutladık, bundan önceki 9 tanesinde olduğu gibi yine pastamızı kestik, mumlarımızı üfledik..Son 2 seferdir yaptığımız gibi de pastamızdan yedik, hatta bu sefer bir miktar abartarak yedik :)



10. ayımız biterken neler mi yapıyoruz??

* Artık emekleme pozisyonuna çok rahat geçip kollar ve bacaklarımızı 2 adım attırıp yere düşüyoruz. Az kaldı, çok az kaldı emeklemeye…

* Her yemek yiyişimizde, her kaşıktan sonra alkışlıyor, gülücükler atıyoruz..

* Müzik duyduğumuz anda, eğer oturuyorsak popoyla git gel hareketi yaparak ellerle de alkışlayarak tempo tutuyoruz, eğer kucaktaysak yine ellerle alkış tutuyor ve bacaklarla çapraz çapraz oynama hareketi yapıyoruz..

video

* Artık çoğu şeyi yiyoruz, ceviz, kivi hariç onları da verebilirim aslında ama yine de 1 yaşını beklemeyi düşünüyorum.

* Saklambaç, birşeyi saklama bulma oyunlarına bayılıyoruz..

* Çanta ya da kuta içindeki eşyaları içinden çıkarabiliyor ama henüz içine fiziksel destek olmadan koymuyoruz..

* Labtop kapağını açarsak, önce tuşlarıyla oynayıp, sonra mutlaka kapağını kapatıyoruz. Gücümüz yetmediği için açmaya uğraşıyoruz ama sadece 3 cm kadar açmayı beceriyoruz!..

* El sallarken sürekli bye bye dediğimizden olsa gerek, çok rahat duyulmasa ya da anlaşılmasa da "bence" bye bye diyoruz!..

* Gece uykusu saatimiz artık 21:00. Benim için ideal bir zaman, uyku öncesi muhallebi yiyoruz 15-20 dk sonra uykuya yatıyoruz (evet hala ayakta sallanarak uyuyor!!!), gece 2 kez ağlayarak uyanıyoruz, emzik alınca tekrar uykuya dalıyoruz..

* 1 haftadır anneyle babanın odasında ama kendi yatağımızda uyuyoruz.. (Odayı henüz ayırmadık, ayırmayı da düşünmüyorum. Hatta oğlumun kokusuyla uyumayı özledim, sanırım birkaç seferliğine aramızda yatırcaz yine :) )

* Artık biberonlarımızı sterilizatörde steril etmiyoruz..

* Hala kaynamış soğumuş su içiyor ve yemeklerimizi de bu suyla yapıyoruz ama kaynatmadan hazır sulardan vermeye de yakında başlamayı düşünüyorum. (Musluk suyu kesinlikle YASAK!!)

22 Aralık 2008 Pazartesi

Ebe - Sobe ve Miniğin En Sevdiği Yerler

Arda'nın ilk arkadaşlarından biri olan Çınar, arkadaşını en sevdiği yerler konusunda sobelemiş.. 10 yer mi demiştiniz.. 5 mi olur 15 mi olur bilmiyorum, yazmaya başlayalım da ben de göriyim... (Ayrıca herhangi bir sıraya koymadan yazıyorum, aklıma geldiği gibi...)
1- Arda'nın son zamanlarda en sevdiği yer, ayağını yere basabileceği ve zıplayabileceği her yer.. Popo üstüne oturmamak için inatçı keçiler gibi bacaklarını sabitliyor, illa ayakta kalacak ve zıp zıp zıplayacak.. Hele bir de müzik olunca fonda, ki bu müzik öyle klasik, slow falan değil, hip hop, türkçe-yabancı pop, oynak şarkılar hatta Ankaralı Turgut havası(!!!), o zaman eller şaklamaya, ayaklar zıplamaya, eğer kucaktaysa ayaklarla tempo tutulmaya başlanıyor. Oturtabilirsek bir şekilde, başlıyor ağlamaya ve tekrar zıplatmaya başladığımızda o ağlayan surat 2 sn içinde kahkahalarla gülücükler saçan bir surata dönüşüyor. Nasıl bişi anlamadım!!!

2- Havaların güzel, en azından yağışlı olmadığı zamanlarda en çok ODTÜye gitmeyi seviyor bizim bıcırık. Trafik yok, bol yeşillik var, bir de adım başı miniği mıncıklayan, abidik gubidiklerle güldüren genç genç insanlar... Çimlerin üzerinde oturmayı seviyor orada, yaprakların haşır huşur avuçlarının arasında tane tane dökülmesini şaşkınlıkla izliyor, ODTÜ'nün kendinden bile şişman kedilerini izlemeyi (annesi bir izin verse ah nasıl sıkacak da o tüyleri!..) Bir de her gidişimizde Şok'un arkasındaki balıkçıdan ekmek arası balık alıp balığımın yarısına ortak oluyor yaa... Bayılıyor resmen.. Ama o balıklar da harbi lezetli yani..



3- Anne ile babanın yatağı... 3 gündür Ardayı bizim odada kendi park yatağında yatırıyorum. Bu durumdan hiç de hoşnut değil, bu hoşnutsuzluğunu da geceleri 3-4 kez uyanarak dile getiriyor. Hiç yerimden kalkmadan "annecim buradayım!" dersem popoyu dönüp tekrar uykuya dalıyor, resmen beni kontrol ediyor odada mıyım, değil miyim diye. Ama sabahları saat 6da uyandığında onu aramıza alıyoruz ve işte en sevdiği yer burası. Sağında anne, solunda baba.. Bir bana dönüp yüzümü okşuyor, saçımı çekiyor, bir babaya dönüp tırnaklarını babasının yüzüne geçiriyor, burnunu sıkıyor. Sık sık da memnuniyetini bize 5 tanecik dişini gösterecek şekilde sırıtarak dile getiriyor akıllı oğlum..



4- Armada Budakaltı.. Evimize yakın olduğundan sık sık Armadaya gidiyoruz. Artık orayı iyice benimsemiş olmalı ki Arda, yolda huysuzlansa bile, Armada'nın kapalı otoparkına girdiğimiz anda susup, kafayı uzatıp çevresine bakıyor, sanki boş park yeri arar gibi :) Armada'da birkaç tur attıktan sonra- her defasında da özelikle mothercare'e girildikten sonra hemen o katta bulunan Budakaltı'nda masanın üzerine oturup, babası çay, annesi white chocolate içerken kendisi de biberonundan elma suyunu yudumluyor..

5- Mama sandalyesi.. Belki de Arda'yı en uzun süre oyalayabildiğimiz yer bu mama sandalyesi evde. Önüne minik biberon, cici bebe, mama kaşığı, oyuncak...vb koyup, hem ben işlerimi rahatça yapıyorum, hem de o gözümün önünde olup, benim de varlığımı gördüğü için çok da huysuzlanmayarak vakit geçiriyor.



6- Marketler... Evimize yakın olduğu için genellikle mutfak alışverişlerimizi Çetin Emeç üzerindeki 2M Migrostan yapıyoruz. Oturtuyoruz miniği alışveriş arabasına, rengarenk heryeri izliyor. Onu alışverişe küçükkenden itibaren alıştırmak hedefim, babasına döktüğüm kadar dil dökmek istemiyorum büyüdüğünde :)



7- Çok yakın hatta en yakın aile dostlarımız olan Cem-Ceyhan çiftinin evi.. Ne zaman gitsek, koltukların rahatlığından mıdır, evin sıcaklığından mıdır bilmem ama acaip huzurlu bir bebek oluyor.

8- Eymir Gölü... Huzuru buluyor orada minik ördeğim. Artık havaların soğuması nedeniyle ve orada kısıtlı kapalı alanlar olması sebebiyle ve tabii ki bir de evimize baya bir uzak olduğu için gidemiyoruz ama yazın göldeki ördeklerle çok ilgilenmişti...




9- Sallanan beşiği... Doğduğunda ve kolik olduğu o 4 aylık dönemde bizim kurtarıcımız olan ama aynı zamanda da miniği sallanmaya alıştıran beşiği.. 6 aya kadar kullanımı olmasına rağmen, 10 aylık olduk ama hala bazen onu sakinleştirmek için, bazen de uyku sersemiyken tekrar uyumasını sağlamak için kullandığımız emektar beşiğimiz.. Babamız ayağında uyutamadığından ve evde benim olmadığım zamanlarda Ardayı uyutması gerektiğinde bu beşik imdadımıza yetişiyor. Arda beşiğe artık çok zor sığmasına, içinde hareket edememesine rağmen bayılıyor, içinde sallanırken gıkı bile çıkmıyor...

10- Laptop karşısı... Laptop ya da bilgisayar gördüğü anda mutlaka tuşlarına basmalı, ekranı iyice incelemeli, yoksa basıyor yaygarayı. Bir keresinde 9 adet tuşu tırnaklarıyla bir güzel çıkarmıştı da, babası yerlerine takmak için 3 saat uğraşmıştı! Minicik parmakları giriyor tabii her araya...


11- CEPA'da bulunan Joker Mağazası... Hele bir de uykusu yoksa ve aç değilse, o kalabalık, ses, hareket tam Ardaya göre.. Kucaktayken, yüzü de dışa dönükse eğer, ayaklar sürekli çapraz çapraz birbirine vurur modda oluyor, aynı dans ederken bize tempo tutarkenki gibi..

12- Banyo ya da deniz.. Suyun içinde olsun yeter ki... Banyodan çıkmak istemiyor, sonrasında da hep ağlıyor, kışın bize zor anlar yaşatıyor bu durum da tabii...



Ben de bu ebe-sobe işini devam ettiriyim.. 6. hastalıktan kurtulan minik Miracığımı, annesinin boyun fıtığına çok üzüldüğüm şeker Ayçacığımı, çook tatlı, ilk gördüğüm zamanlarda pıt pıt düşen ama şimdi bloğundan iyice cinleştiğini anladığım Yiğitciğimi ve son olarak da papyonlu fotosuna bayıldığım ama henüz tanışmadığım koca yanaklı Hasan Erenciğimi sobeliyorum...

20 Aralık 2008 Cumartesi

10. Ayımızz

10. ayımızın bitmesine 4 gün kala gittiğimiz doktor kontrolümüzü anlatmaya fiziksel ölçümlerden başlayalım... 9,88 kg ağırlık, 74,6 cm uzunluk ve 46,5 cm kafa çapımız var.. 1 haftadır süren öksürüğümüz bronşiolit olmadan atlatıldı neyse ki.. Erken dönemde başladığımız mucize ilaç ventolin bir kez daha işe yaradı ve ciğerlere inmeden bu hastalığı da atlattık çok şükür.. Boy kilo endeksinde Arda çok büyük bir atak yapmış; hepsinde %80lik dilimlerde normalin çok üzerinde. Doktor teyzemiz, annesini de çok tebrik etti, bu miniğe gerçekten (maşallah) çok iyi bakıyorsun, hele ki çocukların %80'inin bronşit, zatürre olduğu ve acaip bir salgının olduğu şu dönemde kesin Arda da bronşit olmuştur dediğim halde dedi (benim de popom hafiften kalktı söölemesi ayıp!!! heheh :)) )



Biz orada doktor teyzemizle konuşurken Ardayı yere bıraktık ve karşısına dans eden ve şarkı söyleyen bir oyuncak ördek koyduk. Ördek müzikle beraber kanatlarını yukarı aşağı çırparken ve poposunu yanlara sallarken, Arda da aynen ördeği taklit etti, acaip şirindi. Alev Hn motor gelişimini de çok çok iyi buldu... (O ördekten bulmam lazım kameraya çekemedim içimde kaldı!!)

Doktor teyze bize 3 sayfalık bir yazı verdi, 9. aydan sonra olanlar, olacaklar, yapılması gerekenlerden bahseden... Orada yazanların hepsini buraya yazmam mümkün değil ama benim için çok önemli olanları yazmaya çalışacağım kısaca...
1- Lezzet: 9. aydan sonra bebişlerimizi lezzetle tanıştırıyormuşuz, çünkü artık onların da bir damak tadı var. Büyüyen beynin iyot ihtiyacını karşılamak üzere yemeklerine bir tutam İYOTLU TUZ atıyoruz..
2- Sık yemek istememe: Artık bebekler günde 3-4 öğün yemek yemek isterlermiş. Ara öğünler bu nedenle kaldırılabilirmiş. (Bizim yeme problemimiz yok çok şükür, tok evin aç çocuğu modunda olduğu için Arda Paşa, ne görse tatmak istiyor! Bir insan Ferrosanolden ikinci kaşık vermem için ağlar mı??? Bizimki ağlıyor!..)
3- Gıda değişiklikleri: Kuzu eti, koyun ya da keçi peyniri serbesttir. (Biz zaten peynirde keçi kullanıyoruz, inekten çok çok daha besleyici ve sağlıklı!) köfte, tavuk budu ya da kuzu eti ile sebze sote, balık, sebze soslu makarna, sebzeli bulgur pilavı tariflerini ayrıca doktorumuz verdi. Tarifleri ben denedikten sonra yazmayı düşünüyorum. Ayrıca leblebi tanesi büyüklüğünde yumurta beyazı başlanacak, bu çok çok alerjik bir yiyecek olduğu için özellikle popo, ağız çevresindeki oluşabilecek kızarıklıklara dikkat edilecek. Aynı şekilde mandalina da öyle.. (Ben mandalinayı 1,5 ay önce verdim ilk, son zamanlarda ise her gün bir mandalina suyu sıkıp veriyorum C vitamini olsun diye, neyse ki alerjik reaksiyon vermedik!)
4- 9-11. aylar arasında yapması gereken hareketler: Tutunup kalkabilmeliymiş (Bunu 2 gün önce bakıcı teyzemizin bacağına tutunarak yapmış onun söylemesine göre, ama gözlerimle görmediğim için inanmıyorum!), emekleyebilmeli, oturabilmeliymiş (bugün otururken emekleme pozisyonuna geçti ve önceden bir türlü kurtaramadığı ayağını da kurtardı ama göbek üstü düştü adım atamadan, ama sanırım 1 haftaya emeklemeye başlıyoruz!), yattığı yerden oturma pozisyonuna geçebilmeliymiş (bunu da yapıyorduk zaten!).


Tüm bunların sonucunda düşme kalkma olayları çok olacağından, herhangi bir düşüş sonrasında dikkat etmemiz gereken şeyleri de söyledi doktorumuz;
1. 2-3 saatte bir uyandırabiliyormuyuz bakmalıymışız,
2. Hemen kusması normalmiş ama ilerleyen saatlerde kusarsa bu normal değilmiş,
3. Burun ya da kulaktan sıvı geliyor mu bakmalıymışız,
4. Kol bacak hareketleri normal mi bakmalıymışız..
...Eveett devam edelim 9. aydan sonraki oyunlara, oyuncaklara...vb.
Dans eden oyuncaklara ilgileri çok olurmuş.. (Bunu ördek örneğinde gördük zaten!) Zıplayan top, uçan balon gibi oyuncaklar, neden-sonuç ilişkisi kurmasında çok önemliymiş. Topu yere atarsam geri gelir, uçan balonu bıraktığımda uçuyor, ipini çekince yine geri geliyor..vb gibi.. Hacı yatmaz alınabilirmişl ama çok da önemli değilmiş.. Ayrıca annesini-babasını her türlü fiziksel değişiklikle tanıması bakımından, gözlerini masmavi yap, kırmızı ruj sür, saçlarını tepeden topla, gözlük tak, yüzüne çil yap...vb gibi şeyler yapabilirsin dedi.
Arda'nın hastalığı zamanında Alev Hn ile mesajlaşmamdan 2 gün sonra, ondan "Arda nasıl?" diye bir mesaj geldi. O kadar memnun olduk ki ilgisinden dolayı.. O kadar çok hastası varken her biriyle bu kadar yakından ilgilenmesi gerçekten şaşırttı beni. Kendisine de teşekkür ettim ama buradan tekrar teşekkür etmek isterim...
Arda'nın 10. ayı bittiğinde yaptığı şeyleri, 4 gün sonra mum üflerkenki fotolarımızla birlikte yazacağım...

18 Aralık 2008 Perşembe

Sessiz Gidiş... :(((



Hep dedemin yanına gitmek isterdin... Gittin...
Ruhun şad olsun anneannem... :(((

14 Aralık 2008 Pazar

Kurban Bayramımız...

Önce Eskişehir sonra İstanbul... Akrabaları ziyaret, büyüklerin elini öpme, küçükleri mıncıklama, bol kalabalık, bol eğlence, eğlencenin yanında dinlenme... Arda'ya bakacak o kadar çok kişi vardı ki; Issız Adam, AROG girdi hayatımıza.. istanbulda'da gece Ortaköy sefası, kişi başı 20 adet midye, Gusta Bar'da bira+vişne votka, Bebek'te Starbucks, Etilerde salep, boğaz manzarasında çay, krize inat bol alışveriş, lise arkadaşıyla buluşma, üniversite kankasıyla hasret giderme, bol aile saadeti... Daha ne istenir bu hayatta???

Bayramın ilk günü çok yakışıklıydık...

2. günü kayınvalidemlerde ailecek toplandık. Saadet ve Semahat Halalar, Buket Abla, Bora Abi ve minikleri Asya ve Ege.. Arda özellikle Ege Abisine bayıldı.

Eskişehir-İstanbul arası çok stresliydim. Malum bizim bıdık oto koltuğunu sevmediği için o kadar saat naparız diyordum ama oğlum beni bir kez daha şaşırttı, akıllı bıdığım o benim. :) Gerçi önlemimi almıştım, arabanın içi oyun parkı gibiydi!!! Yolda Sapanca Tesislerinde durduk, çoook leziz bir Adana yedikten ve biraz göl havası çektikten sonra ciğerlerimize, düştük anneanne, dede, teyze, enişte ve Bora Abiyi görme yollarına....

...Veeee İstanbul... Çok seviyorum ben bu şehri.. Ama sadece gezmek için, asla yaşamak için değil... Dede Burhan ve Meloş çok özlemişler torunlarını, uzun zaman olmuştu. Arda Bora ile oynadı, Bora da oyuncaklarını onunla paylaştı. Bu arada çok şey öğrendi bu bayramda minik.. Artık yerinde tutamıyoruz miniği, illaki gidecek bir yerlere. Emekleme çalışmaları son sürat gidiyor ve gerçekten benim için çok yorucu olmaya başladı..

Bu bayramın en güzel yanlarından birisi de, ODTÜ'den bölüm arkadaşım Nursellere ziyaretimizdi İzmitte. Üniversite yıllarında Design dersi ve laboratuvar dersi proje arkadaşım, sonra İzmitte işe başladığım sürede Yahya Kaptan'da yan apartmanıma evlenip taşınan, psikolojimin en dibe vurduğu o dönemde beni bir an olsun yalnız bırakmayan, aynı anda hamile kalıp benden sadece 4 gün önce kendi gibi güzel mi güzel ama kendisine hiiiç benzemeyecek şekilde cadaloz bir şirinliği dünyaya getiren, Defne'nin annesi biricik arkadaşım, canım arkadaşım Nursellere... Araya yıllar girmişti oysa ama kaldığımız yerden devam edebilmek ne güzel.. Kalbinin sıcaklığını bir kez daha sunduğun için teşekkürler canım arkadaşım.
Defne bebek öyle hareketli ki inanılmaz... Çok tatlı, çok sevimli, bir o kadar inatçı.. Her halleri güzel ama...


Bir bayram daha böyle bitti işte... Güzeldi, çok güzeldi... Sonrasında minikte başlayan nezle, burun tıkanıklığı ve öksürüğe rağmen...

4 Aralık 2008 Perşembe

Portatif Mama Sandalyesi..



Özellikle bir yerlere gittiğimizde Arda'ya yemek yedirmek için türlü şekillere giriyorum. Hayır hayır yemek yemek istemediği için değil, mama sandalyesi olmayan evlerde (anneanne, babaanne...vb) koltuğa oturtsam heryer batıyor, birisi kucakta tutsa olmuyor... Hazır bayram tatilinde de önce Eskişehir sonra da İstanbul yapacağımız ve bu seansların işkenceye dönüşmemesi için portatif mama sandalyelerine bakıyorum. Praticbaby'nin katlanabilir portatif mama sandalyesi hem fiyat olarak hem katlanabilir olması bakımından uygun geldi bana ama bir türlü güvenemiyorum acaba tutar mı, bebek düşer mi diye. Napsam sizce???

3 Aralık 2008 Çarşamba

Kahvaltımıza Eklentiler...

Bir kaç haftadır Arda kahvaltısını çok da iştahlı yemiyor. Düşündüm; 2 ay boyunca bana da aynı kahvaltıyı verseler ben de sıkılırdım!! Gerçi aralarda değiştiriyordum, içine bazen muz, bazen elma...
İnek sütüne karşı duyarlılığımız olduğu için keçi peyniri, keçi yoğurdu, keçi kaşarı derken, üstüne keçi boynuzu pekmezi de katılınca, iyice keçi gibi inatçı oldu bizim oğlan! Ben de dedim hafif hafif inek ürünlerine geçelim, biraz da inek özelliklerini kapalım!! Dün ve bugün, vücudunda çıkabilecek herhangi bir alerjik reaksiyonu da kontrol altında tutarak, kahvaltısına keçi peyniri yerine labne kattım. Bir de şu tuzsuz kocaman olan zeytinlerden (eşşek zeytini diyorlarmış!! Hadi bakalım eşşek, keçi, inek derken ne hale gelecez acaba!!!) kabuğunu soyup dilimleyip koydum. Sevdi ve yine kahvaltılarımızda eski iştahımıza döndük. 1-2 ay idare eder bu menü bizi. Aralarda yine değişiklikler de yapıyoruz tabiii...