09 Şubat 2010 Salı

Şom Ağızlısın İşte!!!

Hep benim yüzümden işte… Şom ağzımı açmasam da, sadece aklıma gelmesi bile nazar değmesine yetiyor!!


Daha 4 gün önce, aylardır aklıma düşmeyen şey nedense aklıma geldi; aman dedim dile vurmayayım, ne zaman dile vursam ertesi gün oluyor!!! En son ateşli hastalığımız geçtiğimiz yaz 10 gün hastanede yatarak tedavi gördüğümüz Ağustos ayına denk geliyor. O günden sonra bu zamana kadar geçen sürede, Arda gibi alerjik bronşiti olan bir çocuk, hiç ateşli hastalık geçirmedi. İşte bunlar geldi aklıma… Hay aklıma… Ertesi gün ateşi bir yükseldi, düşürebilene aşkolsun!!



Ateşin yanında öksürük de eşlik edince, sadık hastalığımız olan bronşiolitin, bizi uzun aradan sonra tekrar ziyarete geldiğini anladık. Hatta orta kulak iltihabını da beraberinde getirmiş ki, cümbül cemaat gayet şatafatlı geceler yaşadık hep beraber!! Hiç 40 dereceye varan ateş görmemiştik biz. Hiç fitil+c.alpol+i.bufen 3’lüsünü bir arada verip, işe yaramadığına da şahit olmamıştık.


Soluğu Güven Hastanesi acilde aldık. Antibiyotik, öksürük şurubu, ateş düşürücüler... 40 derece ateşliyken bile koltukların üzerinde zıplayan, meşhur 2'nin hakkını olabildiğince veren, ama neyse ki kısa açıklamalar yapınca "tamam" diyip dediklerimizi yapan, şurup içirme konusunda hayatı boyunca bize hiç çile çektirmeyen aksine 2. kaşığı vermemiz için ağlayan, güçlü iradeli minik bir adam o... Ama ne yalan söyliyim, hastalığı hiiiiiççç çekilmiyor!!...

03 Şubat 2010 Çarşamba

Çocuk Psikologu Görüşü

2 yaş sendromundan, en etkili şekilde piyangodan bahtımıza çıkanı alınca ve almaya da süratle devam edince, bazı durumlarda ne yapılması gerektiğini - her ne kadar konu ile ilgili kitap, makale okuyor ve teorik olarak öfke nöbetlerinde neler yapılması gerektiğini biliyor olsak da - bunu bir de çocuk psikologundan duymanın, belki de bilmediğimiz bilgiler edineceğimizin ve pratikte hiçbir şeyin teorikteki gibi kolay olmadığını yüz yüze görüşerek daha uygulanabilir metotları öğrenmenin, bu zor süreci atlatmaya çalışırken daha etkili olacağını düşündüm.

Zira ben de son zamanlarda sabrımın üst sınırında, hatta o sınırı aşmış şekilde azarlayarak davranışlar sergilemeye başladığım ve durum bu şekilde olunca daha da kötüye gittiği için, birinin beni de silkelemesi gerekiyordu.

Madalyon Psikiyatri Merkezi’nde konu ile ilgili uzmanlaşmış bir çocuk psikologuna gittim. İnternetten araştırırken özellikle çocuğu olan bayan bir psikolog aradım ve buldum.
Yarım saatlik görüşmemizin önemli kısımlarını aşağıya yazıyorum:

"Bu yaşlar (18 aydan itibaren) yasakların, kuralların konması gereken dönemlerdir ve bu dönemde kurallar konulmazsa ileride tatminsiz bir çocuk yetişir. Mesela oyuncağını duvara mi fırlattı, önce uyarın. O oyuncağı duvara fırlatmanı istemiyorum diyin. Yine atacaktır. 2. defa daha attığında oyuncağı tekrar atarsan onu senden alırım diyin ve yine atacaktır. 3. de o oyuncağı uyarı yapmaksızın elinden alin. Ağlayacak, kendini yerlere atacak, o zaman da arkanızı dönün ilgilenmeyin" dedi.


Vurma konusunu da sordum. 3 ay kadar önce başlamış bir huy bu Arda'da dedim. Genellikle ya çok uykusu olduğunda ya da bir arkadaşı elinden oyuncağını almaya kalktığında karşısında kim olursa olsun vuruyordu. 1 aylık süren "Hayır Ardacım vurmuyoruz cici yapıyoruz çünkü arkadaş cici, onu seviyoruz" cümlesinden sonra bu huyumuz yok denecek kadar azalmıştı. Ta ki daha geçenlerde benim de artık sabrımın tükenmesi vesilesiyle bir hata yaptım ve sesimi yükselttim, azarladım. Zaten hırçınken, daha da hırçınlaştı ve bu huyumuza tekrar merhaba dedik maalesef!!!
Bu geri dönüşümün benim gözümün önünde olmasından dolayı ve bunu farketmemle bağırma, azarlama durumlarını tamamen kaldırdım hayatımdan. Bunun için daha fazla çaba gösteriyorum. Artık içimden 10’a, olmadı 20'ye kadar sayıyorum ve bu süre içinde olumlu sonuçları da görmeye başladım ne mutlu ki..
Öfke nöbetleri sırasında ya da vurduğu zamanlarda:

Onu sakin bir yere çekin ve orada oturmasını isteyin ama bu 2 dakikayı gecmesin. Oturmaz çıkar gider odadan, denedim bunu dediğimde, o zaman siz de odadan çıkmayın ve her kalktığında oturtun yerine dedi. (Mola Yöntemi)
Tutarlılık konusunda:
Anne-baba arasındaki mutabakat çok önemli, birinin evet dediğine diğerinin hayır demesi çocuğun aklını karıştırır, onu mutlu edecek kişiye yönelir dedi. Sakin sakin “hayır”ı kısa ve net cümlelerle ona açıklamamız gerekli ama ASLA ilgisini dağıtmaya çalışmayın dedi. Bu görüşmeden çıkardığım en önemli sonuç bu aslında. Çünkü ben her öfke nöbetinde, her vurduğunda, her “hayır”dan sonra ilgi dağıtırdım ama psikologun açıklaması da çok mantıklı geldi. Şöyle ki; ilgi dağıtırsanız çocuk bunun yanlış olduğunu anlamaz ve unutur. Ama sizin ona yanlışı öğretmeniz ve her yapılan yanlıştan sonra aynı şekilde tavır koymanız gerekir dedi.
Şimdilik bu şekilde sinirlenmeden, sakin sakin anlatınca “tamam” diyor, ısrar etmiyor. Vurmalarını da, uykusuz ve aç olmadığı zamanlarda büyük ölçüde azalttık ama her an en ufak bir azarlamada tekrar pik yapacak diye korkuyorum elbette.
2 ay kadar önce çekilmiş bir videoydu aşağıdaki, unutmuştum... Biraz eğlenmek için...


video

01 Şubat 2010 Pazartesi

TT

Bu makale , şimdiye kadar 2 yaş sendromu ile okuduklarım arasında en "bitmesin lütfen, biraz daha anlatsın, açıklasın" dediklerimin başında gelenlerden.

Herkese kolay gelsin inşallah...

26 Ocak 2010 Salı

Son Zamanlarda...

Hiçbir zaman ilgisini dağıtmak için "Aaa kuş", "Aaaa ağaç, çiçek, böcek" diyemedik. O zaman hep daha da sinirlendi, daha da öfkelendi. Ama ne zaman ki onu da her denileni anlayan, mantığı olan bir birey olarak görüp, ona neden olmayacağını mantıklı sebepler öne sürerek ve sakince açıkladık ve ardından "Tamam mı?" ya da "Oldu mu?" sorusuyla bitirdik, işte o zaman "Tamam!" ya da "Oldu!" cevabını aldık. Öyle güzel söylüyor ki bu "Tamam"ı.



Dün sabah aceleyle işe gitmek için hazırlanıyorum, bakıcı teyzemiz de biraz geç kaldı. Arda'nın kahvaltısını hazırladım koydum tabağına, hadi giyiniyorum sen de kahvaltını yap dedim. Gitti oturdu sandalyesine yemeye başladı. Bir süre sonra sesi kesildi, ki bu hiç hayra alamet değildir!! Hemen koştum mutfağa; su bidonunun üzerindeki pompayı sökmüş, bidonu devirmiş, yerler, halılar foşur foşur su!! Yavrucak korkmuş! Kızdım biraz ama bağırmadan, öyle korkmuş ki ağladı ağlayacak... "Bir daha ASLA bu bidona dokunmayacaksın tamam mı? Seni bu bidonla, pompayla oynarken görmeyeceğim tamam mı?" dedim; kafa eğildi, kaçamak gözlerle bana baktı; "Tamam!" dedi. "Tamamsa gel sarılıyım sana sen de bana sarıl o zaman" dedim. 1 aydır bana sarılmıyordu, sarıldı!! Öyle masum ki, korkmuş bebeğim...

Bebekleri çok seviyor. Hayır canım oyuncak bebekleri değil, gayet canlı mini mini bebekleri... Dergide, kitapta, normal hayatta gerçek bir bebek ya da bebek resmi görse hemen elleriyle minicik işareti yapıp gözlerini kısıyor, cıvıl cıvıl cıvıldıyor.

Hiç kıskançlığı da yok, kendinden küçükleri biliyor, gidip yanaklarından öpüyor. Kendinden büyük abilerle/ablalarla ise daha mesafeli, saygı duyuyor onlara. Yavaş yavaş gidiyor yanlarına, bir süre dinliyor onları, bakıyor, sonra aralarına katılıyor. Kendinden büyük abilerle daha iyi anlaşıyor sanki, onların her dediklerini harfiyen uyguluyor, sendrom mendrom pas geçiyor abilerin yanında bizi... İnsan canlısı, sevecen bir çocuk Arda.


Sıcakkanlı, kendini her ortamda sevdiren farklı bir kişilik o. Bu yönüyle de babasına benzemiş, zira ben nasıl soğuk geliyorsam, sessiz, az konuşan, sert geliyorsam insanlara ilk bakışta, babası da bir o kadar geveze, sıcakkanlı, herkesçe sevilen biri. Hep olmadığımız, olamadığımız şeylere özeniriz yaa çocuklarımız için, onları o kendi yapamadıklarımıza yöneltmeye çalışırız yaa... Seviniyorum işte bu yüzden bu derece şirin, sevimli oluşuna...

22 Ocak 2010 Cuma

Kreşlere Devam...

SGK BBALGAT ÇOCUK BAKIMEVİ

İşyerime çok yakın olması sebebiyle işyerindeki arkadaşlarımdan öğrendiğim bir kreş, SGK’nın Balgat Çocuk Bakımevi. Üst yaş grupları için güzel duyumlar alarak, “ooo hem de devletin kreşi, hem de güzel deniliyor, hayret!!” şeklinde umutlarla gittiğim çocuk bakımevi, beni hayrete düşürerek, gözlerimi fal taşı gibi açtırarak şaşırttı!!

Öncelikle yaş gruplarını kesin bir şekilde ayırıyorlar. Her şeyleri ayrı. Ve özellikle 2 yaşa kadarki çocukları tüm gün odalarından dışarıya çıkartmıyorlar. Bakımevinin Müdürü Cansel Hanım, bunun onları mikroplardan korumak için olduğunu söylese de, ilk burada kaybettiler beni. (Gerçi özel kreş olmadığı için para kazanma, kendilerini beğendirme kaygıları olmadığı için, benim oğlumu oraya vermemem onlar için bir kayıp değil aksine kazanç. Zira Arda’yı tüm gün bir odadan çıkartmazlarsa, orayı talan eder!!)

O odanın içinde uyuyorlar, yemek yiyorlar, oyun oynuyorlar. Yine odanın içinde incecik duvarla ayrılmış bir adet tuvalet bulunuyor. Pek temiz değil açıkçası. Oyuncaklar?? Bir sürü ıvır zıvır, gözle görülür elle tutulur doğru dürüst bir eğitici oyuncak gözüme çarpmadı maalesef. Gittiğimde yemek yiyordu bebeler, biri de uyumaya çalışıyordu, uyumak istemeyince beni gezdiren uzman çocuğa; “aaa ağlama bak kafamız şişiyor ama” diye yarı şaka yarı kızar şekilde uyardı!!

Sonuç olarak çok başarısız. Daha söyleyecek çok sözüm var ama gerek görmüyorum.


Şimdilik kreş gezmelerimi burada noktalamaya karar verdim. Bu son gördüğüm kreş beni o kadar soğuttu ki kreş fikrinden, biliyorum hepsi öyle değil, tersine muhteşem kreşler var ama hem yakın değiller bize hem de şu anda çok da zorlayıcı durumumuz yok kreş konusunda. 3 yaşını beklemeye karar verdik eşimle.. Sadece bu yaz, mesela haftanın 2-3 günü, bakıcı teyzesiyle beraber 2-3 sattliğine bizim evin yakınındaki kreşe başlatabilirim. Sadece oyun, eğitim, aktiviteler için.

Ve bir de foto...

19 Ocak 2010 Salı

Ankara'da Balgat, Çiğdem Mah., Öveçler Civarı Kreşler

Şifreli olmasaydı bloğum, eminim ki birçok anneye/aileye ışık tutacak bir yazı olurdu bu post. Zira, Arda için kreş araştırırken hem evimize hem iş yerime yakın civarlarda bulunan kreşlerin sadece reklamlarını ve web sitelerinden edindiğim bilgileri gördüm. Ama asıl önemli olan ebeveyn yorumlarını, bir anne/baba gözüyle kreşlerin durumunu, herkesin beklentileri farklı olsa da bu beklentileri ne derece karşılayabildiğine dair herhangi bir bilgiye ulaşamadım bu derya deniz internet aleminde!!

Sonra tekrar sordum kendime; iyi mi ettim blogumu sadece belirli kişilere açmakla, şifre koyarak bencilce mi davrandım acaba dedim kendi kendime. Ki ne zaman bloglar arası geçiş yaparken “Bu blog sadece davetli okuyuculara açıktır” mesajını görsem ekranda; “Hadi lem sen de çok lazımsın sanki!!” diye içimden geçiren ben, aynı şeyi yapıyorum :)

Nereden geldik bu konuya?? Kreşler!! Sonra düşündüm, yok böylesi daha iyi.. En azından şimdilik... Yine de belki bloğumu görüntüleyebilenlere bir nebze faydalı olur diye yazıyorum bu postu..

Bir kreşte nelere dikkat edilir? Kreş ararken üzerinde durulması gereken hususlar nelerdir? Üye olduğum mail gruplarından, internetten, arkadaşlardan bulduğum ve harmanladığım sorular var elimde, ayrı bir post olarak bunları yayınlayacağım ileride. Gittiğim kreşlerde dikkat ettiğim hususlar hep bu sorular ışığında oldu, ve tabii ki kendi özel beklentilerimle. Kreşlere başlıyorum…

AKMAN YUVA/ÇUKURAMBAR

38. Cadde No: 31 Çukurambar
Tel: 287 74 84

Akman Yuva, Çukurambar’da Pınar Eğitim Kurumları’nın arkasında bulunan sokakta yer almakta. Sahibi Gülay Akman, Hacettepe Üniv. Çocuk Gelişimi mezunu, çok bilgili, çok güven telkin eden, samimi, içten bir bayan. Gitmeden önce kendisini arayıp, kreşi gezmek istediğimi, ama çocukları da rahatsız etmek istemediğimden hangi saatlerde gelmemin uygun olacağını sordum kendisine ve, istediğiniz her an gelip görebileceğim, en doğal halleriyle onları görmemin daha iyi olacağını ve çocuklarının bu türde ziyaretlere alışkın olduklarını söyledi. Buna bir yandan sevindim-ki güven verdi bana- bir yandan da kafamda soru işaretleri oluştu; ben çocuğu o kreşe giden bir veli olsaydım, ne idüğü belirsiz birilerinin zırt pırt oğlumun bulunduğu mekana girip bakmasını, aktivitelerini bölmesini istermiydim diye.. Ama bir de ya hiç izin vermeselerdi gezmeme o zaman da başka bir sorun!! Halen karar verebilmiş değilim bu konuda.. Zira gittiğimde miniklerin uykuya yatma zamanlarıydı ve öğretmenleri pijamalarını giydiriyordu. Ben onlara bakmaktan, onları rahatsız etmekten çekindim, el sallayıp her birine öpücük yollayıp ayrıldım.

Uyku diyince, ilk gözüme çarpan ve pek de hoşuma gitmeyen bir husustan bahsediyim. Yataklar. Belki de ilk kreş gezme deneyimim olduğundan, şaşırdım. Hep hayalimde parmaklıklı ya da parmaklıkları kaldırılmış klasik yataklar canlanmıştı gözümde ama yerlere serilmiş portatif kreş yataklarını (kampet) görünce yüzüm düştü resmen. Sonradan öğrendim ki çoğu kreşte bunlar kullanılıyormuş, hem güvenlik açısından hem portatif olması bakımından hem de yerden kazanç sağlanması bakımından. Benim için tolere edilebilir mi?? Bilmem, kreş çok çok iyiyse görmezden gelebilirim…

Kafama takılan bir diğer konu da merdivenler.. 3 katlı bir kreş. En üst kat yemekhane ve boya gibi aktivitelerin yapıldığı yer. Orta kat oyun ve uyku odaları. (Bir sınıfta dikkatimi çekti oyun odası aynı anda uyku odası olarak da kullanılmış. Bu da hiç hoşuma gitmedi.) Giriş katı ise portmanto ve danışma şeklinde hazırlanmış. Maalesef ki merdivensiz kreş bulmak çok çok zor o yüzden elde olmadan bu konuyu da görmezden gelmemiz gerek. Zaten merdiven araları çok yüksek değil, aralıklar geniş ve merdiven başlangıç ve bitişlerine de korkuluk yapılmış, olabildiğince önlem alınmış yani.

Kreş çok kalabalık. Orada bulunduğum 45 dk içinde heryerden çocuk çıktı :)) Kalabalığı görünce elbette aklıma ilk gelen şey hastalık oldu. Çocukların velilerinin daha çok doktor olduğunu söyledi Gülay Hanım. Bu sene hiç hastalık yaşanmamış kreşte!! Hasta çocuğu kreşe gönderiyorlar mı aileler diye sorduğumda evet gönderiyorlar ama biz burada başına bir öğretmen vererek izole ediyoruz diğer çocuklardan dedi. Artık bu iyi mi kötü mü, doğru mu yanlış mı onu da bilemiyorum!!


Ayrıca çim alan olmasa da büyükçe sayılabilecek bir bahçesi var yazın kaydıraktan kayabilmek, dışarıda aktiviteler yapabilmek için. Ha bir de servis meselesi; bu sabah işe giderken, saat tam 08:17'de Akman kreşin servisi bizim evin önünden geçti :) Bu bir işaret mi yoksa??? :P


Yapılan oyunlara aktivitelere hiç girmiyorum, zira kreşlerin amacı bu. Lakin şunu söylemeden geçemeyeceğim; daha çok oradaki çocukları gözlemledim, hepsi çok mutlu, çok güleryüzlüydüler. Ve hangi odaya hangi yaş grubunun bulunduğu yere girersek girelim, tüm çocuklar öğretmenlerini ve Gülay hanım’ı çok seviyorlar, boyunlarına sarılmak, öpmek için sıraya giriyorlar :) Bu yeterli mi bir kreşe çocuğumuzu gönderebilmek için?

GONCA KREŞ VE ANAOKULLARI

Akman Yuva'nın hemen bitişiğinde konumlanmış bir kreş. Ayrıca 3 yaş öncesi çocukları da almıyorlar. Bu durumda şimdilik benim için ilgilendiğim kısma girmiyor ama yine de buraya yazma ihtyacı hissettim. Kreşe girdim ama ilk 10 dk muhatap olacak kimseyi bulamadım! Kreş sahibi de haber gönderdiğim halde lütfedip de odasından çıkıp yanıma gelemedi! Burası da merdivenli bir kreş. yatakları Akman Yuva'daki gibi kampet tipli değil, ama benim düşündüğüm gibi parmaklıklı beşiklerden değil. tam anlamıyla montessori yatağı, sadece en mini boyutlarını düşünün. Uyku odasında hiçbir şekilde oyun oynanmıyor ve ortam temiz. Ama buraya yemekhaneden geçerek giriliyor ve üst kattaki yemekhanenin kapısı açılır açılmaz yemek kokuları geliyor ve minikler bu koku ile uyumak zorunda kalıyorlar. Bir süre sonra burun alışıyor elbette ama yine de benim hoşuma gitmedi işte napıyım!! Bir de açıkçası ilk girişteki beklememden, kreş sahibinin ilgisizliğinden dolayı, gayet önyargılıydım gezerken ki oyun odasında 4 yaş üstü çocuklar kaydıraklardan kayarken ve top havuzunda oynarken, 3 tane öğretmenin bilgisayar başında müzik aramaları, bilgisayar üğretmeninin internete giriyor oluşu da cidden battı bana.


AKVARYUM YUVA

Ziyabey cad. No: 21/A Balgat
Tel: 287 42 99-284 00 17

Kesinlikle çok ferah bir kreş. Sahibi Seda hanım çok ilgili ve özenli bir bayan ki, yerler parke olduğu için ve çocukların uyku saatinde topuklular ses çıkarıp minikleri rahatsız etmesin diye spor ayakkabı giyiyor. kreş 2 katlı ama ilk katı bir apartmanın girişi, 2. katı -ki burada ymekhane ve jimnastik,spor, sinema salonu olarak kullanılan büyük alanlar var-girişin bir altında. Gittiğimde hava yağmurluydu dolayısıyla güneş alıp almadığını anlayamadım ama bu konuda çok başarılı değil sanırım.. Bir de emin olmamakla birlikte (ne sormak aklıma geldi, ne de onlar gösterdi) dışarıda bir oyun bahçesi yok sanırım. Bu bir dezavantaj...

Minikler uyuduğu için uyku odalarını göremedim ama hem beşik şeklinde hem de yer yatağı şeklinde yatakları mevcutmuş! Asıl oyun odaları hoşuma gitti, çok ferahtı insana daral gelmiyordu yani. Her hafta Çarşamba günleri anlaşmalı oldukları bir doktor geliyormuş, acil durumları sordum, zaten dedi akropol hastanesi çok yakın buraya ve orada da beraber çalıştığımız doktorlar var dedi Seda Hanım. Ne biliyim içim ısındı buraya nedense...

Gezdikçe toparlayabildiğim kreşleri yazmaya devam edeceğim buraya.. Şimdilik bu kadar..

18 Ocak 2010 Pazartesi

Hep Öyle Demeye Başladım Ama...

Bu çocuklar büyüdükçe sanki gezmeler daha kolaylaşır oldu.. Daha rahat muhabbet etmeler, daha huzurlu çocukları bir odada bırakıp yanlarından ayrılabilmeler, sıcak çay içebilmeler, hatta abartıp şarap bile tadabilmeler...

(Arda, Demir'den başlayıp, sırasıyla Çınar ve Emre Alp'in göbek deliklerini merak edip kendininkiyle karşılaştırırken!!)

Emre Alp minik bir operasyon geçirmişti ve üstüne bir de sünnet olarak grubumuzun ilk erkekliğe adım atan bebesi oldu :) Hem geçmiş olsun içindi bu ziyaretimiz, hem uzun zamandır görüşememenin çıkarılacak acısı, hem de tuvalet eğitimini de tamamlayan Emre Alp'i tebrik amaçlı...


Babalar için ayrı bir zevk oldu o akşam, zira yerlerinden bile kalkmadan gel keyfim gel şeklinde şaraplarını yudumlarken, biz çocuklarla oyun oynamanın, onları izlemenin ve her birimizin alışık olduğu şekilde birbirlerine zarar verirlerse onları önlemek babında hazır duran annelerdik..



Yanılttı bizi yavrularımız. Büyüdüklerinin, söz dinleyen, hayırdan anlayan akıllı çocuklar olduklarının en güzel örneklerinden birini daha gösterdikleri bir geceydi.. Artık paylaşıyorlar da.. Ağlama krizlerine girmiyorlar bir top için, ya da sırayla biniyorlar bisiklete sıraları geldiğinde.. En ufak bir gık, en ufak bir sert hareket yok.. Neymiş??? Bunlar bir dönemmiş.... Neymiş??? 1,5 yaşındaki bebekleri azarlayarak değil, doğruyu anlatarak bu zor dönemin üstesinden gelinebilirmiş... (Neyse, bu dönemi nasıl atlattığımızı ayrı bir postta yazayım ki belki faydamız dokunur aynı dertten muzdarip olanlara...)


Hep hayalimdi mini bir masanın etrafında mini sandalyelerine oturan 4 kişilik oyun grubu.. Boya yapan, yemek yiyen, lego oynayan ama bunları hep beraber paylaşarak, gülerek eğlenerek yapan çocuklar...


Bir de Arda ve Çınar tabii ki... Aradan 1 sene geçti ama hala unutmamışlar o holde beraber olunca emeklediklerini.. Onlar da geçmişi yad ettiler...

Birbirlerini seviyorlar... Hem de çok...



Birbirimizi seviyoruz... Hem de daha çok...




Paylaştıkça, paylaşımlar arttıkça, hayatlarımız daha ortak noktalarda kesişiyor.

10 Ocak 2010 Pazar

Gurur..

Bu oyun grubunun benim için bu kadar özel olmasının sebebi, daha bebeklerimiz 5-6 aylıkkenden itibaren buluşmalarımız mı acaba??

Yoksa bazı dönemlerde sık sık, bazı dönemlerde de inadına aylarca görüş(e)mememize rağmen, hep kaldığımız yerden devam edebilmemiz, birbirimizi anlayabilmemiz, birbirimize ve bebeklerimize kendi bebeklerimize gösterdiğimiz sabrı gösterebilmemiz, çocukça, aptalca konular yüzünden birbirimizi incitmememiz, her daim açık yürekli oluşumuz mu???
Ya da Ankaralı bloggerlar arasında -bildiğimiz- ilk oyun grubu buluşmalarını bu grubun gerçekleştirmiş olmasından duyduğumuz gurur ve bizi bu noktada da birleştiren ortak hislerimiz mi???

Geçen günkü yazımdaki izlediğim klipten hemen sonra çağırdım bu grubu evimize.. Halen daha içimde bir gariplik.. İnanamayış... Grup tam değildi oysa... Yiğit'in uykusu geldiğinden kısacık kaldılar aramızda.. Ne doğru dürüst foto çekmişim ne kamera görüntülerinde Yiğit var... Emre Jr ve Sibel ise sağlık problemlerinden dolayı katılamadılar...

Bu sefer de, yine eskiden, ilk blog yazmaya başladığımda yaptığım gibi klip hazırladım uzun süreden sonra... Eskiden her birimizin bebekleri hakkında kısa kısa da yazardım... Yine öyle yapasım var... Geçmişe dönük yaşıyorum nedense bu aralar... Bebekliğini mi özlüyorum yoksa oğlumun? Ya da ikinci bebeğe hazırlık sinyalleri mi veriyor hormonlarım? Yok yok şimdilik kalsın o, sevgili hormonlar!! :))

Yiğit; kocaman olmuş, eskinin oturan boğasını evin bilimum köşelerinden topladım... Eee yeterince oturdu annesi artık gezme, dolaşma, yaramazlık yapma zamanı... :)

Selin; sanırım bu kız manken olacak.. Boyu ne kadar uzamış, ne kadar güzelleşmiş.. Hani bazı bebekler şirin olur, sevimli olur yaa, Selin kesinlikle güzel... Çok güzel.. Maşallah...

Mira; ben bu kıza hep hayrandım, halen hayranım... Dedim Banuya defalarca, ilerde bir kız bebeğe hamile olursam hep Miraya bakıcam ona benzesin diye...

Çınar; Benim o dişleri bir türlü çıkaramayan bebişim... Hiçbirşeyden çekmedi o, o dişlerden çektiği kadar... Yine Ardayla kankilik durumları son süratti...

Sözlere son veriyorum artık... Ne kadar güzel bir gün geçirdiğimizin kanıtıdır aşağıdaki görüntüler...


Dip 1: Hayatımdaki ilk yaş pastayı, Banunun doğum gününü de sürpriz bir şekilde kutlamak için o gün yaptım... Görüntü rezaletti ama tadı fena değildi, değil mi kızlar???

Dip 2: Kızlar iyi ki varsınız... İyi ki...

video

05 Ocak 2010 Salı

Yanarım da Yanarım...

Neden şimdiye kadarki çoğu yılbaşımızı böyle evde, kalabalıkça, ailelerimizle kutlamadık diye...



Çok seviyorum ben aile saadeti içinde, kalabalıkça, samimice, sıcacık evde, tv karşısında ama tv ye pek bakmadan, masada bilimum pasta böreğinden tutun, içkisinden, bozasına, mezesinden, yemeğine, kuruyemişinden meyve suyuna kadar herşeyin, gece boyunca masada açık büfe şeklinde kalmasına ve ara ara gidip oradan hiç de gizli saklı olmadan, kiloları da dert etmeden yiyecekleri mideye atmaya... Hele ki çocuklar da paçanıza yapışıp anneeee anneee diye kafa şişirmiyorsa...



İşte öyle bir yılbaşıydı bizimki... Arda'nın babaannesi, dedesi, halası, eniştesi ve iki kuzeniyle beraber geçirdiğimiz, Arda'nın da gece 2'de bizimle beraber uyuduğu, ama sabah her zamanki gibi 07:30'da kalktığı, tüm gece boyunca kuzeni Duru ile çok güzel oynadığı, bizim hiç yüzümüze bile bakmadığı, kakara kikiri, bol sohbetli bir geceydi..



Ertesi gün bir hata edip, her gidişimde "Bir daha asla buraya gelmeyeceğim!!!" dediğim ama hep bir şekilde gittiğim Panoradaydık... Ama bundan sonra GERÇEKTEN, BİR DAHA ASLA oraya gitmeyeceğim!! Çok yordu bizi, hepimizi... Ne çocuklar birşey anladı, ne büyükler... Kalabalıktan nefes alamadık, rahat rahat koridorlarda yürüyemedik...



Neyse ki ertesi gün hep beraber benim mekanım olan Armada'ya gittik. Boş, sakin, ferah, üstelik hafta sonları saat 14:00'ten 17:00'ye kadar çocuklar için sanat atölyesi adında etkinlikler düzenleniyor. Çocuklar muhteşem eğlenceli bir gün geçirdiler, dolayısıyla bizler de...

Bu yılbaşı gecesinden sonra, elimde kalan en büyük kazancım da Arda'nın eskiden 2 olan gündüz uykularını, kuzenleriyle beraber vakit geçirerek oyalamak suretiyle teke indirmemiz oldu. Dolayısıyla artık sabahları 07:30'da değil, 08:00 ya da en iyi ihtimalle 08:30'da kalkıyor. Öğleden sonra 14-16:30 arası da uyuyor. Ha gece uykularımız mı?? Artık 22:30'dan önce mümkün değil uyumuyor, o saatte de ağlayarak yatırıyoruz yatağına bizim gece kuşunu...

29 Aralık 2009 Salı

Geçen sene ve 1 sene..

Geçen sene yıl sonu...



Allahım nasıl büyüdüler hepsi...